Yazar Kutub Şimşek ile Nazlı Yıldırım Söyleşisi

9 Kasım 2018

 

İlk öykü kitabınız Aynı Daldaydık‘a baktığımızda, esin kaynağını yaşantınızdan ve doğduğunuz toprakların kültüründen alıyor. Yer yer iç burkan, kimi zaman tebessüm ettiren bu öykülerinizin çıkış noktasını merak ediyorum açıkçası.

Bir dönem herkes “Yaşadıklarımı yazsam roman olur.” Derdi. Hem de çok satan roman. Doğruydu. Çünkü bizim topraklarda o yıllarda sıradan, sakin bir gün ele geçmezdi. Çocukluğum o günlerde geçti. Yan sokakta gerçekleşen bir olayı birçok farklı kameradan izleyebiliyoruz şimdi. O zamanlar sadece gören gözlerin anlattığı kadarını bilirdin. Anlatıcının siyasi görüşü, mizah anlayışı hikâyenin boşluklarını doldururdu. Hikâyeci, bildiğini, duyduğunu yazar. Benim de bildiklerim bunlar. Komşum, akrabam, arkadaşım, ben…

 

Aslında topraklarımızda neler yaşandığını anlatan buğulu bir harita gibi. Okur, haritanın buğusunu sildikçe ulaşacaktır öyküye. Peki, öyküye varıldığında, tıpkı anlatılanlar gibi iyimser mi olacaktır okur? Bir şeylerin değişebileceği adına umutların hâlâ olduğunu söyleyebiliyor musunuz?

Neye umut beslediğinize bağlı. Kendi adıma, gerçekleşmesi olanaksız şeylere umut bağlamıyorum. Belki yıl içinde, keyifli geçirdiğimiz gün sayısı gittikçe artıyordur. Eğer öyleyse bu şahane bir şey. Hatta buna sevinmek bize bir güzel gün daha kazandırır.  Umut kıtlığında buna da şükür.

Büyük felaketlerin olduğu bölgelerden hep güzel haberler vermeye çalışır haberciler. Bu felaketin içinde sevinecek bir şey bulursun. Hikâyelerimde de bu umut parçacıklarını işledim. Bunu bulmazsan, yolun sonuna geldiğin hissinden kurtulamazsın.

 

Yaşantınızdan esinlenilmiş öykülerinize baktığımda, bavulunu emanetçiye bırakan bir yolcu gibisiniz. Bir bavuldan kurtulmanın ferahlığını ve yeni bir bavul aramak için çıktığınız yolculuğun heyecanını veriyorsunuz. Bir dünya hâline bürünecek olan bu yolculuktan bize yeni dönüşler olacak mı? Cümleleriniz yeni öykülere çoğalacak mı?

Yaşantılar hatıralara dönüşür, hatıralar hikâyelere. Hikâyeler hiç bitmeyecek. Beni dinlemek isteyen olduğu sürece benim de anlatacaklarım olacak. Anlattıkça bir yükten kurtulmanın hafifliği gelir mi bilmiyorum. Ama bu yolculukta bavulu dolduracak çok hikâye var, şöyle bir dolabı karıştırmak yeterli olacak.

Bir anlatım yolu olan öykünün, sizin kaleminizde nasıl bir yol buldu da Aynı Daldaydık adlı bir kitaba dönüştü?

Kaçacak bir yerimiz yok. Ninelerinden hikâyeler dinleyen son nesil olabiliriz. Bu anlatı çekimi, biz de aynısını yapmadan peşimizi bırakmayacak. Peki, anlatabiliyor muyuz? Hayır, çünkü karşımızda hikâyelerimizi dinleteceğimiz çocuklar bulamayacağız. O yüzden yazıyoruz, hem anlatmak hem daha çok kişiye anlatmak için. Yazmak da anlatmanın bir şekli, haberdar etmenin.

 

Birbirinden tanıdık tüm bu öykülerde bir yaşam tadının olmasıdır, okunurluğunu kalıcılaştıran. Söylemeye çekinilen birçok şeylerin ete kemiğe bürünmüş hâli Aynı Daldaydık kitabı. Daha söylenilmemiş sözlerin var mı? Bir de söyleyeceklerin?

Çok şükür ki bu konuda gelişmiş ülkelerden şanslıyız. Saçma sapan olayların bolluğu bize her zaman işlenecek konular sunuyor. Olmayacak şeyler peşinde koşmamıza gerek kalmıyor. Vampirler, elfler, süper kahramanlar… Her şey çok acayip, bu bize yetiyor.

Başka bir şey söylemek zordur belki ama başka türlü söylemek işimize yarayabilir. Televizyon programlarında saatlerce bir meseleyi konuşmak fayda veren bir şey değil. Bunu, hikâyeler, filmler yoluyla yapmaya devam etmeliyiz. Yeşilçam sineması yaptı bunu, Amerikan sineması hep yapıyor. Belki bu şekilde insanlar olayların içine kendilerini de katar ve bazı şeyler söylendiği yerde, söylendiği gibi kalmaz.

 

 

Kutub Şimşek – Özyaşam Öyküsü

1978 yılında Mardin’de doğdu, çocukluğu Ceylanpınar’da geçti. Necatibey Eğitim Fakültesi’nden mezun oldu. Ot Dergisi’nde yazılar yazmaktadır.