Sabahın Bir Devamı Vardı Sait Faik Öykü ödülü sahibi Muzaffer Kale’nin ikinci öykü kitabı. Kitapta on beş öykü bulunuyor. “İnsan kendinden güçlüdür” epigramı ile okuru selamlıyor kitap. Kitabın ilk öyküsü “Işıklar”, bir durum öyküsü. Bu öyküyle Kale, Ankara Katliamı’ndan iç parçalayan bir kesit sunuyor bize. Patlamanın getirdiği ses ve ışık metafor oluşturuyor öyküde. Patlama anından sonra anlatıcı kahramanın uykuyla uyanıklık arasında gidip gelen sayıklamalı ruh durumunu anlatıyor yazar. En sonunda da ana rahmine dönüş başlıyor. Ana rahmini betimleyen anlatıcının karanlıktan aydınlığa geçiş sürecine de şahit olup bilincin katmanlarında gezinerek sarsılıyoruz. Öykünün bütününe baktığımızda atmosferi şiirsel bir dille kucaklıyor bizi. Bilincin gelgitleri arasında ışığın gücü şiirin gücüyle birleşiyor böylece. Işık metaforu üst katmanını oluşturuyor öykünün.

 

“Işıklar yine başladı.

Işıklarla oynayanı ışıklardan uzak tutun demedin mi ben!”s.18

 

Yazar insanlığın nasıl olması gerektiğini, düşünmeyi, bilgiyi, umudu, insanca yaşamayı öyküye serpiştiriverir usulca:

“Beynin başladığı yerde insanlık başlar. Bu dünyaya insan olarak gelme şansını yakaladığım için kendimi şanslı hissediyorum! Buradan bütün insan kardeşlerime sonsuz selamlarımı ve esenlik dileklerimi ve barış içinde bir arada din, dil, ırk, cinsiyet ayrımı gözetmeksizin sonsuza kadar huzur dolu, mutluluk dolu bir dünyada yaşamak için, -hey, ne oluyor, lütfen ışıklarla oynamayalım!- sevgi ve özlemlerimi gönderiyorum. ” S.15

 

“Kaçıncı Gün Bugün” öyküsü “İyiyim. /Akıl sağlığım yerimde./ Düşüncem çalışıyor.” diye başlar, düşüncenin sorgulanmasıyla devam eder, “Bir zamanlar yalnızca duygu olduklarını biliyorum düşüncelerin. Sonradan kendilerini geliştirmişler, büyümüş ve yetişkin birer düşünce olup çıkmışlar.”s.19 Anlatı şeklinde devam eden öykü boyunca zihnimiz sürekli sorgular. Sorguladığımız düşüncenin kendisidir. Düşüncenin değerini anlattıkça anlatır. En sonunda da “Düşünce de olmasa insan çatlar, ölür” der yazar.

“Sabahın Bir Devamı Vardı”da daha çok küçük ayrıntılar ön plana çıkar. İlk baştaki beş altı öykü yer yer anlatı tarzında yazılan durum öyküleriyken sonlardaki öykülerin daha çok olay örgüsü içerdiğini belirtebiliriz. Karakter betimlemesi yok denecek kadar azdır öykülerde.

“Bir Yolculuk Yapıyorduk” öyküsünde öğrenciyken öğretmen olan anlatıcı karakterin yanılsamalı ruh hali içerisinde posta arabasının zamanda sıçrama yaratması, yerlilerin varlığının tedirginliği ve zamanın kırılması vardır. Öykünün sonunda her şeyin bir düş olduğunu öğrenince hayal kırıklığına uğradığımı belirtmeliyim. Öyküdeki bütün bu karmaşayı gerçeğe yaslamak adına bir rüyayla sona erdirmek çok klişe geldi bana, ‘bunun yerine öyküyü zamanın kırıldığı o karmaşa içerisinde bırakarak okuyucuya bir şans vermek daha vurucu olmaz mıydı?’ diye düşünmeden edemedim.

“Kuş Çanağı” öyküsü sen dilinde yazılmış olmasıyla diğer öykülerden hemen ayrılıyor. Öykünün dili ve üslubu dikkat çekici. Bu öyküde de anları yakalamış yazar. Bir daha hiç karşılaşmayacağımızı düşündüğümüz birçok an önümüzde beliriverir öyküde. “Aynen” öyküsü ise anlatıcı karaktere gelen bir mektupla başlar. “İnsanların sanıldığı gibi birbirlerini tamamlamadıklarını, tam tersine birbirlerini eksiltebileceklerini de göz önünde bulundurmak gerekir. Birbirine eklenen iki ayrı ‘şey’in ille de artması gerekmez, birbirlerini eksiltebilirler de. Belki de insanın başka bir insana eklenmesi, bu yalnızca mümkün olmayan bir mecazdır.” s.68 İnsanlar aslında yererek,yıkarak, tartışarak hep birbirlerinden eksiltmiyorlar mı? Hayatın ve dolayısıyla insanın en büyük handikaplarından biridir budur. Kale’nin insana dair bu ve buna benzer birçok saptaması vardır öykülerde. Kitap adını da bu öykünün son cümlesinden alır: “Bardağı bir dikişte bitirdim. Sabahın bir devamı vardı!”

Muzaffer Kale toplumu derinden etkileyen toplumsal olaylara değinen öyküleriyle, duruma dayanan ayrıntılarıyla, anlara takılı kalan bakış açımızla ufkumuzu genişleten, okunmaya değer öyküler kaleme almış olduğunu belirtmeliyim. Sabahın Bir Devamı Var‘da durum öykülerinden hoşlananlar için farklı bir okuma zevki olacağına inanıyorum, hele de ayrıntı severler için müthiş bir kitap.

 

Sabahın Bir Devamı Vardı, Muzaffer Kale, Can Yayınları, Şubat 2017, s.109

 

Paylaş
Önceki İçerikHakkari’de Bir Mevsim
Sonraki İçerikOrdular Romanı Üzerine Bir Muhteva Kritiği: Yaşam, Ölüm ve Tarafgirlik
Avatar
Semrin Şahin, Uluslararası PEN Yazarlar Derneği üyesidir. Öykü ve yazıları çeşitli edebiyat siteleri ve dergilerinde yayımlandı. Edebiyat Nöbeti adlı edebiyat dergisinin editörü olan Semrin Şahin; Remzi Karabulut’un derlediği "Öyküden Çıktım Yola" ve Hande Baba’nın hazırladığı "Ölüm Vardiyası", Esra Odman tarafından derlenen "Bir Kadın Varmış, Bir Kadın Yokmuş", "Kağıt Kaleme Düşünce" kitabında ve Kadir Aydemir’in derlediği "Mutsuz Aşk Yoktur" adlı kitaplarda öyküleriyle yer aldı. 2012 Öğretmen Anıları yarışmasında 1.lik ödülü, 2013 Kaygusuz Abdal Öykü yarışmasında Jüri özel ödülü, 2013 Nihat Akkaraca öykü yarışmasında “Gece Bekçisi” öyküsüyle dikkate değer öykücü ödüllerini almıştır. Kitapları; "Güvercinler Zamanı" (Alakarga 2013), "Kadın Olsaydınız Anlar mıydınız?" (Alakarga 2014), "Gece, Kediler ve Sessizlik" (Alakarga 2017 Ocak), "Vatan Sevdalısı Ömer Seyfettin" (Alakarga 2017 Şubat), "Yarından da Yakın Mehmet Akif Ersoy" (Alakarga 2017 Şubat).