Fotoğraf: Oytun Fidan

 

 

Önce romanın adını soralım: Neden Yarınsız? Bu isim karaktere ya da hayata ilişkin bir karamsarlığı mı işaret ediyor sizce?

Hazreti Mevlana, “Dünle beraber gitti cancağızım, ne kadar söz varsa düne ait” buyurmuş. Buradan anlaşıldığı üzere dün için yapacak bir şey yok. Yarın ise tam bir muamma. Yarını beklerken hayatın nasıl geçtiğini anlamıyoruz. İkisi arasında bir yerlerdeyiz. Biz yarına yaklaştıkça, o bizle arasına bir günlük bir mesafe koyup uzaklaşıyor. Bu yüzden Yarınsız. Hayatın kendisi öyle çünkü.

 

Romanlarınızda tesadüfün rolü çok büyük gibi. Özellikle Yarınsız’da kahraman Deniz Yelkencioğlu’nun hayatı hep anlık tesadüfler sonucu değişiyor. Hayat büyük dönüşümlerin, yıllara yayılan trajedilerin değil de an’ın, anlık tesadüflerin bir ürünü mü?

Sahilde güzel bir günde özene bezene kumdan kaleni inşa edersin. Zaman ve emek harcasın. Ellerinin altında yükselir. Son dokunuşları yaparsın. Tam da ne kadar güzel olduğunu düşünürken bir dalga gelir ve her şeyi yerle bir eder. Bu bir tesadüf değildir. O kumdan kale ta en başında bir dalga tarafından yıkılmak için yapılmıştır zaten. Ben buna inanıyorum. İster yıllara yayılsın ister anlara.

 

Romanlarınızda kahramanların arayışlarını, maceralı yolculuklarını başlatan öğelerden biri aşk, diğeri de suç? Neden aşk ve suç yan yana harekete geçirici unsur olarak varlar? Mesela Deniz Yelkencioğlu’nu o taşra kasabasından çıkaran şey aşk, başka maceralara götüren de suç? Bunlar romansal bir öğe olmaktan öte, hayatın da temel itkisi olabilirler mi sizce?

Hayatta insanın uğruna çaba sarf edeceği şeyler vardır. Aşk elbette bunlardan biridir. Mecnun’u çöllere düşürür. Uğruna dağları deldirir. Suç ise içgüdüsel bir savunma mekanizması benim kitaplarımda. Karakterlerim suç işliyorlar ama bunu kötülüklerinden yapmıyorlar. Romanlara değil de hayattaki yansımasına baksak da öyle. Suçla alakanız olmasın; sokaktan geçerken bir suça tesadüf etseniz, hele şiddet içeriyorsa, oradan uzaklaşmak istersiniz. Huzursuz olursunuz. Huzursuz olan kim? Benliğimiz. Biz. Çünkü biz özümüzde iyiyiz. Sadece aynamız paslı.

 

Hep sarsak, hayata kıyıdan bakan, biraz şaşkın ve hayatları tepetaklak olmaya çok açık kahramanları seçiyorsunuz. Maceraya daha açık oldukları için mi?

Ben okurken sıkılmayacağım şekilde yazmaya çalışıyorum. Yoksa maceralı olsun, serüvenli olsun diye özel bir çabam yok. Hayatın kıyısına gelirsek… İnsanlar kusurludur, şaşkındır. Kitaplardaki karakterler niçin öyle olmasın? A notasından B noktasına güvenli bir seyahatin hikâyesi benim ilgimi çekmiyor. Fakat A noktasından B noktasına giderken X, Y, Z gibi bilinmez duraklar girerse işin içine, bu benim için daha caziptir.

 

Üzerinde çalıştığınız yeni bir roman var mı?

Şu an hemen hemen yarıladığım bir kitabım var, evet. Bu defa oldukça farklı, örneğine az rastlanır bir kurgu çalışıyorum. Kitap beş farklı novelladan oluşuyor. Büyük bir insanlık hikâyesi. İlk hikâye ve sonuncusu arasında neredeyse iki bin beş yüz yıl var. Farklı çağlar, farklı karakterler. Elbette hepsinin bir de ortak noktası var. Aceleye getirilecek bir iş değil. Çok fazla okuma yapmak, araştırmak ve en mühimi düşünmek gerekiyor. 2021 yılında okurla buluşmasını umut ediyorum.

 

Harun Candan – Özyaşam Öyküsü

1987’de yılında İzmir’de doğdu. Buradaki ilk ve ortaöğretiminin ardından 18 Mart Üniversitesi Gökçeada MYO’da Halkla İlişkiler ve Reklam okudu. 2009’dan bu yana İstanbul’da çalışıyor, yaşıyor. Hayalname (İletişim Yayınevi, 2014), Yağmur Dinecek Kimse Bilmeyecek (İletişim Yayınevi, 2016), Yarım Ay (Doğan Kitap, 2017) ve Yarınsız (Doğan Kitap, 2019) kitaplarının yazarı.