Hüseyin Hakan

13 Haziran 2018

 

“Otomatizasyon sürdükçe insanın tüm organları
kuruyup gidecektir –düğmeye basan parmakları dışında.”
Frank Lloyd Wright

 

Tek tıkla çok şey yapabildiğimiz bir çağdayız. Her şeyin kontrol edildiği, kontrol mekanizmalarının da kontrol edildiği paranoyak bir çağ. Tek tuş çağı! Bilimden sanata, ekonomiden teknolojiye, sağlıktan medyaya kadar her alanda bütün kontrol tek tuşla sağlanıp olağan akışına bırakılıyor. Tek tuşla televizyonu açıp dünyanın herhangi bir yerindeki sayısız insanı, lideri, olayı evimize getirebiliyor, tek tuşla onları yok edebiliyoruz. Tek bir tuşla cep telefonlarımızdan daha fazla fonksiyonu mümkün kılabiliyor, gerekirse birden fazla aktör ve olayı anında birbirinin karşısına dikebiliyoruz. Korkunç bir hız çağının tam ortasında yaşıyoruz.

Hız ve tuş çağında medyanın görevi yadsınamaz. 11 Eylül 2001’de Washington ve New York’u hedef alan saldırıları düşünün. İlk kulenin infilak edip devasa bir toz bulutuna dönüşmesinden kısa bir süre sonra –yirmi dakika, yarım saat kadar sonra- ikinci kule de bir başka uçak ile yerle bir edildi. Aradaki zamanlama manidardı zira ikinci saldırıyı aynı anda milyarlarca insan canlı yayınlarla izledi. Giddens’a göre bu sayı iki milyar izleyiciyi kapsar. (Giddens, 2013, s. 630) Karşılaştırmalı bir olay olması bakımından Abraham Lincoln’e yapılan suikastı ele alalım. 1865 yılında ABD başkanı Lincoln suikastla öldürüldüğünde, ölüm haberinin Londra’ya ulaşması on iki gün sürmüştür.[1] Bu mümkün örnekler içerisindeki en sıradan örnekleri vermemizdeki maksat ikiye ayrılır: ilki, günümüzde medyanın hızı şaşırtıcı derecededir. İkincisi ise, tıpkı İkiz Kule saldırılarından sonra Usame Bin Ladin imgesinin bütün dünyaya aşina kılındığı gibi, medya, belirli sembol ve kimlikleri dilediği ölçüde odak haline getirebilme kudretine haizdir. Medya, tek tuşla bizlere bir felaketin faili olarak sakalları uzun, yerel kıyafetler içerisinde donuk bakışlı Usame Bin Ladin’i gösterdi, o andan itibaren sakalları uzun ve yerel kıyafetler içerisindeki herkes potansiyel birer Usame Bin Ladin hâline geldi. Bu olay, medyanın sosyal uyum konusunda koca bir dünyayı aynı hizaya getirmesinin alametifarikası gibiydi.

Her konuyla alâkalı delilleri tarayıp konu üzerinde sıhhatli tahliller yapmamıza fırsat vermeyen hızın ve tek tuşun kurbanlarıyız. Artık hepimiz birimiz için değil, birimiz hepimizden dolayı hıza kurban veriliyor. Sosyal uyum demişken, Asch’in uyum hakkındaki deneyine değinmeden olmayacak. Doğru olduğuna inandığınız, zihninizin doğru olduğuna kanaat getirdiği bir konu hakkında sizin dışınızdakiler farklı bir görüşü ısrarla belirtiyorsa ne yapardınız? Asch, belirli sayıda insandan oluşan bir gruba sırasıyla kartlar göstermiştir. Kartların ilkinde farklı uzunluklarda yan yana çilmiş üç çizgi, diğerinde ise ilk karttaki bir çizgiyle aynı boyda çizilmiş bir adet çizgi bulunmaktaydı.[2] Deneklerden birisi gerçekten denektir, diğer üç denek ise araştırmacının asistanlarıdır ve kasten seçilmişlerdir. İlginç olan nokta, başlangıçta benzer tarzda sorular sorulduğunda asistanlar doğru cevaplar vererek deneğin güvenini kazandıktan sonra gösterilen kart çiftinde kasten hatalı çizgileri özdeşleştirmişlerdir. Sıra kendisine geldiğinde esas denek, bütün tereddütlerine rağmen gruba uyum sağlamış, doğru olmadığına inandığı ve bildiği hâlde sosyal uyumu tercih etmiştir. Sosyal uyum, Asch’in bu deneyinden ilhamla, bir aygıt veya kaynak eliyle doğruluğu sınanmadan üzerinde mutabık kalınan her türlü söz ve eylem kümesi ise, medyanın bu noktada üstlendiği rol, başta da söylediğimiz üzere, gerçekten yadsınamaz.

Şekil 1: Asch’ın “uyum” deneyi

Medyanın hız ve tek tuş felaketi enformasyon çağı dediğimiz bu çağda insanların zihin dünyalarını sığ, pasif, edilgen ve cılızlaştırıyor. Henüz bir haberi algılamadan, onu özemseyip zihin dünyamızda tartıp bir sonuca varamadan –en azından üzerinde adamakıllı fikir üretebileceğimiz bir hale sokamadan- bir başka haber ve bilgi aynı hızla ve tek tuşla zihnimizi meşgul ediyor. Bizler bu ikinci bilgiyi süzüp idrak etmeden bir yenisi daha, yenisi, bir yenisi ve bir yenisi daha dur durak bilmeden hücum ediyor. Toplumsal ve kişisel hafızamız ya lağvediliyor da ya bizim adımıza işletilmek üzere başkaları namına işgal ediliyor. Kendi totaliter kurumlarımızı inşa ediyoruz. Bentham’ın meşhur panopticon’u artık günümüzde yeni bir form almış durumda. Foucault’un, Bentham’ı incelerken keşfettiği panopticon’u şöyledir: “çevrede, halka şeklinde bir bina; ortada bir kule; kulede açılmış olan geniş pencereler halkanın iç cephesine bakmaktadır.” (Foucault, 2015, s. 86) İşin aslı, Bentham için gözetleme mekanizması aleni bir ıslah aygıtıdır. Bir merkezden bütün hücreleri izleyen –ilginç olanı ise izliyor hissi veren- gözetleme kulesinin mahkûmları kendisinin bilgisine karşı yalıtılmış hale sokar.

Günümüz toplumunun panopticon’u ise farklı işlevler üstlenir ve farklı mekanizmaları takip eder. Foucault’un perspektifiyle tek merkezden kontrol eden gözetleme mekanizması, günümüzde artık her yerden gözetlemeye ve etki altına almaya devam ederken bu kontrol etme mekanizmasını büyük oranda da medyaya borçludur. Biz, medyanın ak dediğine ak, kara dediğine kara diyenler! Bizler panopticon’un pasif mahkûmlarına kıyasla her şeyin farkındayız ve bundan gocunmak yerine birbirimizle kontrol mekanizmaları vasıtasıyla iletişim halindeyiz. Bilimsel zihnimiz tek boyutlu düşünen sığ bir hale geldi. Hepimiz, medyanın işaret edeceği hataların ardından gidip sosyal uyum sağlama konusunda iştahlı bireyleriz.

Gelecekte bu dünyanın akla hayale gelmeyecek farklılıklara gebe kalacağı kesin.  Tek tuşla bir şeylere çabucak inanan, tek tuşla bir şeylerden nefret eden; bir şeyleri reddeden, tahrip eden, körü körüne savunan; bir şeylerin ardından koşan, uğruna ötekileştiren, düşman belleyen, savaşlar açan dünyanın mensupları olarak enformel obezite haliyle burun burunayız. Derhal aklıselim, zevki selim ve kalbi selim fertler yetiştirmek durumundayız.


8 Haziran 2018, Gaziantep

 

Başvurular

Foucault, M. (2015). İktidarın Gözü (4. b.). (F. Keskin, Dü., & I. Ergüden, Çev.) İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Giddens, A. (2013). Sosyoloji (1. b.). (C. Güzel, Dü.) İstanbul: Kırmızı Yayınları.

Kağıtçıbaşı, Ç. (2013). Günümüzde İnsan ve İnsanlar (13. b.). İstanbul: Evrim Yayınları.

 

 

[1] A.g.e., s. 630

[2] Asch’in “uyum” deneyi üzerinde detaylı bilgi için bkz. Kağıtçıbaşı, Ç. (2013). Günümüzde İnsan ve İnsanlar (13. b.). İstanbul: Evrim Yayınları.

 

Hüseyin Hakan – Özyaşam Öyküsü 
1992 yılında Van’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Van’da tamamlayan Hakan, 2013 yılında Gaziantep Üniversitesi Sosyoloji bölümünde öğrenim görmeye başlayıp 2017 yılında buradan mezun oldu. Halen aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilim Dalı’nda yükseklisans eğitimi almaktadır. Bununla birlikte Kent Çalışmaları üzerinde de aktif olarak öğrenim gören Hakan’ın sosyal olgular üzerine birçoğu yayımlanmış olan akademik çalışmaları da mevcuttur.