Fotoğraf: Kadir İncesu

 

C. Hakkı Zariç ile Sedat Gülmez Söyleşisi

 

“Her şey kısadır. Söz de …” İlkesiyle başlattığımız, özlülüğü olmazsa olmaz kabul ettiğimiz, söyleşilerin ilkini C. Hakkı Zariç’le ve yeni kitabı İhtar üzerine yaptık.

“Şiir, kaybeden kazanıyor oyunudur. Ve gerçek şair, kazanmak için ölünceye dek kaybetmeyi seçer.” diyor J.P. Sartre. C. Hakkı Zariç de çokça kaybedip çokça kazananlardan. Direngenliğiyle şiire sızmayı bilenlerden.

 

C. kimdir? C. neye İhtar, kime İhtar vermektedir?

Kendini saklamaya çalışan birisi değil bence, saklı kalmak istemesinden de değil, öyle denk düştüğü için C. Birkaç tıklamayla kim olduğu açığa çıkıyor zaten, bu zamanda saklanacak yer mi var sanki? İhtar’ı uzlaşmaz çelişkinin büyüttüğü yere salvoluyor bence şiir. Bu İhtar uzlaşmazlığı çoğaltmak için, burjuvazinin saflarınadır. Vesselam.

 

Tekzip şiirinde, aynı zamanda kitabın ilk şiiri, basmakalıp, alışılagelmiş bir diyaloğu sorguluyorsun. Şiir şöyle başlıyor:

“Nasılsın?”

“İyiyim!” kadar yalandım

Ben de aynı soruyu sormak istiyorum sana. Nasılsın? Yaşadığımız bu dünyada “iyiyim” demenin bir sahiciliği hiç mi yok?

Tekrar edenin yoruculuğu ve aptal iyimserliği can sıkıcı gelmiyor mu size de? Ne iyi olması ya, 12 bin yıllık gölü kurutmuşlar, sonra orayı sit alanı ilan etmişler, yetmemiş köylüleri konuşturup gölün bir işe yaramadığını gözümüze sokmaya çalışıyorlar. Bir bölgenin değil insanlığı ortak mirası talan edilmiş ve bu öyle güzel kurgulanmış ki kriz çıkması bir yana gölü suçlayan duruma gelmişiz. Ne işi var efendim o gölün orada? Kurutulmak gölün fıtratında var değil mi? Nasılsınız? Bu kadar kadın cinayetinin olduğu bir memlekette, bu kadar madencinin öldüğü ve öğrencinin coplandığı bir memlekette, toplu intiharlar memleketinde nasılsınız? İşsiz misiniz yoksa? İyisiniz… İyisiniz…

 

“Kaç yanlış bir şiir eder?” Şairler yanılgı toplamı mıdır? Yanılgılarımız mı şiiri doğurur?

Eloğlu bırakmaz ki dana kapıya gelsin! Şiir trajediden doğar ve beslenir. Her yazan kendi esvabında kurutur terini.

 

Şair tenha mıdır? Sen ne kadar tenhasın?

Bence çok kalabalığız. Dünyanın her yerinde akrabalarımız var. Evin bir köşesinde yazıyor olabiliriz ama oradan dünyaya açılan bir pencere var ve hem biz dışarıya bakıyoruz oradan, hem de dünya oradan bize bakıyor. Mutluluktan payımıza düşen hakkı istediğimiz ve bunda ısrar ettiğimiz sürece kalabalığız, evet.

 

Şiirinden yola çıkarak şunu sormak istiyorum: Günümüz Türkiyesi’nde susmamıza sebep yalnızlık mı yoksulluk mu?

Neyi sustuğunuza bağlı. Türkiye’de şairler susan tarafta olmadı. Nâzım susmadı. Sabahattin Ali susmadı, Rıfat Ilgaz, Enver Gökçe, Arif Damar, Ahmed Arif, Gülten Akın, Sennur Sezer… Kimse susmadı. Bence çoğu çocuk okutuyor ve kira ödüyordu. İçinde verem olanlar vardı; şimdi kira ödeyenler, onları şair saymaz ayrı mesele. Bakınız akademisyenler, gazeteciler, yazarlar içeri atılmalarına, işsiz bırakılmalarına rağmen susmuyor. Doğruya yabancılaştıkça susar insan. Kaybedeceği şeyleri çoğaltmaya başladığı yerde başlar susku.

 

“Ustam değilsin, usta değilsin Hilmi Yavuz.” diyorsun bir dizende. Hilmi Yavuz’la alıp veremediğin nedir? Bu ifadeyle neyi imliyorsun?

Kendisini bilmem tanımam. Şiirime neden girdiğine de anlam veremem genellikle. 50’den bu yana a’dan Mavi’ye gidip gelen birisi. Ciddiye almıyorum. Kitaplığımdaki bütün kitaplarını atmıştım yıllar önce; olduğum yerdeyim, sakalımı istediğim zaman keserim. Hâlâ çalkalanan ve nereye çadır kuracağını esen rüzgâra göre belirleyen bir adam. Okumam kendisini. Tilmizleri düşünsün, bana ne!