Betül Dünder

12 Ağustos 2018 

Betül Tarıman imzasını ilk kez 1992 yılında Karadenizli bir dergi olan (Ahmet Özerin çıkarmış olduğu) Kıyıda gördü şiir okuru. 1995 yılında da ilk kitabı Ay Soloları” yayımlandı. İki bölümden oluşan bu incecik kitap ayın ışığı gibi aydınlatır şairin yolunu. Edirne doğumlu olan Tarıman, öğrenciliğini geçirdiği Ankaranın Temmuz Günlerini de unutmaz, bozkır sessizliğini de. Düşlediği adil dünyanın bir ucundan tutacaksa bunu şiirle yapacağının ilk işareti olan bu ilk kitaptan bir sene sonra “Üzgündü Kırlaryayımlanır. nihavent bir akşamdı/geçtim o gri suları” notuyla açılır bu ikinci kitap da. 70li yıllara dair iz bırakan kayıplar Tarıman’ın şiirinde yeniden hatırlanır, bir otobiyografik zaman dökümüdür bu kitaptaki şiirler ki; Akçaydan Bingöle 1970 İstanbulundan suskun bir ömrün/umarsız karanlığında birikenleri en sonunda şiirin avlusunda o masanın üzerine bırakarak sandalyesini çekip oturur şiirimizin evinde.  

2000 yılında Orhan Murat Arıburnu Şiir Juri Özel Ödülü’nü alan Kardan Harfler aynı yıl yayımlanır. Tarıman bu geçen sürede kendi şiirini bir bellek alanı olarak da kurar. Bunu en iyi tarifleyen kitaplarının başında gelir bana kalırsa Kardan Harfler. Kitabın ilk bölümü olan Toplu Fotoğraflaraynı zamanda Kastamonunda geçirdiği edebiyat/kültür günlerinin onda bıraktığı bir dökümandır, paylaşır. Görev yaptığı okulda aynı adlı dergiyi çıkarırlar öğrencileriyle birlikte. Başından beri bir tarih öğretmeni olarak bulunduğu yerde; gençlerin edebiyata, özellikle şiire yönelmeleri; her şeyden önce iyi bir şiir okuru olabilmeleri adına çabalar, edebiyat çevresini öğrencilerine taşır. Sadece kadınlar söz konusu olduğunda kendini daha fazla öne çıkarır. O birlikteliği, yeniden ve hep beraber var olmayı, sınıfsal mücadeleden de ayrı tutmadan önemser ve planlar. Kastamonu bu anlamda Tarıman’ın hayatı için çok daha fazla şey ifade eder. Kastamonulu kadınlar… onlar için, hayatlarına değen şiirler ve şair kadınlar varsa o biraz da Betül Tarıman demektir. Kastamonuda Kadınlar Edebiyatla Buluşuyor adı altında düzenlediği atölyelerde mahalleli kadınlarla şiir, öykü çalışmaları yapan Tarıman, aynı süreci Antalyada da deneyimlemiştir. Şair kadınları da dahil ederek yine kolektif bir çalışmaya önayak olmuş, bir küçük niyet el ele verilerek gerçekleşmiştir bu kez. Rıfat Ilgaz’ın memleketinde olup da onun adına bir şeyler yapmayı istemek de yapmak da yine Tarıman’ın gönülden talip olduğu şeylerdir. 2001-2005 yılları arasında şair-yazar Rıfat Ilgaz anısına düzenlenen Rıfat Ilgaz Şiir Ödülü”nün kurucusu olur. Şiire dair çabaların edebiyatımızın alışık olmadığı başka bir deneyim alanını işaretlemesi de hepimiz adına kıymetlidir. Editöryal çalışmalardan, ödül jüriliğine kadar erkeklerin egemenliğinde olan edebiyat/kültür ortamımızda, kadınların adının anılmasının, yazdıklarına yaptıklarına daha fazla dikkat edilmesinin de öncüllerindendir bu süreç.  

Şair kadınlar, özellikle iki binli yılların başından itibaren, kimliklerini inşada daha bilinçli, yan yana gelebilen, bir aradalık duygusunu kaybetmede şiirlerini yazıp paylaşabilen bir etkileşim ve iletişim halindeydiler. Bu durum dünya gözü ile birbirini görmeyen şair kadınlar/yazar kadınlar için de geçerliydi. Çünkü memleketin neresinde (İstanbulda yahut taşrada ve başka başka kentlerde) bir kıpırtı olsa, o edebi kamu içerisinde kendi varoluşunu gerçekleştirmeye çalışan kadınlar için moral değer demekti(r). Ben de 2005 senesinde Kastamonuda, Rıfat Ilgaz’ın adının yanında saygıyla durmuş, evime ödülümü alıp dönmüştüm. O son senesiydi şiir ödülünün. Onurla bakarım kitaplığımda her göz göze gelişimizde. Ve o toplu fotoğraflarda bir asi olarak olmadığımı anımsarım, Tarıman ile kız kardeşliğimizin fotoğraflarını bulur, onlara bakarım o günleri anımsadığımdaTarıman sanki hep oralıdır gibi…ve Kastamonuyu bu denli içeriden yaşaması ona bir kent kitabı yazdırır. Şair “Şiirli Takvimden Papaz Mektebineadlı anlatıyı armağan eder hem bu şehre hem de kendine… 

Güle Gece Yorumları” o günlerin öncesinde basılır (2002). Tarıman, şiirlerini yazarken bir yandan hayatın orta yerinde, emeğin dünyasında ve yapıcıların arasında şiirden bir yol inşa eder kendine. “şiir, o ovduğum olduğum kaya/görünür yüz adamlık mesafeden/hamur yoğurur ev süsler/atsam başımdan atamam der Yol İnsanları”kitabında (2004). Bu kitapta somut verilerle ilerleyen Tarıman şiiri, fotoğrafları biraz daha belirginleştirir. Tanık olmak önemlidir, ancak orada olduğunu bilmek, belgelemek, söylemek ister şair. Biz biraz da fotoğraflarımızdıkcümlesini Mario Leviden ödünç alır ve kitabının girişine alınlık yapar. Hem kendi fotoğraf albümü hem de tarihinki-ama hangi tarih-? Elbette görünmeyen, yok sayılan, sakıncalı bulunan, zulme uğramış olanın tarihinden seçer alır fotoğraflarını ve söylemez, tarih vermez; ister ki hissetsin okur, bir hafiye gibi bulsun nereden çıkar önüne o zaman ve insanlar. Bu aynı zamanda yıllardır iddia ettiğimizin açıktan ifşasıdır. Yakın Arkadaş” şiirindeki ithaf Sibel Özedir örneğin. Öykücüdür Öz, anlatılarında hayâl, kurgu dışında gerçekliğin sözcükleri vardır. Tarıman bunu bilir. Tıpkı iddiamızı doğrulayan o dizesi gibi yazmak yazınca bulaşıcıdır/yağmur yağdırır ve yetin/bir süre sözle yenilmeden/benzeriz birbirimize/önde sen”…Üreten kadınlar birbirini besler, dillerinden sever sayar birbirlerini; şair kadınlar, öykücü kadınlar (burada romancılar diye ayırmıyorum, onlar da yekpare bir öyküyü tek celsede kurar, anlatırlar nihayetinde). Yazmanın biricikliği, birbirine şiirler, öyküler anlatarak inceltilir. Orada bir vazgeçiş, bir yenilgi, bir zorbalık, bir tutsaklık varsa da kadınlar sözcüklerinden tutarlar birbirlerini, cesaretle diklenilir hayata. Bu diklenmeye bir de ödül eklenir. Yol İnsanları”  kitabıyla 2005te Behçet Necatigil Şiir Ödülü’nü Tarıman alır. (Akif Kurtuluş ile paylaşır.)  1980 yılından beri şairin adına takdim edilen ödülü ilk defa bir şair kadın alır. Daha sonra 2013 yılında Oya Uysala da verilir ödül. 

Sonraki süreçte Betül Tarıman şiirin kuyusunu daha da derinleştirir. Kar Merdiveni (2007), Ağır Tören(2009) ve Melvine Giden Yol(2011) ritmik bir zaman aralığında peş peşe yayımlanır. Tarıman şiir evrenini geleneksel yapıdan koparmadan, belli mesafeler alarak, kendi merkezinde deneyerek, deneyimleyerek, güncel şiiri yakından takip ederek, arzu ettiği şiiri yazmaya devam eder. Özellikle Yol İnsanları’ndan başlayarak her biri opak bir toplamı oluşturan, hayatın kurulu düzenini temsil edenlerin ve ona karşı çıkankarın çatışmasını gizil bir izlek olarak takip eder ve böylece yatay olarak geçirgen olmayan şiirler kendi içlerinde kitap kitap birikir. Bu arada es geçilmez yaşama uğraşı. Bulunduğu her yeri bir faaliyet ve üretim alanına çevirir Tarıman. O sebepledir ki Kızlar İçin Prelüdhem fotoğraf hem şiir bileşkesiyle ortak bir eser olarak karşımıza çıkar. Arzu Alper Ersöz’ün fotoğrafları Tarıman’ın sözcüklerini çoğaltır.  

 

Şair Nasıl Yazmış Acaba? 

Seneler gerçekten büyük bir hızla geçiyor. Takvimler bizim için zamanın dipnotları. Benim çocukluğumdan kalma bir alışkanlıktır, takvim yapraklarını günün manasına göre ayırmak ve saklamak. Perimden kalma biraz, biliyorum. Evlilik yıldönümlerine, ayrılık günleri, doğum günlerine, ölüm günleri eklenedursun, oğullarım da benden devraldı bu huyu. Kendileri için önemli olarak düşündükleri günün yaprağını magnetle tutturuyorlar dolap kapaklarına. İstediği bir şeye kavuştuğu gün de oluyor bu, arkadaşınla barıştığı gün de… Ömrümüz içinde önceliklerimiz, beğenilerimiz, önemsediklerimiz zamanla değişiyor mu? Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir ilkesine göre, evet. Ne kadar istikrarlı da olsak zamanın bizi biçimlemesine belki de inadımızı kırmasına müsaade ediyoruz. Ben başından beri şiire ait olan metne itiaat etmekten taraf olduğum için şiirin dışına çıkmaktan muaf tuttum kendimi. Ancak bir şair dostum farklı alanlarda özellikle kurmacada eser verince heyecanla ulaştım kitaba ve okudum şu cümleyle başlayıp. “Şair nasıl yazmış acaba?…  

 Bu metnin başına oturduğumda da şairlerimden biri olan Betül Tarıman’ın YKYden bir vakit önce çıkan öykü kitabı Rıza Bıyık için düşündüklerimi, okuma notlarımı paylaşırım diye niyet etmiştim. Ancak bildiğimiz ve belki benim biraz daha yakın mesafeden bildiğim şairi, şiire dair olan ömrünü, yaşanmışlığını anlatmadan, o zamanları ile söyleşmeden bu notları yazmamın pek bir karşılığı olmayacağını fark ettim. Yazdıklarım şüphesiz bilinçli olmakla birlikte bir içerik analizi olarak değerlendirilmesi şansı pek olmayacak bir metin, öyle olmasını da tercih etmedim. Tarıman’ın eserlerine dair bir yelpaze açmaya çalıştım aslında. Kendini yazınsal bağlamda var ettiği yerleri göstermek istedim. Bunu şair kadınların edebiyat içerisindeki duruşları, mücadeleleri ve kimlik inşaları bağlamında çok önemsiyorum çünkü. Kadın oluşa dair bir gösterge varsa yapıp etmelere, yazmalara, konuşmalara dair bunu da metinler ile birlikte değerlendirilmek üzere göstermek, işaretlemek gerektiğini söylemek istiyorum. 

Son olarak elbette Rıza Bıyıkiçin bir şey söyleyeceğim. Sevgili Tarımana seslenmeme vesile olan, okurken kimi yerlerde o ağızdan ağıza, mahalleden mahalleye, kadından kadına çevrilen ironik konuşmalara nasıl kahkahalarla güldüysem işte öykülerden kısaca bahsedip bitireceğim. Daha çok kısa öykülerden mürekkep bir kitap Rıza Bıyık. Hacmi biraz daha geniş olan birkaç tane öykü de var, onlar da bitmesin zaten diyorsunuz. Her birinin sahiciliği, sarihliği, ironisi, o içerden ansızın bir iğne batması gibi irkilten halleriyle olagelmiş kadınlıkları gösteren, inceden içimizi acıtan ve belki de onların kısa itirazlarını daha dirençli zamanlara devredecek bir umut taşımamızı sağlayan öyküler. Şair burada bir öykü yazarı olarak işte o sesi çıkmamışların sesi olmuş. Öykü kişilerine gelince, kendini kuşatan bakışlar arasında indirivermiş gözlerini önüne, ya da bir çırpıda döküvermiş derdini bir diğerinin eteklerine. Hepsi yıllar içinde gelmişler kendilerini anlatmışlar gibi bu serinkanlı dinlemesi maharetli kadına. Öyle yazmış Tarıman.  

Hayat neyse odur. derdi Ortega, diyor öyküsünün birinde, öyküdeki kadın özne; yüzünde sabahın goncası, goncasını düşürmemeye gayret ederek söyler bunu. Biliyoruz, tanıyoruz o yüzündeki goncayı düşürmemek için neler neler yaşayankadınları… Nihayetinde Sevmek Zamanı”nı defalarca izlemiş, Selvi Boylum Al Yazmalım”ı nerdeyse sahne sahne, cümle cümle, bakış bakış ezberlemiş bir gençlikten geliyoruz. O yüzden her ne kadar gündelik hayatın izdüşümleri olsa da bu öyküler, şairin dilinde defalarca yazıp sildiği şiirlerin de anlatısıdır aynı zamanda. İçine içine konuşan kadınların şiiri de yazılır öyküsü de çünkü. Tarıman ilk öykü kitabında isterse her ikisini de yapabileceğini gösteriyor bize.  

Gitmek arzuydu, gidememek keder. diye başlayan başka bir sokakta” öyküsünde insanın şimdiki halinden bahsederken aslında yüzyıllarca önce kendi hanesinde, sokağında yaşayıp ölenleri de anımsatıyor. Sonuçta herkesin sokağı aynı çıkmazda bitiyor.  

Geriye bir tek seslendiğimiz an kalıyor. İçimize, duymak isteyene ve sevdiklerimize… 

 

Betül Tarıman, Rıza Bıyık, Yapı Kredi Yayınları, 2018.

 

Betül Dünder – Özyaşam Öyküsü

1975 yılında İstanbul’da doğdu. Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji bölümünü bitirdi. İlk şiiri Varlık dergisinde yayınlandı. Daha sonra şiir ve yazılarıyla; hazırladığı dosyalarla başta Varlık, Edebiyat Eleştiri, Çevirmenin Notu, Yasakmeyve, Özgür Edebiyat, Çevrimdışı dergileri olmak üzere birçok edebiyat-kültür dergisinde yer aldı. 2002 Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü’nde “dikkate değer” bulundu; 2005 Rıfat Ilgaz Şiir Ödülü ve 2005 A. Zekâi Özger, “Jüri Özel Ödülü”nü aldı. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesinde “Şairler Arasında Kadın Olmak: 80 Sonrasında Şair Kadınlarda Kimlik ve Temsil Problemi” başlıklı tezi ile yüksek lisansını tamamladı. Akademik çalışmanın birinci cildi Şairler Arasında Kadın Olmak: Konuşmalar Kitabı Paradoks Yayınları tarafından yayımlandı. (2013)
Bilim ve Sanat Merkezi’nde felsefe öğretmeni. ‘Çocuklar İçin Felsefe’ çalışmaları yapıyor. Poyraz ve Kuzey’in annesi.
Yayımlanmış şiir kitapları, Ayna Yorgunluğu (Mayıs Yayınları, 2005), Başka Dünyalar İçinde (İkaros Yayınları, 2013), Unutmanın Kısa Tarihi (Yitikülke Yayınları, 2018).