Ah, her ne kadar ruhunda tarihsel bir olayın izini taşısa da, aslında kekik kokulu bir yazarın doğadan edindiği sözcüklerin mızrabıyla hayat bulmuş masal tadında kitaptır.

Dil araştırmaları üzerine bir şeyler okuyup incelediğimi bilen arkadaşımın önerisi üzerine Ah romanını alıp bir çırpıda okuyup bitirdim. Kitap biter bitmez onu bir süre masa üzerinde tutup düşündüm. Zihnimde her bakımdan farklı bir tat bırakmıştı bu eser. Haliyle üzerine biraz laf etmeden geçmek istemedim.

Bazı edebiyat dışı tarihsel meramı ağırlıklı olan edebiyat kitapları vardır, bu durum dilini olumsuz anlamda etkiler. Didaktik ya da kuru bir anlatıma çevirir eseri. Fakat okuduğum İleti Yayıncılık’tan çıkan Azimet Ceyhan’a ait Ah isimli bu roman öyle değildi. Meramı güzel doğa tasvirlerinin içinde usulca ve davetkâr bir sesle işleniyor. Özenli sözcüklerle kurulu metinler daha kitabın başından itibaren olağanüstü bir atmosferin içine çağırıyor okuru. Özellikle yabancı eserleri tercih eden birisi olarak yerli edebiyatta bu denli farklı eserlerle karşılaşmak mutlu etti beni.

Dağların ardında barışçıl bir şekilde yaşayan yoksul halkların kardeşliğine açılan kapının nasıl kırıldığını okur bütün sahiciliğiyle tam karşısında buluyor bu eserde. 1921’li yıllarda vuku bulmuş ve “Koçgiri İsyanı” olarak adlandırılmış olayın yoksul köylüler üzerindeki etkisine kapı aralıyor kitap. Gerisi bütün zaafları orta yere seren dehşetli bir sınav eşiği. Çabaların ucunda yeni mücadeleler dayatıyor hayat bu kitabın kahramanlarına.

Kitabın edebi yolculuğu, yığıntı anlatımlarla ya da yersiz uzatmalarla değil, masalsı bir öykülenişin gölgesinde makul bir sesle ilerliyor.

Yaşar Kemal’le Çukurova’nın otunu çiçeğini tanır, bilir olduk. Bu kitapla da Erzincan yöresinin kurduna kuşuna, bitkisine masalına karışıyor insan. İçinde acı bir öyküyü barındırsa da, yazar, yöresel motifleri ustaca esere dahil etmeyi başarmış gözüküyor. Kentli yazarın yalnızlık metaforu için ada neyse, köy kalemi için de ulaşılmaz bir kayanın tepesi (Tebekler Kayası) o anlamı ihtiva etmiş gözüküyor bir yerde.

Doğu’daki kışları, soğukları yaşamış ve sabahları pencerelerde karşılaştığımız buz şekillerinin bir yerlerde “Camcini” tarafından evdekilerin kaderini resmetmesi meseli beni de çok heyecanlandırdı, zira bulunduğum yerde bu öyküleme biçimi bilinmiyor olmasına rağmen çocukluğumda o şekillere, içinde bir sır bulacakmış gibi bakar, kendimce kimi anlatılar elde ederdim. Kitabın bu tip küçük ama ana muhtevayı besleyen heyecanlı yan öykülerle beslenmesi yazarın güçlü gövdeli kaleminin etkisi için iyi bir iz teşkil etmektedir.

Ortaya çıkan savaşın yıkıma uğratmaya çalıştığı güven ve dayanışma olgusu Agasi karakteri başta olmak üzere ana roman karakterlerince baştan sona ayakta tutulmaya çalışılmıştır. Bu umut, mücadele etmeden hiçbir şeyin yerinde kalamayacağı, kazanılamayacağı gerçeğine büründürülerek anlatılmaktadır.

Kitapta hiçbir bilginin, vurgunun boşa olmadığını, yazarın derin bir çalışmayla ortaya çıktığını eserin ayrıntılarındaki işçilikten anlamak mümkün. Romanın karakterleri; yaşayan, ortada duran o yöreye ait birer kanlı canlı insan gibi duruyor eserde.

Yine tasvirlerde olağanüstü ve farklı ifadeler bulmak oldukça güzel. Özellikle çeşme başında hayat bulan geçmişin kelimeleri gibi duran ağaçların neden orada oldukları gerçeğinin izahı, bana, çok samimi ve değerli bir dilin ortaya çıkardığı mutluluğu yaşattı.

“Yaz ortasında çam oluktan akan buz gibi suyun önüne karpuz koysan hemen içini, kırmızısını gösterir, kütürdeyerek parça-pincik olurdu. Dişe, değil karpuz sanki buz değerdi. Buzdan yaman bir parça. Armut ve elma fidesi vardı çeşmenin yanında. Sofralar hep bu suların başlarına kurulduğundan bu yörede neredeyse her çeşme başında bir ya da birkaç meyve ağacı, burada yapılan sohbetlerin bir anısı, nişanesi gibi bulunurdu.”

Üvey anneleri tarafından dibi delik torbayla kenger bitkisi toplamaya yollanan iki kardeşin hazin sonunu anlatan Pepuk Kuşu meseli, yazar tarafından Doğu’da kardeşin kardeşe bilgisizce yaklaşımını ustaca metne yediren, onu haykırtan başka ve yerinde bir vurgu olmuştur.

Azimet Ceyhan sözcüklerinin önemli bir kısmını doğadan edinmiş kekik kokulu bir yazar. Yazar bu eseri, kalemini masal dilinde bir mızraba dönüştürüp ustaca ahenklediği seslerden derleyip okurun karşısına çıkarıyor. Onun sözcükleriyle kâğıt ve yazıda uzun süre kalmıyor insan. Daha baştan itibaren olay örgüsünün sahici bağları arasında bir karakter olup kitaba giriyor. Kolektif bir karşı koyuşu, birlikteliği örgütleyen doku baştan sona inancını koruyor.

Sonuç olarak, kelime ve kavramları üzerinde düşünmeye, keşfetmeye değer bir kitap Ah.

 

Azimet Ceyhan, Ah, Bir Koçgiri İsyanı Romanı, İleti Yayıncılık, 2018.