Paola Peretti ile Nazlınur Karaağaçlı Söyleşisi

 

Kitap boyunca kiraz ağacı önemli bir imge olarak karşımıza çıkıyor. Kiraz ağacının farklı kültürlerde farklı sembolleri var. Örneğin Japonlar kiraz ağacının şans, yeni başlangıçlar ve canlanmayı sembolize ettiğini düşünürken, Budizm ve birçok eski kültürde dişiliğin ve hatta ölümsüzlüğün özü olduğunu öne sürer. Sizin kiraz ağacına yaklaşımınız nedir? Sizin kiraz ağacınız neyi temsil ediyor?

Ağaçların, ruhların sığınağı olduğu fikrini hep sevmişimdir. Ailemin bahçesinde kocaman bir kiraz ağacı vardı ve küçük bir kız çocuğuyken ona tırmanıp ‘Her çocuk özgür ve ağaçların tepesine tırmanmak için de biraz asi olabilmeli!’ diye düşünürdüm. Ayrıca Dino Buzzati’nin ağaçların devleri misafir ettiği The Secret of Old Woods adlı eserinden çok etkilenmiştim.

Mafalda ise öyküsünde güçlü bir çocuk figürü olarak örnek aldığı edebi kahramanı Cosimo’yu taklit etmek istiyor. Ben, Mafalda’nın kendisini feminist bir karakter olarak geliştirmesini istedim. Çocuk edebiyatında cinsiyetçiliğe kesinlikle karşıyım. Mafalda için kiraz ağacı yalnızca çocukluğunu, hayal gücünü, hayallerini ve anılarını temsil etmekle kalmıyor, ayrıca geleceğinin, beklentilerinin ve görme duyusunu kaybetmesinden önce vermesi gereken kararın bir sembolü olarak var oluyor.

 

Kitap bir kız çocuğunun görme duyusunu yitirmesini anlatıyor, fakat bu süreçte diğer duyularının çok daha güçlendiğini ve hassaslaştığını görüyoruz.

Mafalda’nın zamanla diğer duyularının güçlenmesi benim için oldukça doğal bir durumdu çünkü ben de hastalığım ilerlerken aynı süreci yaşadım. Bedenimiz ve zihnimiz hayatta kalmak için sonsuz kaynağa sahip. Diğer duyuları kullanmamın bir amacı da aslında Mafalda’nın yaşamak için farklı bir yol bulmasını sağlamaktı.

 

Hikaye sizin kendi yaşam öykünüze dayanıyor aslında. Bize bu süreçten bahsedebilir misiniz? Nasıl hissettiniz? Yalnızlıktan ve karanlıktan nasıl kaçtınız?

Stargardt hastalığını yakalandığımı öğrendiğimde korkudan dehşete düşmüştüm. Birkaç yıl sonra fark ettim ki korkum yüzünden hayatı yaşamayı bırakamam. İstediğim her şeyi yapabilirim. “Normal” kavramını bir kenara bırakıp gözlerime karanlık çökmeden önce hedeflediğim şeylere ulaşabilmek için çok çalıştım. Yalnızlıktan da bakıcı, garson, barmen, öğretmen ve gazeteci olarak çalışarak, kitap okuyarak kaçtım.

 

Siz de Mafalda gibi günlük tutuyor muydunuz? Bu yazmanızda yardımcı oldu mu? Günlük tutmak hakkında ne düşünüyorsunuz?

Evet, tuttum. Sekiz yaşımdan beri günlük tutuyorum ve bu benim için harika bir yazma egzersizine dönüştü. Bence bütün çocuklar günlük tutmalı. Günde sadece birkaç kelime ya da birkaç cümle bile olabilir. Günlük tutmak gerçekten yeni kelimeler öğrenmek ve hatırlamak için, düşüncelerimizi dinlemek için çok faydalı bir yöntem. Ben neler yapabilirim veya neler yapamam diye listeler tutmadım hiç. Geleceği önemsememeye çalışıyorum. Yarını düşünmüyorum.

 

Kitapta yetişkin karakterler de var ama neredeyse hepsi yan karakter olarak karşımıza çıkıyor. Hatta Mafalda’ya en yakın yetişkin Estella bile alışılagelmişin aksine Mafalda’ya bir şeyler öğretmiyor; ondan bir şeyler öğreniyor. Bu bilinçli bir tercih miydi?

Mafalda’nın öyküsünü yazarken bir anda her karakterin öyküsü birden öyle gelişti ve ilerledi ki ben yalnızca ana hikayeye eşlik edebildim. Estella veya diğer yetişkinlerin Mafalda’dan bir şeyler öğreneceklerini bilmiyordum. Bildiğim tek şey engelli insanların her zaman öğretecek bir şeyleri olduğuydu.

 

Kitapta, Robinson Cruose, Küçük Prens gibi oldukça popüler ve önemli eserlere de yer veriyorsunuz. Bu kitaplar her ne kadar çocuk edebiyatı kategorisinde karşımıza çıksa da aslında hepsi muhakkak okunması gereken felsefi ve hatta politik metinler. Bu bağlamda metni farklı bir düzeyde, Mafalda’nın görme yetisini kaybetmesini, bir çocuk olarak büyüyerek masumiyetini yitirmesiyle ilişkilendirebilir miyiz?

Aslında romanı yazarken görme yetisinin ne gibi anlamlara gelebileceğini düşünmedim. Kişisel bir kriz yaşıyordum ve karanlığı depresyonla ilişkilendirdim. Belki karanlığın bütün kayıpları ve hayatımız boyunca yüzleşmek zorunda kaldığımız zihin bulanıklıkları, bir ebeveynin ölümü, bağımlılık veya saplantı, hatta her türlü ayrımcılık ve kölelik, zorbalık; kadınların yalnızlığı gibi eksiklikleri temsil ettiğini söyleyebiliriz. Bizden alınan her şey farklı bir şeyin kazanımına dönüşebilir.

 

Romanda önemli bir referans daha var. Italo Calvino’nun dünya edebiyatında önemli bir yeri olan Ağaca Tüneyen Baron eserinden bahsediyorsunuz. Hatta Mafalda, bu eserin başkahramanı Cosime ile konuşuyor. Bu kitabın sizin için önemi nedir? Sizce Mafalda’nın Cosimo ile olan konuşmaları metni nasıl geliştiriyor?

Ağaca Tüneyen Baron benim için çok önemli çünkü küçükken okuduğum ilk yetişkin kitaplarından biriydi. Kitabı, güçlü ve zayıf arasındaki ikilemi, kültürün gücünü, tutarlılığı ve aşkı içeren zengin temasından dolayı çok sevmiştim. Cosimo, Mafalda’nın öyküsünde gücü, orijinalliği ve inatçılığıyla var oluyor.

 

En sevdiğiniz çocuk kitapları hangileri?

Astrid Lindgren-Rasmus, Karin Michaelis-Karin, Roajd Dahl-The Witches aklıma gelen ilk isimler. Ayrıca Jack London’ı ve Charles Dickens’ın David Copperfield’ını çok seviyorum. İtalya’da Bianco Pitzorno çocuk edebiyatında çok önemli bir isim. Yarattığı kadın karakterlere hayranım.

 

Yeni bir kitap yazmayı düşünüyor musunuz?

Yeni bir kitap yazıyorum, sanırım gelecek sene yayınlanacak. Bu sefer ana karakter bir erkek çocuğu olacak.

 

Çocuk kitapları yazmaya devam mı edeceksiniz yoksa farklı bir tür mü deneyimlemek istiyorsunuz?

Elbette gelecekte yetişkinler için de roman yazmak istiyorum. Bunun için öncelikle içimdeki sesi bulmalıyım. Umarım bu süreç çok uzun sürmez.

 

Türkçe edebiyatı takip ediyor musunuz? Kimleri okudunuz? Türk edebiyatına karşı izlenimleriniz nedir?

İtiraf etmeliyim ki yalnızca Orhan Pamuk’tan Benim Adım Kırmızı‘yı okudum. Türkiye’ye derin bir ilgi ve sevgi duyuyorum. Bir kanıya varmak için başka kitaplar da okumalıyım ama edebiyatınızı seveceğimden eminim. Hakan Günday’ın Daha romanını okumak istiyorum mesela.

 

Bu İTEF (İstanbul Uluslararası Edebiyat Festivali)’e ilk katılışınız. Daha önce İTEF’e dair bir şeyler duymuş muydunuz?

Evet, duymuştum ama hiç bu kadar büyük olacağını düşünmemiştim.

 

ITEF’ten beklentileriniz neler? Sizce festivale neler katacak, festivalden neler kazanacaksınız?

Öncelikle Türkiye hakkında, sonrasında da Türkiye’deki yayıncılık ve edebiyat hakkındaki bilgimi arttırmak istiyorum. Hatta umarım yazarlarla arkadaş olma şansım olur. İtalya’dan kendi hikayemi getireceğim. Umarım sevgiyle karşılanır.