Ayizi Yayınevi Editörü Aksu Bora ile Yayıncılık Üzerine Söyleşi

 

15 Eylül 2018

 

Ayizi Yayınevi son derece özel bir yayınevi. Kadının özgürlük mücadelesini edebi ve kuramsal açıdan destekleyen kitaplarla, yayıncılığa hem yeni bir soluk getirdiğinizi, hem de önemli bir ihtiyacı karşıladığınızı görüyoruz. Yazarlarınız kadınlardan oluşuyor; bu da akla Virginia Woolf’un “kendine ait bir oda” kavramını akla getiriyor. Ayizi Yayınevi için, “kendimize ait bir yayınevi” diyebilir miyiz? Okurlara Ayizi’ni nasıl anlatırsınız?

Teşekkür ederiz, çabamızın fark edilmiş olduğunu görmek çok güzel 🙂 Tabii, kendimize ait bir yayınevi Ayizi. Her şeyden önce, biz Ayizi’ni kurarken böyle bir duyguyla yola çıkmıştık: Kendimize ait bir odamız olsun diye. Sonra dostlarımız geldi, yazarlarımız, okurlarımız… Ayizi Kadınları diyoruz biz kendimize, epey kalabalığız. Öyle odalara falan sığacak gibi değiliz, yayınevi de biraz küçük geliyor ama ne yapalım, idare ediyoruz şimdilik!

Kadınların ‘yazma’ eylemine katılımları, tutumları, beklentileri, sorunları nelerdir? Bu bahiste gözlemlerinizi de almak isteriz.

Kadınların yazmayla zorlu bir ilişkileri var ama vazgeçmiyorlar. Biz yayıncılığa başlamadan önce, kadınların vazgeçmeyip yazdıkları, sandıklarında, çekmecelerinde sakladıkları anlatılar olduğunu biliyorduk, “kadınlar yazmaz, okur” klişesinin hâlâ geçerli olduğundan kuşkumuz vardı zaten. Yazmaktan değil de başkalarına, “yabancılara” okutmaktan vazgeçiyorlar kolaylıkla. Çünkü biliyorsunuz, işin içinde kadınlar olduğu zaman eleştirel çıtalar arşa varıyor, metinle yazar arasında hiç fark yokmuş gibi okunuyor, bir sürü sıkıntı! Onlar da yazıp kendilerine saklıyorlar pek çok zaman. Yayınevini kurduktan sonra, yazıp da kendine saklamak istemeyen pek çok kadınla da tanıştık tabii. Onlar da pek çok durumda yazmanın “ustadan öğrenilecek” bir şey olduğuna inanıyorlar, o “usta”ların elinde epey hırpalanmış oluyorlar. Kendi aralarında bir öğrenme-yazma tecrübesi örgütleyebilmiş olanlar (ki böyleleri de var çok şükür) daha öğretici ve güçlendirici bir tecrübe yaşıyorlar. Şu “yaratıcı yazarlık atölyesi” denen şeylere biraz temkinli yaklaşmak lazım.

Ama sonuç olarak yazarlardan söz ediyoruz, onlardan “kadınların yazma eylemine katılımı” kadar genel bir başlık altında bahsetmek yetersiz kalır. Her birinin ayrı derdi, beklentisi, iddiası var. “Kadın yazarlar” etiketine de temkinli yaklaşmak lazım demek!

Yayın programına aldığınız kitapları nasıl belirliyorsunuz?

Gelen dosyayı ofiste okuyoruz önce, genellikle de iki kişi okuyor, eğer olabilir gibiyse, edebiyat editörlerine gidiyor ya da edebiyat dışı olanları ben yeniden okuyorum, öyle karar veriyoruz. Tabii kararımızda gelen dosya kadar önümüzdeki yayın programı da etkili oluyor. Az kitap bastığımız için, bazen yayınlanabilir diye düşündüklerimizi de programa alamıyoruz.

Bir de “sipariş kitaplar” var. Yayınevini kurarken bunlara daha fazla yer verebileceğimizi düşünmüştük, pek öyle olmadı. Ama yine de bazı kitaplar yapabildik, mesela Ne Olmuş Güldüysek/Evrim Alataş Kitabı, bunlardan biridir. Burcu Aktaş’a bu kitabı yazmasını önerdik, o da çok sevinerek kabul etti. Yani her zaman dosya gelmiyor, bazen de biz yazarın peşine düşüyoruz.

Genç ve yeni kadın yazarların Ayizi Yayınevi’nden içeriye girmesinin ön koşulları nedir?

Pek öyle ön koşul falan yok, buyursunlar gelsinler, bir çayımızı içsinler. Şimdiye kadar hoşlanmadığımız tek bir yazarın kitabını bile basmadık, belki biraz öyle duygusal değerlendirmelerimiz oluyordur ama bunları ön koşul olarak göremeyiz herhalde. Kadın düşmanı kadınları sevmiyoruz mesela, genellemecileri de sevmiyoruz… Yazdığı metinle ilişkisi güçlü olanları seviyoruz, bu güçlü ilişkiye rağmen metin üzerinde birlikte çalışmaya açık olanları da… Öyle yani, pek kırmızı çizgilerimiz yok.

Yayınevinize gelen telif dosya başvurularının, türlere göre dağılımı hakkında neler söylemek istersiniz?

Açık ara en çok edebi metinler geliyor. İlk kurulduğumuzda tez de çok geliyordu ama herhalde tezlerle ilgili fazla ince eleyip sık dokuduğumuzu görünce daha az gönderir oldular. Edebiyat dışı ve tez de olmayan metin pek az zaten, maalesef.

Yayımlanmaya değer bulmadığınız dosyalarda yazar adaylarının önünü açmak için görüşlerinizi ve önerilerinizi paylaşır mısınız?

Mümkün olduğu kadar etraflı değerlendirmeler yapmaya çalışıyoruz. Edebi metinlerle ilgili biraz daha zor bu iş, her zaman yapamıyoruz; edebiyat dışı olanlarda daha kolay.

Kurdaki ani yükseliş yayın programınızda herhangi bir değişikliğe yol açacak mı?

Açacak gibi görünüyor. Can havliyle elimizde hazır olanları yayınlamaya başladık ama bu pek sürdürülebilir gibi değil. Zaten az kitap çıkarıyorduk, bu daha da azalacak korkarım.

Sonbahar kış döneminde okurları hangi sürprizler bekliyor?

Pek sürpriz yapacak takatimiz kalmadı maliyetler böyle zıplayınca. Ama bazı planlarımız var tabii. Hayat Bilgisi dizimizi biraz güçlendirmek istiyorduk, onun için bir kılavuz kitaplar dizisi tasarlamıştık. Şimdi tasarladığımız bütün kitapları basabilir miyiz bilmiyorum ama sürdürülebilir moda üzerine olanı yapabileceğiz sanırım. Yazar ilk taslağı gönderdi, ilerledik o kitapla ilgili çalışmada. Bedenimiz bizimdir demek kolay da iş kılık kıyafete gelince, epey zorlanıyoruz! Modayla ilişkimizi hem gayet kişisel bir perspektiften ama aynı zamanda sektör/tüketici ilişkisi olarak görmeye çalışacağız. Yine aynı dizi içinde düşündüğümüz bir travma/yas kılavuzu var, o da biraz yol aldı, umuyorum ki yayınlayabiliriz. Kadınların fiziksel ve mental sağlığı, piyasa işi kitaplara ve kişisel gelişimcilere bırakılamayacak bir mesele. Politik bir mesele. Kadın Sağlığı Hareketinden Sesler diye iki ciltlik bir derleme yayınlamıştık, o derlemenin içinde bu mevzular harika biçimde anlatılıyordu ama kocaman ciltlerin korkutuculuğunu hesaba katmamışız! Şimdi daha küçük, kısa, minnak kılavuzlarla bu meseleyi açmaya çalışacağız ama dediğim gibi, takatimiz ne kadarına yeter, pek bilemiyoruz şu anda.

Tabii birkaç güzel hikaye ve bir de güzel roman var sırada- hikayelerden birini umuyorum ki Ekim’de çıkartabileceğiz. Kadınlar ve Başka Evrenler diye. Biraz fantastik, pek güzel.

 

Aksu Bora – Özyaşam Öyküsü

1963 Van doğumlu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. Çeşitli işlerde çalıştıktan sonra antropoloji doktoru ve doçenti oldu. Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde öğretim üyeliği yaptı.