Header Reklam
Ana Sayfa Yazılar Kitap Eleştiri Bermayiyên Demê: Bir Öyküler Konfederasyonu

Bermayiyên Demê: Bir Öyküler Konfederasyonu

 

Mehmet Şarman’ın ilk öykü kitabı Pirça Winda’dan sonra basılan Bermayiyên Demê (Zamanın Kalıntıları) adlı öykü kitabı 2014 tarihli.

On iki öyküden oluşan Bermayiyên Demê’yi bir öyküler konfederasyonu olarak tanımlayabiliriz: Her biri kendi kurgusal işleyişine sahip, ancak yazarın olay örgülerini oluştururken kesiştirdiği öyküler. Kiminde kahraman ortaklığı kimindeyse olay birleştirimi ile sağlanan bu bağlantısallık, kitabın bölünmüş ve ayrık öyküler yerine bütünlüklü bir yazınsal yapı oluşturmasını sağlamış. Birbirini eklemleyen ve birbirine boyut kazandıran öyküler. Hatta kitaplar arası bir gönderim yapan Pirça Winda kitabındaki “Nivîskarê Bêmijar” adlı öyküde köyün kaybolan çocukları, Bermayiyên Demê kitabındaki “Poşman” (Pişman) adlı öyküde yine karşımıza çıkmaktadır. Poşman’ın kahramanı Tutunamayanlar’daki Turgut Özben gibi bir gün evden çıkar ve anlam arayışına girer yeni coğrafyalarda. Ve belki de tüm Bermayiyên Demê Tutunamayanlar’ın öyküsüdür. Ancak Atay’ın toplumsal kalabalıkta yitimsel durumu gibi değil; bu kez karşımızda kendini var eden Tutunamayanlar vardır. Yazarın Pirça Winda’dan tanık olduğumuz özgün durumu burada da kendini kimi öykü adlarında tekrar gösteriyor: “Tixûbê Xeyalên Gurgîn” (Gürgin’in Hayallerinin Sınırı), “Miriyên Roja Yekşemê” (Pazar Gününün Ölüleri), “3 Deqe Ji Mirinê Re” (Ölüm İçin 3 Dakika), “Merîdyen Hemû Biranê” (Bütün Meridyenler Kardeştir), “Xwezî yê Mirî Ne Ez Bûma” (Keşke Ölen Ben Olmasaydım)…

Bermayiyên Demê ile Pirça Winda arasındaki en açık benzerlik öykülerin bir ana karakter etrafında kurgulanması. Toplumsal ya da bireysel bağlam farklı olsa bile kahraman, örüntünün odağındadır ve değişimsel döngüler, bu kahramanla öyküye yön vermektedir. Bu, öykülerin teknik yönünü belirlemektedir.

Farklı zamanlarda basılan bu iki öykü kitabındaki temel fark ise kahramanlarının sahip oldukları ya da içinde bulundukları durumlar. Pirça Winda’da genelde kırsal yaşam mekanlarında yaşayan Kürtleri işleyen öykülerle oluşturulan içerik, bu kitapta daha genel ortaklıklarda yer bulan karakterler etrafında işlenmiştir. Şehirleşen alanlar ama şehirleşemeyen bireyler, şehre ait aksaklıklar, varoluşsal sarsıntılar ya da yön bulma edimleri. İlk kitaptaki mizahî dozun yoğunluğu bu kitapta yerini daha iç sorgulamalı ve felsefik sorgulamaların merkezinde konumlanan kahraman ve konulara bırakmış. Toplumla fikirsel çatışmalar yaşayıp kendine ait özerk bir alan yaratabilmiş bireyler. Yetiştiği toplumda ters kimlik olup kendini var eden bireyler çoğu öyküde ortak işlenen temadır. Bazen de ermişleşen karakterler okuyucuya ironik okumalar da sunmaktadır.

İlk öykü olan “Deriyê Çavşînê, Porzerî yê Şikestî” [Mavi Gözlü Kapısı (Kadın), Sarışın/Sarı Saçlı Kırgın (Erkek)] öyküsünde, yoksulluk içinde bohem bir yaşam süren kahraman, dünyada olup biten tüm gelişmelere rağmen kendi özerkliğini kendi evinde sağlayabilmeyi başarmış olarak kurgulanmış. Ciddiyeti mizaha döken ama salt güldürmekten çok ermişliğe ermiş bir sunuşla oluşturulmuş.

“3 Deqê Ji Mirinê Re” (Ölüme Üç Dakika) adlı öyküde kahramanın, “Daxwaziya Kak R. A herî girîng û dawi di nav lepê dinbûneke dijwar de li ber dîwarekî –sêwiyê ber dîwaran- bi gulebarenekê bihata kuştin bu.” (Kak R’nin en önemli ve son isteği, yaman bir deliliğin pençesinde bir duvar dibinde -duvar dibindeki yetim/öksüzler- kurşuna dizilmekti.) Kak R. toplumsal statüdeki ağırlığı olan bir birey olmamasına rağmen kendi yaşamının kurucusu ve belki de sonlandırıcısı konumunda. Kendi başına gelecekleri kendisi belirlemeye çalışan bir birey. Çoğu hayali denebilecek bir durumdayken, ciddi bir ironiyi de elden bırakmayan bir yön. Batarken bile… Dayak yerken bile…

Toplumca alt tabaka olarak görülen insanları sıra dışı kurgularda var eden Şarman, bir öyküde geriye kalan ömrünü birine satmaya çalışan birini (elde edilecek geliri öldükten sonra ne yapacağı yazarın belki de öbür dünya kavramını sorgulatmaktadır.) işlerken başka bir öyküde de intiharını büyük bir soğukkanlılıkla anlatan bir kahraman yaratmaktadır.

Düşünsel yoğunluğu olan cümleler kuran kahramanlar; kendilerine ait cimrilik, bencillik ve diğer kişisel özellikleri nedeniyle karşılarındaki bireylerin zıt karakterleri ile bir çatışma içine girmektedirler. Bu çatışma, öykülerin sürdürülmesini/akışını sağlayan bir diğer yapıdır.

Öyküler arasında, belki de düşlem olarak en çok ayrışan öykü, “Tixûbê Xeyalên Gurgîn” (Gürgin’in Hayallerinin Sınırı)’dır. Öyküde herkesçe geniş hayal gücü olduğu söylenen karakterin, bu yeteneğini gönlünce kullanmasına izin verilmez. Kimi buraya cami yapmasını isterken kimisi de sebze ekmesini ister. Gürgin, bunlara karşı gelirken biz okuyuculara da özgürlükler ve bunların kullanımı ya da sınırlılıkları üzerine düşündüren bir alan açmakta ve ister istemez şunu dedirtmekte: Özgürlüğün yokluğu… Hayallerde bile…

“Televizyon” adlı öyküde bir kadının, köyde birkaç farklı erkeğin rüyalarına girip onları cinsel yönden doyuma ulaştırması, bunun artık köyde sorun haline gelmesi ve çözüm arayışına girilmesi kırsal kökenli muhafazakâr bir kitlenin böylesine bir öykü içinde betimlenmesi okuyucuya birden fazla başlık açtırmaktadır: İroni mi, eleştiri mi, düşündürtme mi?

Erkeklerin rüyalarında yer edinen hayali öykü kahramanını noktalayıp farklı öyküye baktığımızda hayalete dönen başka bir kadın karakter çıkmakta karşımıza: Ölen ama öldüğüne inanmayan, kendi cenaze namazına gidip izleyip evine geri dönüp ev işlerini yapmaya devam eden ölü kadın!

Şarman’ın kadın kahramanları, toplumda kadına yer açmak için seçilmiş bilinçli seçilmiş birer figür olarak da okunabilir. Yazarın, kadını görünür kılıp yaşamanın merkezine yaklaştıran tutumu belirgindir. Tüm bunları yaparken de seçtiği dingin, duru ve kiminde canlandırıcı anlatım dili, öykülerin okunurluğuna ritmik bir hava vermektedir.

Karakterlerin duygusal bütünlük içinde verilip psikolojik derinlik kazandırılmış bireyler olarak betimlenmesi yanında, kiminde toplumsal art alanın da öykü içeriğine eklendiği görülmektedir. ‘Meridyenler Kardeştir’ öyküsünde ideolojilerin kitlelere ulaşımının ne düzeyde olduğu sorununa bir değinim gerçekleştirilmiş.

“Bîran” öyküsünde kuyu kazıcısının uzun süredir kazdığı ancak su bulamadığı kuyu yüzünden halkça alay konusu olması, toplumsal yansıma olarak görülürken öykünün örgüsündeki kurgu, yazarın Pirça Winda’sına ve Bermayiyên Demê’deki kurgulara gönderme yapmasının yanında öykünün en altı çizilecek yeri olarak Bîran adlı karakterin (bu aynı zamanda öyküye ad olmuştur) kazım esnasında bulduğu kulağı alması, kavanoza koyması ve kulağın çevrede insanüstü güçleri sahip bir role oturtulması öykünün disiplinler arası bir işlev kazanmasını sağlamıştır. Burada Şarman’ın kuyuda bulunan kulağa iyi bir dinleyici rolü vermesi hem organ-işlev bağını pekiştirmiş hem de toplumsal çözümde dinlemenin belki de şart olduğuna da vurgu yapmıştır. Belki de yazar bunu sadece kurgu gereği yazmıştır veyahut kendi yaşamındaki bir gerçeği metinde imlemiştir ama bize yansıyan ya da bizim yorumlarımız dış dünyadaki temaslar üzerinden gerçekleşecektir.

“Poşman” öyküsünde kimlik arayışındaki kahramanın yakıt olarak kitapla hareket etmesi yazarın diğer öykülerindeki şaşırtmacanın dozunu bir seviye daha üste çıkarmaktadır. Pirça Winda’da kitap yiyen farenin görevini burada, araba üstlenmekte ancak ikisi arasındaki ayrım arabanın, karakterin geçirdiği fikirsel ve mekansal değişimlere aracılık etmesidir. Yolda olmak, masalı söylenceyi takip ederek sürdürmek yaşamı… Yolların tükeneceği yoktur ancak arabaya verilecek kitaplar tükenmiştir. Oysa görülecek olanlar hala duruyordur yarında/görülmeyende. Yola devam edilmelidir. Ve oto alım satımcısının söylediği “bu aracı alsan pişman olursun almasan da” cümlesi kafasında gidip gelirken, karakter oturup kendisi yazmaya başlar yakıt olacak kitapları. Bilinmeyenin yakıtı. Merakın yakıcılığına aracı olacak yakıtı…

Son öykü olan “Mirado” (Murat)’da ise masal, hikaye ve gerçekliğin keşisimi vardır ve yazar bunu içsel konuşma olarak örgülemiştir. Belki de yazar burada biz okuyuculara, “Yol ayrımına geldiniz, yolunuza kurguyla mı devam edeceksiniz, yoksa gerçekle mi?” diye sorar gibidir. Rastlantıların doğuracağı bir gelecek. Kurgunun korunaklı konforuna karşılık gerçeğin mutlak yaşanılacak olanı. Belki de kurgu da gerçektir ya da tersi. Kim emin olabilir ki?

 

 

Mehmet Şarman, Bermayiyên Demê, Avesta Yayınları, 2014.