Alakarga Yayınları Genel Koordinatörü Arzu Bahar ile Yayıncılık Üzerine Söyleşi

23 Eylül 2018

 

Tekrar basımlar dışında yılda kaç kitap yayımlıyorsunuz? Bu kitapların telif ve çeviri olmak üzere dağılımı nedir?

Tekrar basımlar dışında yılda ortalama kırk beş- elli kitap kadar basıyoruz. Tabii ki bunun dağılımı her ay aynı değil. Kimi aylar beş kitap basarken kimi aylar bir ya da iki kitapta karar kılıyoruz.

Birkaç başlıkta toplayabileceğimiz seri kitaplarımız var; Klasik Edebiyat, Çağdaş Dünya Edebiyatı, Yerli Edebiyat, Tedirgin Kitaplar ve Düşünce Serisi. Her ay bu serilerin hepsinden en az bir dosyayı yayımlamaya gayret ediyoruz.

Telif ve çeviri olarak net bir dağılımı var diyemem. Geçen yıl yayın programında yerli dosyalara sıkça yer verirken bu yıl çeviri dosyaları ağırlık kazandı. Sanırım iki yılı karşılaştırdığımızda sayıca birbirini dengeleyecektir.

 

Yayın programınıza aldığınız Çağdaş Dünya Edebiyatı ve Klasikleri belirlerken sizin için en önemli kıstaslar nedir?

Sanırım Çoksatar peşinde olmayan nadir yayınevlerinden biriyiz. Çoksatan kitaptan ziyade iyi edebiyatın izini sürmeyi seviyoruz. Çağdaş Dünya Edebiyatı’nda Türk okuru ile tanıştırmak istediğimiz yazarları arayıp bulmaya çalışıyoruz. Bunun pek çok başarılı örneğini geçen yıl verdik, yeni yayın döneminde de aynı çizgimizi devam ettirmeyi düşünüyoruz.

Klasikler olmazsa olmazımız. Sonuçta edebiyatın temel taşlarını oluşturan kitaplardan söz ediyoruz. İyi bilinen ya da unutulan klasikleri basmayı bu yüzden çok önemsiyoruz.

 

Bir kitabı yayına hazırlamak ne kadar zamanınızı alıyor?

Yurtdışı ile sözleşmenin tamamlanmasından itibaren çeviri süreci başlıyor. Burada çok önemsediğimiz bir konu var, eserin mümkün olduğunca orjinal dilinden çevirisini yaptırmak.

Zeruya Shalev’i İbraniceden, Tadeusz Borowski’yi Lehçeden, Kavabata’yı Japoncadan, Bjørn Rasmussen’i Dancadan çevirtmeyi ortaya çıkabilecek anlam kaymalarının önüne geçmek, okura orjinaline en yakın çeviriyi sunmak için tercih ediyoruz. Bu tabii ki hem yazara hem okura saygımızdan kaynaklanıyor. Çevirisi biten dosyanın edisyon sürecinde çevirmenlerimizle birlikte çalışıyoruz. Sonrasında dizgiye gitmesi, ikinci okumanın yapılması, kapak görselleri gibi süreçler geliyor. Toplamında bir çeviri dosyasının yayına hazırlanması altı yedi ayı buluyor hatta dosya hacimli ise -çeviri süresine bağlı olarak- daha da uzun sürebiliyor.

Eğer sözünü ettiğimiz yerli yazarlarımızdan birinin dosyası ise elbette ki bu süre daha kısa. Onaylanmış dosya yayın programında yerini aldıktan sonra yukarıda söz ettiğimiz süreçler başlıyor. Bu noktada da yazarlarımızın bekleme süresi uzun sürüyor maalesef. Gelen her başvuruyu okuyup değerlendirdiğimiz için cevap vermemiz birkaç ayı bulabiliyor.

 

Genç ve yeni yazarların Alakarga Sanat Yayınları’ndan içeriye girmesinin ön koşulları nedir?

Alakarga Yayınları yeni yazarlara her zaman fırsat tanıyan bir yayınevi oldu. Elbette bu süreç devam ediyor. Geçmişte pek çok yazarımız önemli ödüller aldılar. Bu yıl da iki yazarımızın ödül almasıyla gururlandık.

Aslında aradığımız tek koşul iyi edebiyat. Yerli yazarlarımız için de çeviri kitaplarımız için de aynı şey geçerli.

 

Yayımlanmaya değer bulmadığınız dosyalarda yazar adaylarının önünü açmak için görüşlerinizi ve önerilerinizi paylaşır mısınız?

Yayımlamaya değer bulmadığımız demeyelim, her dosyanın kendi içinde bir değeri vardır mutlaka. Ya bizim yayın politikamıza uymuyordur dosya ya biraz daha üzerinde çalışılması gerekiyordur ya da yayın programımıza yer verecek durumda değilizdir. Sebeplerini yazarlar ile paylaşıyoruz.

Ve yazar bize sorarsa elbette dilimizin döndüğünce önerilerimizi de paylaşırız. Çünkü bunu teklifsizce yaparsanız, iyi niyetinize karşılık hiç beklemediğiniz tepkiler de alabilirsiniz.

 

Yayıncılık sektöründe kendinizi nerede görüyorsunuz?

Kendi segmentimizde oldukça önemli bir yerdeyiz. Çünkü Alakarga Yayınları çok iyi kitaplar basan, çok estetik olduğunu düşündüğüm kapaklara sahip, okurun çok iyi tanıdığı yazarların yanında Türkiye’de kitabı ilk kez yayımlanan ya da unutulan önemli yazarlara yer veren, baskıya alınacak tüm dosyaların titizlikle inceleyen ve daha önce de vurguladığım gibi çoksatar peşinde koşmayan bir yayınevi.

Biz okurunu ve onu mutlu etmeyi seven bir yayıneviyiz. Güzel bir kitabın peşinden gittiğimizde, haklarını aldığımızda ya da kitaplar matbaadan geldiğinde hiç kaybetmediğimiz bir heyecanımız var. Ve heyecan bulaşıcıdır. Kitabın kitabevlerinde rafa koyulmasına kadar olan süreçte emek veren herkese bulaşıyor. Sonuçta bu doğal olarak okura da yansıyor.

 

Kurdaki ani yükseliş yayın programınızda herhangi bir değişikliğe yol açacak mı?

Tabii ki sadece bizim için değil tüm yayınevleri için zor bir dönem. Kurdaki bu artışlar kağıt fiyatlarından başlayarak telif ödemelerine kadar etkiliyor. Buna karşı direniyoruz. Okuru iyi edebiyatla ve kitapla buluşturmaya devam edeceğiz. Hep yaptığımız gibi edebiyata, sanatın iyileştirici özelliğine güveneceğiz ve buna tutunacağız.

Şu an için yayın programımızda büyük değişiklikler yapmadık. Yeni yayın döneminde yine güzel kitaplarla geliyoruz.

 

Sonbahar kış döneminde okurları hangi sürprizler bekliyor?

Sonbahar kış döneminde yine çok önemli kitaplar geliyor. Elia Kazan’dan Uzlaşma, Antonio Di Benedetto’dan Zama, Nobel Ödüllü yazar Yasunari Kavabata’nın tüm eserleri, Alejo Carpentier, Jean Starobınski, Zeruya Shalev, René Girard, Eduardo Berti, Joyce Carol Oates, geçtiğimiz aylarda üç kitabını yayımladığımız Onetti’nin yeni kitapları okurla buluşacak. Elbette daha önce yayınevimizden kitabı çıkan ya da yeni dahil olan yerli yazarlarımız da olacak. Yeni bir serinin de yayın programımıza katılacağının müjdesini verebilirim.