Yazar Hamdullah Köseoğlu’nun çocuklar için yazmış olduğu Barış’ın Günlüğü adlı kitapta Barış, babasının mesleğinden dolayı Kars’tan, arkadaşlarından, okulundan ayrılıp İzmir’in Tire ilçesine gitmek zorunda kalıyor. Alıştığı çevreden ayrılmanın üzüntüsünün yanında Tire’nin güzelliğine hayran kalıyor. Babası yargıç, dosyaları ile çalışmayı seven soğuk bir karakter. Barış’la fazla ilgilenmiyor ve katı kuralları var. Barış’ın eğitimi ile daha çok annesi ilgileniyor. Annesi daha duygusal ve hoşgörülü.

Barış, günlüğünde yeni bir okul, yeni bir öğretmen ve yeni arkadaşlarına uyum mücadelesini anlatıyor. Zeki bir çocuk. Sınıfta farklı olduğunu arkadaşlarına ve öğretmenine çok kısa zamanda ispatlıyor. Arkadaşlarının onu kabullenmesi ve aralarına almaları için nasıl davranması gerektiğini çok iyi biliyor. Yeni ortamda mutlu olmayı başarıyor.

Barış’ın günlük tutma alışkanlığı, okullarına yazarların gelmesi ve onlara günlük tutmayı öğütlemeleriyle başlıyor ve sonraları da bu alışkanlığı devam ettiriyor. Günlük tutmanın Barış’a, düşüncelerini aktarma, düşünme alışkanlığı geliştirme gibi konularda birçok faydası oluyor. Barış, kitap okumayı çok sevdiği için hayal gücünü geliştirdiği gibi, yaşadıklarını günlük olarak kaydederek yazılı anlatımını da geliştirme fırsatı buluyor. Bazen sıkıntılarını dökerek rahatlamak, bazen can sıkıntısından, bazen iç daralmasından, bazen de konuşacak arkadaş bulamamasından günlük tutan Barış, böylelikle gelecekte belki de iyi bir yazar olmanın ilk adımlarını atıyor.

Barış’ın düş gücü çok yüksek. Ona göre, düşlerini yitirenler, yaratıcı güçlerini de yitirirler. Çevresinde kitap okumayı sevmeyen çocuklar olduğunu fark eden Barış, bu çocukların ders kitaplarındaki bilgiler ve öğretmenlerinden dinledikleri ile yetindiklerini fark ediyor. Oysa kitaplar içlerinde dünyalar barındırır; öyküler, romanlar, masallar, şiirler, oyunlar yaşamdan, yaşamın gerçeklerinden söz eder. Kitaplar sadece bilgi aktarmak, ders vermek amacıyla yazılmaz. Barış, kitap okumayan çocukların bilgiyi hazır buldukları için düşünmeyi bilmediklerini fark ediyor. Sağlam bir temelleri olmayan ve belli bir birikimden yoksun olan bu çocuklar, okuduklarını da pek anlamıyorlar. Öte yandan anladıklarını aktarmak da bir bilinç süzgeci gerektirir. Bu çocuklar yeteri kadar anlamadıkları bilgileri aktarmak için kitaplardaki bilgileri bilinçsizce ezberlemek zorunda kalıyorlar.

Barış, günlüğünde büyüklerle yaşadığı çelişki ve çatışmaları da içtenlikle açıklıyor. Yetişkinlerin çocukları anlamadığını veya anlamak istemediğini, küçükleri dinlemeden yargıladıklarını, tartışmaya açık olmadıklarını, düşüncelerini ve isteklerini emir gibi dikte ettiklerini ve baskı yaptıklarını belirtiyor.

Barış’ın Günlüğü çocukların zevkle okuyacağı bir kitap. Kitabı okuduktan sonra onların da günlük tutmaya özeneceklerini düşünüyorum. Aynı zamanda anne-babalara da; çocukların duygu ve düşüncelerini anlamaları, onlara bir adım daha yaklaşabilmeleri, aralarındaki duvarları yıkabilmeleri, iyi bir iletişim kurabilmeleri için bu kitabı öneririm.

Çocuk gözüyle tatil, yine çocuk gözüyle akrabalar, aile ilişkileri… bazen biz büyükler kendimizi irdelemeden, karşımızdakilerin davranışlarını gözlemler ve eleştiririz. Herkesin bizim istediğimiz gibi olmasını, davranmasını isteriz. Oysa biz ebeveyn olarak çocukların gözünde nasılız? Nasıl görünüyoruz? İşte bu kitapta ebeveynler kendilerini çocuk gözünden görebilirler. Çocukların anne ve babalardan beklentilerini bu kitapta bulabilirler.

Biz büyükler çocukların evin bir köşesinde kendilerine ait bir odalarının olmasını isteriz. Özellikle çocuk odası yapabileceğimiz büyüklükteki evleri tercih ederiz. Oysa çocukları o odalara hapsettiğimizin, odalarında dahi özgürlüklerini yaşatmadığımızın farkında değiliz. Yine orada bile bizim kurallarımız geçerlidir.

Çocuklar aile içinde o kadar çabuk büyüyorlar ki, hayat koşuşturmacası içinde onların büyüdüklerini pek fark edemiyoruz. Kendi işlerimizle, kendi dertlerimizle ilgilenmekten, çocuklarımıza zaman ayıramadan onları büyütüyoruz. Çoğu zaman hatalarımızı, sevgi ve ilgi göstermekte yetersiz kaldığımızı göremiyoruz ama çocuklar bunu net olarak görüyor. Barış’ın Günlüğü bir çocuk kitabı olsa da, bütün bunları akla getirmesi, sorgulatması açısından başarılı bir çalışma.

Barış, savaşın bir tür delilik olduğunu, sevginin hayattaki en önemli şey olduğunu o kadar güzel anlatmış ki, kitabı okurken biz yetişkinler sık sık onun gözünden kendimize bakmak zorunda kalıyoruz. Hırslarımızın, maddi beklentilerimizin ve hayatın dayattığı zorunlulukların etkisinde yeteri kadar objektif kararlar alamadığımızı göremiyoruz. Savaş gibi önemli bir konuda aslında fikirlerini hi sormadığımız, savaştan en çok etkilenen olduklarını önemsemediğimiz çocuklar bizden çok daha objektif ve yaşam yanlısı düşünebiliyorlar. Bu nedenle çocukları dinlememiz, anlamamız, olaylar hakkındaki fikirlerini mutlaka öğrenmemiz gerekiyor. Bunun için de öncelikle çocukları birey olarak görmeli, düşüncelerine değer vermeli, onları dinlemeyi öğrenmeliyiz. Onların da kendilerince olaylar hakkında fikirleri vardır. Bu fikirleri de hesaba katmalıyız.

Belki de herkesin günlük tutması gerekir. Bazen kimseye anlatamadığımız dertlerimizi günlüğe yazarak bir ölçüde rahatlarız. Günlük bize o an için bir dost, bir sırdaş olur. İleriki günlerde günlüğümüzü açıp okuduğumuzda, daha önce yaşadıklarımızı bir fotoğraf albümüne bakar gibi algılar tartarız. Günlük, yaşamımızın bir belgesidir, aynasıdır, göstergesidir.

Çoğu insan günlük tutmaya üşenir. Yaşadıklarımızı her zaman hatırlayabileceğimizi düşünürüz. Ama zaman geçtikçe acısıyla tatlısıyla yaşantılarımızın önemli bir bölümünü anımsayamayız. Silik, soluk anılar; kırık, kopuk çizgiler, görüntüler kalır belleğimizde. Bu nedenle günlük tutmaya üşenmemeli, yaşadığımız değerli anıları tekrar hatırlamak, belki de yaşadığımızı kanıtlamak için bir belge oluşturmalıyız. Çocuklardan ya da belki de çocukluğumuzdan öğrenecek ne çok şey var…