Cortazar’ı tanıdığında oldukça ileri bir yaştaydı. “Cortazar diye bir yazar varmış” dedi, “Fransa’da yaşamış bir Arjantin’li, bir romancı ve öykücüymüş”…

Bu kez not düşmemiş kitabın üzerine. Ne zaman alındığı belli değil…

“Hayatın da sek sek gibi. Çocukken de severdin bu oyunu. Oku bakalım romanını da…”

Kendi kendisiyle konuşmayı adet edinmişti. Aldırmıyordu kimsenin ne dediğine. Daha bilmiyordu kitabın sonunu tabii…

Okuma planına göre bir kitabı okumak ilgisini çekmişti.

Zaten bu tür insanların bir özelliği de çocuk ruhlarını hiç kaybetmemeleriydi. Onlar büyümüyorlardı sanki. Hep çocuk… Hep hayal dünyasındaydılar… Bir kedi gibi de meraklılar. Ama “merak kediyi öldürür”…

“Romanda ‘sıçramalar’ varmış. Kedi gibi… Damdan dama… Hayır, sek sek oyunu gibiymiş… Ahmet Cemal’e göre, aynı zamanda bu sıçramalar, insanoğlunun yaşadığı dünyanın parçalanmışlığının gizemli bir simgesi yerine de geçebilirmiş…”

Cortazar’ın bu romanı ‘yeni roman’ olarak niteleniyormuş bu yüzden… Yeni biçim, yeni biçem, gizem. Cortazar, “Roman dediğin gelecekten de haber vermeli” diyormuş. Gizem, gelecek ve Cortazar… “Okur için oyun zamanı…”

Sabırla hepsini okudu kitabın, tüm sıçramalarıyla “Bu Kitabı Okuma Biçimi”ne göre…

Sonuç neydi peki… Cortazar falcısı ne diyordu?

“Doğru çıkan bir kehanet varsa, dedi. Bu kitabın sarsıcı olduğudur.”

Evet, bu sarsıcı bir kitaptı. Cortazar da bunu yapmayı istemiş ve yazmıştı. O, bir büyücüydü ve “söz bir büyü” idi…

“İyi de kehanet?”

Hayır, kehaneti söylemeyecekti. O, onun kehanetiydi ve rüyada gelmişti. Söylerse bozulurdu… Söylememesi gerekirdi.

“Herkes kehaneti öğrenebilirdi. Ama okumalıydı. Herkesin yaşamı kendine özgü ve eşsizdir…” dedi yine kendi kendine.

Ardından “gerçek okur” muhabbeti başladı. “En iyi okur hangisiydi?” ya da “meraklı okur”…

Bir sürü tanımlama geldi aklının ucuna. Ama yazmadı. Sonuçta bu bir öyküydü. Bir kitap öyküsüydü.

“Peki, ‘rüya’ nereye gitti?,” diye sordu bir ses…

Rüya devam ediyor dedi… “Hem de dolu dizgin…”

“Hikayenin bundan sonraki bölümünü okumak zorunda değilsiniz”. İsterseniz…

II

“En azından bir ipucu verseydin…”

“İpucu” dedi kendi kendine ve birkaç kez yineledi sanki ruh çağırır gibi… “Bulantı” da var “Büyük Tuzak” da ve “Bulantıyı kabulleniş” de… 13 rakamı da var, senfoni de… Mesela şöyle de bir cümle var: “Yitik nedenler konusunda uzmanlaşmış gibiydi. Önce onları kaybetmek, sonra peşlerinden deli gibi koşmak…” “Octavia Paz da var” dedi başka bir ses. Zihni polifonik bir koroya benzemişti…

“Ölüm?” diye sorduğunda biri…

İçinden, “Her uyku bir küçük ölümdür ve rüyalar vardır her günkü ölümlerde,” demek geldi. “Öldürür ve yaşatırız her gün…” Ama sustu, derin bir nefes alıp kitabın sayfaları arasında gezindi aklına gelen bir şeyi arar gibi… Hayır, söylemeyecekti ama işte yine aynı heyecan aynı kalp çarpıntısı “ekmek” dedi ve “bir başka rüya kalıntısı” ve “bir kaza”… “Yitirileni bulmakta çingenelerin gizlerine vakıfmış” (155. Bölüm sf. 640) dedi. Rüyada gibiydi. Bu kez hiç kimse bir şey sormadı… Hiçbir ses duyulmadı… Sessizlik aynı ölüm gibiydi…

Ya bir şeyi kaçırırlarsa? Ölümü seyretmek istiyorlardı, ölümü seyretmeye devam etmek… Ölümü çağıran ruhlar arasındaydı sanki…

“Moruğa karşı düşü mü istiyorsun sen?” diye sordu kendi kendisine… “Bir düş müyüz? Yoksa iki serseri mi?” (sf. 566) diye sessizce devam etti… “Düş ve iki serseri…” “Ekmekli düş…”

Cortazar’ın kahramanının biri mutlu cennetinde gülümsüyor. Hayır, öbür dünyayı boylamadı daha. Cortazar okunuyor. Kahramanın biri akıl hastanesinde. Diğer ikisi birlikte ve mutlu… Cortazar öyle söylüyor…

 

Julio Cortazar, Sek Sek, Çev: Necla Işık, Can Yayınları, 2016. 

Paylaş
Önceki İçerikYusuf Kuyudan Nasıl Çıkar?
Sonraki İçerik“AH” Bir Koçgiri İsyanı Romanı
Avatar
1970 yılında Erdemli’de doğdu. Ortaöğrenimini Silifke Lisesi’nde, yüksek öğrenimini Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde tamamladı. Yüksek lisansını (2004) Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisat programında yaptı. Halen aynı enstitünün doktora programına kayıtlı. Ayrıca aday sosyolog. Gezmek ve fotoğraf çekmek hobileri… Ama asıl tutkusu edebiyat. İyi bir okur olduğunu düşünmekte. "Gezgin Gözüyle Mısır ve Ortadoğu" (2010), "Gezgin Gözüyle Afrika" (2012), "Gezgin Gözüyle Hindistan ve Yakın Asya" (2012) ve "Unutulmaz Gezi Anıları" (2016) adlı çok yazarlı kitaplara yazıları ile katkıda bulundu. Ayrıca edebiyathaber.net ve mevzuedebiyat.com sitelerinde edebiyat üzerine yazıları yayınlandı.