Türker Beşe

26 Eylül 2018

 

Son yıllarda özellikle yerli yazarların ilk kitaplarından bahsedilirken sıkça kullanılan cümleye hepimiz aşinayızdır: “Yazar, bu kitabıyla sıradan olaylara sıra dışı bir hava katıyor.” Neyse ki Ölü Dalgıcın Sonbaharı için bu cümleyi kullanmak zorunda kalmayacağız.

Onur Selamet’in edebiyatla haşır neşirliği yaşına göre epey eskiye dayanıyor ve farklı mecralara uzanıyor. Çeşitli dergi ve fanzinlerde eserleriyle yer alan yazar, aynı zamanda uzun yıllardır Kayıp Rıhtım adlı edebiyat sitesinde yayın yönetmenliğinin yanı sıra sitenin yaklaşık dokuz senedir süren yan projelerinden biri olan Aylık Öykü Seçkisi’nin de editörlülüğünü yapıyor. Ayrıca, 2013’ten beri pek çok tanıdık ismi de ağırlayan Marşandiz Fanzin’in de makinistliğini üstlenmiş.

Selamet’in öyküleri yıllardır farklı mecralarda okurlarla buluşuyor olsa da, Ölü Dalgıcın Sonbaharı yazarın adını taşıyan ilk kitap. Ancak ilk kitap olmasına rağmen, yazarın kaleminin türe alışkın olduğu fark ediliyor. Okurların nazarından kaçmayacak bir diğer durumsa, Selamet’in öykücülüğe karşı cesur yaklaşımı.

Ölü Dalgıcın Sonbaharı’nda kendine yer edinen her öykü, içinde yaşadığımız gerçekliği reddederek kendine özgü gerçeklikler kuruyor. Bunu yaparken de çevremizdeki “ağırbaşlı”, “kendinden emin” ve “ayakları yere basan” gerçeklik kurallarını hiçe sayıyor. Ancak bu kulağa geldiği gibi rahatsız edici bir şey değil. Zaten çevremizden, rutinimizden, her gün tahammül etmek zorunda kaldığımız türlü saçmalıktan rahatsızız ve “Şehirdeyiz. Yıldızlar ve ay yolumuzu aydınlatmaya yetmiyor.” Karanlık sokaklarda, adalarda ve midelerde ışığımızı arıyoruz.

Selamet’in öyküleri yaşadığımız dünyadan kısmen bağımsız olduğu gibi birbirlerinden de bağımsızlar. İçinde yaşadığımız gerçekliğe kasten uzak olan ve “gerçek” kavramını safsata haline getiren öyküler, yine de kendi içlerinde tutarlı bir gerçekçilik barındırıyor. Zaten öyküler realist olma iddiası taşımıyorlar, tıpkı fantastik olma iddiası taşımadıkları gibi. Bazıları büyülü gerçekliğe göz kırparken, bazıları da tuhaf kurgunun sınırlarında çılgınca dans ediyor. Onur Selamet bize, “Bu dünyadan başka dünyalar da var,” diyor adeta.

Çoğunlukla tekinsiz sularda seyreden öyküler baştan sona merak uyandırıyor. Alışık olmadığımız dünyalarda geçen kurguların gidişatını ve sonunu tahmin etmek mümkün değil. Özellikle çocukluğu 90’lı yıllarda geçenler içinse pek çok tanıdık unsur bulmak mümkün.

Yazarın kendine has üslubu okuru yormuyor. Ağdalı cümleler kurmaktan kaçındığı gibi, kelimelerine özen gösterdiği de belli oluyor. Anlatım duru ve sade, ama kesinlikle basit değil. Gittikçe güzelleşeceğini hissettiren, sıradaki kitapları heyecanla bekleten bir hava var.

Güzel kapağın içini güzel öykülerle doldurmayı başaran Onur Selamet’in üretkenliğinin daim olması dileğiyle, birbirinin üç aşağı beş yukarı aynısı “günlük hayatın sıradanlığı” güzellemelerinden sıkılmış okurlara Ölü Dalgıcın Sonbaharı’nı tavsiye ederim.

 

Onur Selamet, Ölü Dalgıcın Sonbaharı, Dedalus Yayınevi, 1. Baskı: 2018. 

 

Türker Beşe – Özyaşam Öyküsü

1989 senesinde Ankara’da doğdu. Halen Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde Klasik Arkeoloji öğrenimini sürdürmektedir. Aylık Öykü Seçkisi, Gölge e-dergi ve Dedektif Dergi’de yayımlanan öykülerinin yanı sıra Kayıp Rıhtım edebiyat portalında da yayın yönetmeni olarak çalışmaktadır.