Fotoğraf: karakoymono.com

 

Şair Zehra Güngör ile Yeşim Demir söyleşisi.

 

Canım Zehra, yıllar evvel seninle aynı hayali kurup yola çıkmıştık, şimdi o yolda seninle yürüyorum ve ilk kitabının mutluluğu yolumuzda çiçek açmış, çok heyecanlıyım bir an önce konuşalım.

 

Neden şiir?

Çünkü şiir sonsuzluk. Benim yazdığım an ile okuyan kişinin hissettikleri bambaşka. Kitapta Sevgili Lale Müldür’ ün “Küpe Çiçeği” şiirine yazdığım şiir mesela bende o hissi bırakıyor. Ve ben okuduğum her şiirdeki bu ‘namütenahi’ hisse bayılıyorum.

 

Şairler hisleri ile mi hareket etmeli? 

Biraz derin bakabilen herkes hisleriyle hareket ediyordur diye düşünüyorum. Henüz şair konumunda olabilme durumum ya da onları şu kısacık ömrümde anlatıp anlayabilme olgunluğum yok.

 

Şiir okurken onlara bir konum arıyorum, sence nerede olmalı?

Kesinlikle uçmalı, göklerde olmalı şiir. Okuduğunuzda sizi alıp başka alemlere götürüyor, başka dünyaya geçiyorsunuz, işte o his muhteşem.

 

Yine hislerin konuşuyor. Şu an ne hissediyorsun?

Yıldızlardayım.

 

Yıldızları şair olarak nasıl anlatırsın?

Küçüklüğümde, geceleri uyumadan önce yarım saat, penceremi açıp yıldızları izlerdim. Şimdilerde pek öyle yıldız kalmadı, hayal ettiğimiz her şey bir gün gerçekleşiyor ve o yıldızlar bunun için ışıklarını bize bırakıp gidiyor. Böyle inanıyorum.

 

Dilerim herkesin hayali bir gün gerçekleşir. En sevdiğin şiirini nasıl anlatırsın? Senin için ne anlam taşıyor?

Bu ayrımı yapmak çok zor, baştan sona hepsi birbirine bağlı. Kitabı yazım aşamasında, karar verme sürecinde, basımdan sonra, tüm bu süreçleri dahil edersek abartmıyorum en az bin kere okudum. Fakat en sevdiğim, kapak resmindeki sahnenin de sahibi, son şiirim “Issız Adam’a” yazdığım “Hoşçakal” isimli şiirim. Hikaye biraz da onunla başlıyor.

 

Hikayeyi ve “Issız Adam”ı merak ettim ama bu yazının da bir ıssız yanı olsun istedim, sormayacağım. Yazarlar kitap kokusunu sever, bende seviyorum. Eğer o kokunun bir adı olsa bence “90lar” olurdu. Sen ne dersin?

Bunun bilimsel bir açıklaması da var biliyorum. Ben “aşk” diyebilirim. Kitaplarımı koklayıp sarılıp uyuduğum geceler çoktur. Delilik…

 

Bazı şarkılar, hayatımıza önce şiir olarak geliyor. İlham ve müziğin buluşması gibi. Sen ne düşünüyorsun? İlham nedir?

Müzik. Ben müzikle yazabiliyorum. Notalarda renkleri görüyorum ve hikayeler böyle geliyor içime. Her şiir bir hikaye, bende başlayıp başkalarında devam eden.

 

Yazarken dinlediğin müzikler var mı?

Çok sevdiğim değerli sanatçılar var. En çok kitaba ruhunu da verdiğine inandığım, okurken o hissi alabileceğiniz sevgili Burcu Tatlıses’ten “Geyikli Masallar”, “Konuşsak”, “Bir Tek Seni Sevdim”.

Cenk Erdoğan’ın Kara Kutu albümünden; “Beklerken”, “Bir Ucu Yanık”, “Yağmurla Gelen” de dinlemiştim.

 

Şarkıların tesadüf buluşması gibi olmuş. Yazarlar da tesadüfleri severler, peki ya sen?

Sevmem diyemem. Başıma gelen en güzel tesadüf kitabımı yazdırdı.

 

Şiirleri yazdığın bir yer var mı?

Gün içinde her yerde yazabilirim. İlham geldiği an. Sadece sessizlik olmalı. Zihnimi duymalıyım. Ama genelde mutfak…

 

İlk ne zaman yazmaya başladın?

10 Yaşımda. Bir sabah kız kardeşim ‘Abla öğretmenler günü için öğretmenime şiir yazar mısın?’ dedi. Şiiri asla hatırlamıyorum, iki kıtaydı. Ama okuduktan sonraki hissi hatırlıyorum: “Bunu ben mi yazdım?” Hala her şiirden sonra bunu ben mi yazdım diyorum.

O zaman kardeşine teşekkür ederim bizi bir araya getirdiği için. Peki kitabın ismi için konuşalım biraz da, neden Sevgiyle Kal? Sevdiğine veda sanki?

Hayır. Aslında dua. Veda etmiyor. İnsan sevdiğinden hiç gidemiyor çünkü. “İstediğin zamanda istediğin aşk ile kalırmışsın”. Sevgiyle kalalım…

 

Şiirlerin gökyüzünde dans ediyor gibi?

Yıldızlar, mavi ve gün batımı yüzünden olmalı.

 

Gökyüzünü anlat desem? 

Sevdiklerimle buluşma yerim. Aynı gökyüzü altındayız nasılsa…

 

İkinci kitap ne zaman?

Bir zaman veremiyorum. İçimin durumuna bağlı. Acele etmediğimi biliyorum ama.

 

İçinin durumu biraz inanmakla ilgili sanırım, inandın mı?

Sonsuza dek. İnsanın en önce, sadece kendine inanması gerek. İnanmadan hiçbir şey yapamam. Benim için bir tür ibadet. Kendime güvenmek.

 

Kitabın ‘sevgi’ duygusunun üstüne kurulmuş. Sevgi için herkes bir şey der, ben hala bir şey diyemeyenlerdenim. Sen ne dersin, sevgi neydi?

Yaşamak…