Sahi Altın Postu ne yapacaktık biz? Binlerce yıldır süren bu tantana ne içindi? Artık sebebini bile hatırlamıyoruz ama kafamızda o postu ele geçirme hırsıyla doğuyoruz. O hırs uğruna ölüyor, öldürüyor ya da daha küçük günahlarla hedefimize ilerliyoruz. İktidar hırsımız ve bu süreçteki Makyavelist tutumumuz tarih boyunca değişmeden sürdü. Ama neden? Mine Söğüt de kitabında bu çerçevede sorular soruyor.

“Soru sormam hayat belirtisi ama ille de bir cevap istemem aptallık.”(syf:78)

Kitap, yazımın başlığında kullandığım Ritsos epigrafıyla başlıyor. Bu uvertürün ardından perdeler kalkıyor ve yazar anında okurun zihnine bir tokat indiriyor:

 

“Zamanın içinden geçeceğim.

Ailenin içinden geçeceğim.

Ahlakın içinden geçeceğim.

İnancın içinden geçeceğim.

Devletin içinden geçeceğim.

Senin içinden geçeceğim.”(syf:9)

 

Bu pasajla birlikte kitabın alt başlığının neden “Büyük Küfür Kitabı” olduğunu anlamaya başlıyoruz. Küfür, “sövgü” anlamının yanında “Allah’a inanmama, onu inkâr etme” gibi anlamlara geliyor. Mine Söğüt Gergedan’da kendi kelimeleriyle pek çok otoritenin “içinden geçeceğini” yani onlara itaat etmediğini söyleyerek küfrü sembolik bir yere koyuyor. Aslına bakarsak ilk akla gelen “sövgü” anlamından çok daha büyük bir küfür etmiş oluyor yani.

Gergedan oldukça “sert” bir kitap. Burada özellikle “kitap” diyorum. Türsel isimlendirme yapmıyorum çünkü her ne kadar kapağında “öykü” yazsa da tematik, dilsel, kurgusal şeması kitabı “deneysel roman” gibi okuyabilme imkânı da tanıyor. Zaten kitabı okurken yazarın derdinin roman ya da öykü yazmak olmadığını, bir öfkeyi dile getirmek ve herkesi bu öfkeye ortak etmek istediğini hissediyorum. Kitaptaki öykülerin bir kısmının daha önce çeşitli mecralarda yayınlandığı, bir kısmının yeni olduğu göz önüne alınırsa bu deneysel tür daha çok anlam kazanmış oluyor.

Peki kitabın adı neden Gergedan? Kitabın ismi Eugéne Ionesco’nun Gergedanlar adlı tiyatro metninden geliyor. Gergedanlar yazımının üzerinden altmış yıl geçmiş olsa bile bu güne ışık tutabilmesiyle Mine Söğüt tarafından metinler arası gönderme öğesi olarak kullanılmış. Söğüt; otorite ve faşizm karşısında susan, ona ayak uyduran, ondan beslenen kitleye olan hislerini Ionesco’nun “gergedanlaşma” motifiyle açıklamış. Burada konuyu hiç şüphesiz kitabın illüstrasyonlarını yapan Bahadır Baruter’e getirmek gerekiyor. Baruter’in çizimleri içinde bulundukları hikâyelerden özerk ama yarattıkları çarpıcı etki Söğüt’ün sarsıcı, şiirsel diliyle birebir uyuyor. Bu arada “şiirsel dil”in böylesine sert bir muhtevada sırıtmaması da dikkatimi çekiyor.

Durmadan bahsettiğim sertlik hem içerikte hem de dilde kitap boyu devam ediyor. Otorite ve onun en büyük silahı faşizm gerçek yüzüyle ve çeşitli boyutlarıyla okura sunuluyor. Bu iki unsura en düşük bütçeli hâlleri olan bireyden (belki de çoğumuz içimizdeki faşistin farkına varamadığımız için en tehlikeli olanı), en geniş ölçekli hâlleri devlete kadar pek çok açıdan değiniliyor. Tabii ki işin ucu ilk önce ve en çok kadına dokunuyor.

 

“O adamlar… Keserler. Saçlarınızı keserler. Yüzerler. Derilerinizi yüzerler. Severler. Sizi bir severler, ölürsünüz.”(syf:32)

 

Gergedan’ı bitirip bu yazıyı yazarken “Yazar bir kitapta ne kadar çok şey yapmaya çalışmış ve bunların üstesinden gelebilmiş!” diye şaşırmadan edemiyorum. Gergedan’ı, yeni bir bahara girdiğimiz bu günlerde zihnine bilinçli ya da bilinçsizce yer etmiş şemalardan birkaç tanesini kırmak isteyen okurlara çekinmeden tavsiye edebilirim.

 

“Her şeyden, Allah’tan, devletten, toplumdan ve babamdan ve annemden ve kendimden korktuğum için yapmadığım, yapamadığın şeylerin neticesinde katlandığım bu hayatı kendi hayatım sanmam ve bana böyle bir hayatı reva gördüğüne inandığım Allah’a sığınmam, ondan medet ummam, üstüne üstlük ondan da korkmam neticesinde şuursuzca çevirdiğim işkence gibi bir hayat çemberinde delirmekteyim.

Korkuyla terbiye edildim.

Korkuyla terbiye edildim.

Korkuyla terbiye edildim.”(syf:80)

 

 

Mine Söğüt, Gergedan, Yapı Kredi Yayınları, 2019.