Sevdiğini Öldürmek Bizde Aile Geleneği oldukça iddialı bir isim. Bir yandan da isimde vadettiğiniz her şeyi kitabın içinde buluyoruz. Cinayet, aile, aşk, rekabet, komedi, gizem, heyecan… Bu romanını yazarken ilham kaynağınız neydi? Nasıl bir noktadan hareket ettiniz?

Yazar olma hayallerini kurmaya başladığım ilk zamanlardan beri aileyle ilgili bir roman yazmak istiyordum. Ama hayalimdeki kitabı yazabilmek için yazarlık becerilerimin gelişmiş olması gerekiyordu. Nasıl hayal ettiysem yetişkinliğime de sirayet etmiş. Bu romanı yazabilmek için üç , hatta dört roman yazdım. Aile Geleneği’nden sonra yayımlanacak romanı da yazıp bitirdim. Benim için bu kitap bir çocukluk hayalinin gerçekleşmesi gibi. O yüzden duygu dünyamdaki yeri de kariyerimdeki yeri de farklı.

 

Sizi çok etkilemiş sözlerden birini söyleyebilir misiniz?

İnsanı hakikate çekenlerden biri yine hep aklımda olan, Aile Geleneği’nin de girişinde kullandım zaten. İbnü’l-Arabi’nin bir sözü: “Evren bizim zindanımızdır. Ona hükmettiğimizi zannederiz. Oysa onun kayıtsızlığından faydalanarak var oluruz.” İnsanı bu kaba saba gerçeklikten sıyırıp hakikate yaklaştırıyor.

 

Bu kitabın en sevdiğiniz yeri neresi?

Bunu ilk kez ben de bu kitapta düşündüm. Bittikten epey sonra… Hepsini silsem neresi kalsın isterim diye… Meselenin kalbini anlamak için… 28. Bölüm: Dünyanın ezanı. Aslı’nın bölümlerinden biri. O bölüm ve civarı diyebilirim. Aslında her şeyi birkaç şey söylemek için yazarsınız, diğer şeyler o esas söylemek istediğinize hazırlıktır bir nevi. “Dünyanın ezanı” bölümü de öyleydi benim için. Kitapta gerçeğin kırıldığını hissettirdi. Yani kurmacanın gerçeğe müdahale ettiği yer de diyebiliriz. Arabi’nin sözünün neden kitabın başında olduğunu da açıklıyor. Kitabın bana göre en kıymetli bulduğum ve yazmaktan en zevk aldığım duygusu da oradaki duygu.

Okurların Aile Geleneği kitabından hangi duyguyla ayrılmasını hayal edersiniz? Bu kitapta en çok uyandırmak istediğiniz his nedir?

Özgürlük ve aidiyet. Daha doğrusu, yazarken bu duygularla hemhal oldum. Özgürleştirdi beni. Küs olduğum duygularla barıştırdı. Kendi geçmişimle hesaplaşmamı, helalleşmemi sağladı. Ve hayatı yeniden, daha önce olduğundan biraz daha farklı biçimde sahiplenmemi… anlamamı sağladı. İnsan olmanın yükünü taşımakla ilgili… Umarım okura da bana yaptığını yapar. Hangi duygudan iyileşmeye ihtiyacı varsa tabii…

 

Bir yazar olarak sizin için başarının tarifi nedir?

Kötü geçmiş bir çocukluk ve ergenlik düşünün… Bu da bir yazar klişesidir ama boşuna klişe olmamış işte. Ben o zaman hayranı olduğum yazarlar sayesinde hayatla baş etmeyi öğrendim. Hala da aynı yerden güç alıyorum. O zamandan beri en büyük hayalim de bana vaktiyle el vermiş olduğunu düşündüğüm yazarların yaptığını yapabilmekti. Yani tanımadığım insanlara dost olabilmek. Roman insana kendinin tek olmadığını hissettirir. Hiç tanımadığınız biri, belki de hiç bilmediğiniz bir yerden gelip gönlünüzü alır. Bunun gibi bir şey. Biraz önce de dediğim gibi, insan olmanın yükünü taşıma becerisi verir insana. Şeyleri farklı yönleriyle görmemizi ev anlamamızı sağlar en basit haliyle. Bunun da bana göre en güçlü özelliği kalıcı olması bana göre. Kalıcı olmaktır edebiyatta başarı. Yani iyi, daha iyi kitaplar yazmaktır. Ben her seferinde daha iyi yazmak için çalışıyorum.

 

Her yazarın çalışma alışkanlığı farklılık gösterir. Sizinkilerden bahsedebilir miyiz? Nasıl çalışıyorsunuz?

Her kitabın hikayesi farklı oluyor, ama tabii ortak özellikleri de var. Mesela her seferinde karakter geliyor bana önce. Yani kafamda konuşan bir ses oluyor. Bir kelamı, derdi olan. Onun hikayesini anlamaya çalışıyorum. Kimi karakter çok baskın, aceleci oluyor. Adem Aynası’ndaki Baki öyleydi. Meramı en baştan belliydi. Aile Geleneği’nde ise iki anlatıcı var biliyorsunuz, anne Gönül ve kızı Aslı. Önce Aslı’yı buldum. Onu anlamaya çalışırken annesi de çok ilgilimi çekti. Ben de Gönül karakterinin sesini aramaya başladım. Onu kavramam Aslı’dan epey sonra oldu. Ben genelde hikâye ana hatlarıyla kafamda bittiğinde yazmaya başlıyorum. Yani en başta bir sonu oluyor romanın. Ne anlatmak istediğimi biliyorum. Bu kitap yol boyunca beni en çok şaşırtan, bana en çok sürprizi yapan kitap oldu. Bir noktada beni elimden tutup götürdü, ben de kendimi ona bıraktım. Neler olup bittiğini her şey sona erince anladım. O yüzden bittikten neredeyse bir sene sonra yayımlandı. Çünkü hikâyenin iyice oturmasını istedim. Sonraki kitabı yazma sebebim de o aslında. Bir çocuk anlatıcı yakaladım. Onun meramını anlatıp Aile Geleneği’ne geri döndüm ve son okumasını yaptım. Çünkü bu romandaki duygumun tamamen değişmesini istedim. Böylece Aile Geleneği’ni belli bir mesafeden daha iyi görebilecektim. Bana göre öyle de oldu.

 

Şimdiye kadar yazdığınız karakterler içinde en sevdiğiniz hangisi?

Aile Geleneği’ndeki iki anlatıcı arasında seçim yapacak olsam… galiba Aslı. Onu daha fazla yazabilirdim. Ya da sırf Aslı’nın anlattığı bir kitap yazabilirdim. Gönül’ü de çok sevdim, ama Aslı’yı konuşmayı özlüyorum ara sıra. Aynı duygu yıllardır Baki için de oluyor. Adem Aynası’nın baş kahramanı Baki Yıldız. Onu gerçekten özlüyorum. Aile Geleneği bittikten sonra yazdığım kitaptaki çocuk anlatıcı biraz da Baki’ye olan özlemimi dindirmek içindi. Bence Baki’nin saflığını, dünyaya bakışını özlediğim için o çocuk anlatıcı düştü aklıma.

 

 

Ece Gamze Atıcı – Öz Yaşam Öyküsü

1978’de İstanbul’da dünyaya geldi. İstanbul Üniversitesi’nde İngiliz Dili ve Edebiyatı okudu. Öğrenciliğinden itibaren çeşitli roman ve makale çevirileri yaptı. Philip K. Dick’in Ubik romanını Türkçeleştirdi. Dergilere sinema ve müzik yazıları yazdı. Galatasaray Üniversitesi’nde İletişim Stratejileri ve Halkla İlişkiler bölümünde yüksek lisansını tamamladı. Salamanca Üniversitesi’nde Çağdaş İspanyol Edebiyatı dersleri aldı. Medyada çalıştı. En sevdiği öğün kahvaltı. Yazarın kitapları: Nar (2011), Adem Aynası (2013), Edepsizin El Kitabı (2016), Aile Geleneği (2019).