Aydın Meral

10 Ağustos 2018

“Winda” sözcüğü, Türkçede “kaybolmak” anlamındadır ve bu iki sözcük birbirini tam olarak karşılamaktayken; “pirç” sözcüğünü birebir karşılayan sözcük yok. Pirç’in Kürtçedeki anlamları: Ayı vb. yabani ya da evcilleştirilemeyen çoğu hayvanın kılları için kullanılır. Çok kıllı olan insanlar ya da saçı ve ense kıllı (normalde Kürtçede saç teli: mû, saç: por anlamındadır.) Uzamış ve karışmış olanlar için yakıştırma yollu olarak da kullanılır. Okuyucunun zihninde bir canlandırma yapmak gerekirse Kemal Sunal’ın Hanzo filmindeki fiziki görünüşüne yakın bir şekle denktir.

Mihemed (Mehmet) Şarman’ın 2010’da basılan ilk öykü kitabı Pirça Winda, kitaba adını veren bu öykü ile birlikte toplam dokuz öyküden oluşmaktadır: Axaftina Nobelê, Kûte Bine Tenûrê, Çiçino, Muxtarê Kîrdirêj, Lawikê Metînî, Azmûna Jiyanê, Serpêhatiyhen Ferîştehekî Nerihet ve Nivîskare Bêmijar.

Kitabın değerlendirilmesi, yazının ilerleyen bölümlerinde gerekçesi aydınlanacak nedenlerden ötürü önce tek tek öyküler üzerinden sonra da genel bir değerlendirme yapılarak yapılmıştır.

 1- Axaftina Nobelê (Nobel Konuşması): 

Edebiyat dergilerine öyküler yazan ve ileride tanınma hayali kuran Qaso (takma adıyla Jin Jindar), bir süre sonra bir dergide öyküsünün yayınlandığını görür ve ileride alma hayali kurduğu Nobel Edebiyat Ödülü Konuşması için bir metin hazırlamaya girişir. Bu hazırlık esnasında yaptığı kendi kendine konuşmalar ile kurulan öyküdeki mizahi öğelerin çokluğu,  Kurmancî (Kürtçe lehçelerinin en büyüğü) lehçesinin argo kaynağından beslenen söylemleri ve Kürt kültürünün yaşamsal motiflerine atıfta bulunan benzetmeleriyle ve tüm bunların eşgüdümlenip Nobel ve Batı referanslı kavramların öyküde kullanılması, öykünün içerik ve gönderimsel öğelerinin yelpazesini genişletmiştir.

2- Kûte Binê Tenûre (Tandırın Dibindeki Kavruk /Kûte: Tandırda ekmek yapılırken tandır duvarına tutunayan hamurun dibe düşüp yanması için kullanılır ve Türkçede bölgesel kullanımlar varsa da genel bir kullanım olmadığı için “kavruk” sözcüğünün kullanımı bu açığı kapatabilir): 

Küçük bir çocuğun babasıyla beraber tarlalarının içinde ne için yapıldığı anlamlandırılamayan burçsal bir yapı ve çocuğun taşıyıp babanın yerden dahi kaldıramayacağı taş bloğu gibi bir şaşırtma ile başlayan bir öykü. Öykü girişindeki şaşırtmanın soru işaretleriyle okumaya devam eden okuyucu, bu kez de çocuğun kafasında kendiliğinden başlayan kanama ile şaşırmakta. Kanamadan sonra tarladan eve giden baba oğulun diyalogları öyküdeki soru işaretlerinin çözüleceğine dair okuyucuda beklentiler oluştururken bu kez daha da büyük bir kurguyla karşılaşıyor: Çocuğun havaya uçması!

Olayın tanıkları şaşkınlık içinde çocuğu yere indirmenin yollarını ararken, eve uyumaya giden baba çağrılır. Baba, çocuğa beddua etmeye başlar ve babanın ağzından havaya/çocuğa doğru hareket eden siyah bir yılan çıkar. Çocuğa ilişen yılan, çocuğun irkilmesine ve yere düşerek kafasının yarılmasına ve ölmesine neden olur. Böylece öykü biter. Akılda kalan çokça soru ve garipliklerle. 

Dil kullanımındaki ve karakter-psikoloji arasındaki dengede yakalanan başarı, öykünün bütüncül bir metin oluşturmasına katkı sunmuştur. Karakterlerin konuşmaları üzerinden yansıyan zihinsel yapıları, onların içsel ve dışsal yansıtımını yerindelikle yansıtmıştır. 

3- Pirça Winda (Kayıp Kıllar)

Öykünün başkahramanı Karduk, tüm vücudu kıllarla kaplı bir erkektir. Anatomisinden kaynaklanan bu farklılık, onun gelişimsel olarak erken büyümesine, evlenmesine ve sosyal yaşamında başarılı olmasını sağlamıştır. Kılları onu heybetli, saygı duyulan bir noktaya taşımıştır. Evliliğinde mutlu olan Karduk’un çocuğu olmuyordur ve bir gün doktora gitmek için şehir merkezine iner ve orada güzel bir kadına aşık olur. Düşünüşü bulanıklaşan Karduk, eve dönüp kırkma makası ile kıllarını keser ve öykünün tüm diğer kahramanlarının kaderini değiştirir. Karduk’un eşi, kılsız kocasına ağıt yakarken, köylüler kendilerince bir yığın kulp takarlar olanlara. Karduk, ağıldaki tüm hayvanlarını alıp çıkar evden. Ortalıkta uzun süre gözükmez ve çıkıp geldiğinde pörsümüş bir beden ve çöküşle karşılaşır herkes. Donmaya yakındır. Eşi, köylülerden Karduk’u hastaneye götürmelerini ister. Köylüler karlı bir günde tipiye karşın yola koyulurlar ve onları yıkım bekler: Battaniyeler içinde korunaklı kalmış Karduk ve kurtlarca parçalanmış diğer köylüler… 

Karduk’un başat karakter olduğu öyküde, kahramanın güzel kadına aşık olduktan sonra geçirdiği değişim, platonik aşkın yarattığı çaresizlik, Karduk’un kadını görene kadarki yaşamı ile gördükten sonraki değişimi öyküde başarıyla işlenmiştir. Karduk’un eşi için ağlaması ve yaktığı ağıtların rengi, Kürtçenin halk motiflerinin kullanımıyla halk edebiyatına öykü içinde alan açmıştır.

Karduk’ın “kılları” üzerinden kurulan heybetli dış görünüm, kılların Karduk tarafından kesilmesiyle, sonun başlangıcını hazırlamıştır. Özellikle “bıyık”ın kesilmesine köylülerin tepkileri üzerinden bıyık ve adamlık denklemine ve eril kültürün dayanaklarına gönderme yapılmaktadır. 

Karduk’un kadını gördükten ve dönüp hayvanları götürmesinden sonra ne yaptığı/olduğuna ilişkin bir olay örgüsünün olmaması, okuyucunun kurguyu devam ettirmesini sağlayan açık uçlu ve boşluklu metin yapısına yol açmıştır. Yazar, öyküyü yazıp bırakmış ama boşlukları doldurması için okuyucuya sorumluluk yüklemiştir. 

4- Çiçino 

Ev sahiplerince kovalandığı evin kitaplığına sığınan ve bastıran açlık yüzünden kitaplıktaki bir kitabı yiyen farenin yaşam felsefesindeki değişimi anlatan bir öykü. Tüm kahramanlar faredir ve kitabı yedikten sonra fikri değişen başkarakter Çiçino, fareleri edindiği yeni fikir etrafında toplamaya çalışır ancak bir sorun vardır çünkü Çiçino’nun okuduğu her kitaptan sonra fikri değişmekte ve tüm fare kitlesine bu fikirlere bağlanmaları için her seferinde nutuklar çekmektedir. Ve sonuç: Çiçino’nun her fikri değişiklikten sonra o fikirlere karşıt görüştekilerin, diğer fareleri kıyımdan geçirmeleri. Ve en sonunda kurbanlardan biri de Çiçino olur. Kitaplıktaki iki ciltlik kalın kitap onu yemeye çalışan Çiçino’nun üstüne düşer ve Çiçino ölür. 

Alegorik bir öykü olan Çiçino ile, ideolojilerin ya da fikirsel akımların öncüleri ve yandaşlarına sembolik bir eleştirel gözle bakan/baktıran yazar, toplumların içine düştükleri girdaplara farkındalıklı bir bakış açısı oluşturmaktadır. Sorgunun, sorgulamanın ve sorgulatmanın değersizleşip büyük kitlelerin, görüşleri sindiremeden diğerlerine dayatması durumuna ve her türden erk’e bir gönderme gibidir bu alegori. 

5- Muxtarê Kîrdirêj (Uzun Penisli Muhtar) 

Çocukların kavgası ile başlayan iki ailenin tartışması, çocukların annelerinin de kavga etmesiyle iyice dallanıp budaklanır ve sorunun muhatabı olan iki baba kavganın sona erdirilmesi için köy imamının önüne getirir.

Çocukların kavgasına neden olan olayın içeriği, imamın sorunu çözmede elini kolunu bağlar; çünkü olayın içeriği olayın çözümü için dini kıstasların yetmediği bir alan ve konu “kimin babasının erkeklik organının daha büyük olduğu üzerine”dir. Kadınların da işin içine girmesi ile olay artık kocaların erksel etkisine evrilir. İmam, iki babayı olayı çözmek için eve çağırdığında işin aslını öğrenir ama bir yol bulamaz. Erkeklerden biri zaten tüm köylüye sorun çıkaran Şakir’dir ve Şakir döven çocuğun babasıdır. İmam, Şakir’in kısa boyluluğuna aldanıp onun organının daha küçük olacağını düşünür ve kiminki küçükse köyü o terk edecek diye bir yöntem bulur. Ancak imam yanılır ve dövülen çocuğun babası Selim, bir gece ailesini alıp köyü terk eder utançtan. Şakir ise bir yıl sonra yapılacak muhtarlık seçimine aday olmayı düşünür. 

Kırsal alanda yaşayan ve çoğunlukla çocuklar yüzünden başlayan kavgaların varlığı sosyolojik bir durumdur. Şarman’ın konuyu ele alışı, güçlü erkek, güçlü kadın, güçlü çocuk silsilesini doğurmuştur. Şakir’in geçimsizliği ve nobranlığı onun eşini de dışa karşı güçlü kılmakta ve kadının çevresine ceberrutça davranmasına neden olmuştur. Despot ailenin çocuğu da despotik olup akran zorbalığı yapar. Bu düzen, kültürlenme yoluyla sürer ve kalıcılaşır. Öykünün bir diğer dikkat çeken yönü ise toplumun gizil kodlarından biri olan cinsellik ve cinsel uzuvların sosyalliğe etkisi. “Şakir’inki daha büyüktür” bilgisi Şakir’in çevredeki etki gücünü arttırıp, onu bir sonraki yıl muhtarlık adayı konumuna yükseltirken uzun boylu ama kısa organlı Selim, utancından gece yarısı köyü terk eder. Burada imamın kıvrak zekasının işleri daha da bozması bir yana, üzerinde durulması gereken başka bir konu toplumun cinselliğe olan bakışıdır.

Dinsel inançların daha güçlü olduğu Doğu toplumlarında, olayı çözmek için cinsellikle ilgili bir yöntemin seçilmesi ve Şakir’de oluşan özgüven, öykünün düşündüren yönlerinden biri olmaktadır. Mizahi yönü de olan bu öykü, ele aldığı konunun ilginçliği yanında, kuşkusuz sosyal işleyişin tanıklığını da yapmaktadır. 

6- Metinilerin Oğlu (Lawikê Metînî) 

Öykünün ismi Kürtçedeki kült türkülerden biri olan Lawikê Metînî’ye atıfta bulunur. Anonim olan parça, Ermeni sanatçı Karapetê Xaço (Garabed Xaçaduryan, Batman-1902/Erivan-2005) ile özdeşleşmiştir. Son dönemde ise Aynur Doğan ile bilinirliği daha da yaygınlaşmıştır. Buradaki Metinî ismi, Batman bölgesinde yaşayan bir aşiret ismidir ve bir zamanlar bir gence aşık olan bir kızın yaktığı ağıttır. 

Parçanın ayrıntısına ayrıca girmeyeceğiz, zira öyküye ad olması parçanın birebir anlatımıyla ilgili değil, tarihsel atfı ile ilgili. Bu atıf da salt parçaya değil tüm tarihsel bağlamadır. Öykünün örgüsü sonuçtan sebebe gidene bir düzlemde oluşturulmuş. Tanrı’nın canı sıkılır ve yardımcı meleğinden, Lawikê Metînî’yi iyi yorumlayan Kurd adlı kulunu çağırmasını ister, ancak sonuç Tanrı’yı bile şaşırtacak bir noktadadır. Zira Kurd’u –öyküdeki bağlamıyla- Kürt yapan dinamikler yok olmuştur. Ve Kurd, Tanrı’ya Ben Kürt değilim ve Kürtçe bilmiyorum, der. Bunun nedenini öğrenmek isteyen Tanrı, meleğini de alıp kilitli kapıyı açmaya gider ve kapıyı açmasıyla Tanrı’ya yapılan yakarışların yazılı olduğu kağıt seline denk gelir. Çokturlar… Tanrı rastgele eline birkaç tane alır. Bunlar tarihsel ve sosyal olaylara değinen yakarışlardır. Tanrı, hatasını anlar ve gereğini yapmaya karar verir. 

Masal biçeminde başlayan ve bunu destekleyen yazınsal yönlerle devam eden öyküde kullanılan dil ve içerik melankolik ve ajite bir dilden uzaktır. Yaşanmışlıklara atıfta bulunsa da yazar, yazarlık tutumunu elden bırakmaz ve duygusal kırılmayı yine kahramanlar üzerinden yaşatarak olayın duygusal yönüne müdahale etmez. Bu yönüyle başarılı bir düzey tutturan Şarman, Tanrı’yı tüm evrenin koltuğunda oturan bir erk olarak değil de, ona insanî bazı özellikler katarak biçimlendirir ve en onu öykü sonunda yapıcı bir kimlikle noktalar. 

Lawikê Metînî parçası, Tanrı, tarihsel atıflar ve yazarın tatlı sert söylemi bu öyküde çıtayı yükselten özellikler. Bu yönüyle öykü dilinin mitolojik bir döngüye girdiğini söylesek sanırız çok da öznel bir değerlendirme olmaz; çünkü Tanrı-insan arasındaki ulaşılmazlık ya da düzey farkı burada aşılmakta ve insanî bir alan oluşmaktadır. 

7- Azmûna Jiyanê (Yaşam Sınavı) 

İki ciltlik kitabı hatırladınız mı? Hatırlatalım: Çiçino öyküsü. Birbirinin devamı olmayan bu iki öykü arasındaki birleştirim, okuyucuda okuma zevki uyandıran bir kıvamda. Çiçino’nun bize anlattığı ile sınırlı olan Çiçino öyküsü burada beş karakterin (Bekir, Çeto, Baran, Rênas ve Birûsk) monolog bir anlatım tekniğiyle, olayın yaşamın diğer yüzünden anlatılması sayesinde öykünün tamamlanmasını sağlanmış. Çiçino, kendi öyküsünde başkahraman ve kitlelerin liderliğini yapmaktayken bu öyküde karakterlerin dikkatini dağıtan isimsiz ve huzursuz eden bir karakterdir. Öyküyü okurken Tutunamayanlar’da Selim Işık’ın ölümünden sonra eski arkadaşlarının onu farklı farklı yorumlamasına benzer bir biçem hissedilmektedir. İdeolojik bir tartışmanın mizahi bir kurguyla sunumu, isimsiz farenin (Çiçino) yediği kitapların bu beş karakterin dilinden anlatılması ve Çiçino’yu öldüren kitapların daha rafa yeni konuluyor olması Şarman’ın olayları kronolojik akış yerine ters yüz ederek verme biçimini, okuyucunun öyküler arasındaki yeni bağları fark etmesini sağlama ve okuyucuya sorumluluk verme tavrını işaret etmektedir. Şaşırtıcı yönleri, mizahi dili ve içerikteki düşündüren monologlarla eleştirel bakış içeren bu öykü, okuyucuya farklı bir pencere sunacak özellikler taşımaktadır. 

8- Serpêhatiyhen Ferîşteheke Nerihet (Rahatsız/Yaramaz Bir Meleğin Maceraları) 

Lawikê Metînî öyküsünde Tanrı odaya girip ilk kağıdı aldığında kağıtta şunlar yazılıydı: 

“Rebi tu berxê me tev nêr çêbike, min dewlemend serfiraz bikî, ji ber dexesiya cinarê min Qesim zik û çavên qet ter nekî. Cesim.” (s. 56)

(Rabbim, sen bizim kuzumuzu erkek yarat/doğurt, beni varlıklı ve başarılı kıl, komşum Qesim’in karnını ve gözlerini onun hasedinden ötürü katiyen doyurma.) 

Rahatsız/Yaramaz Bir Meleğin Maceraları öyküsünün kahramanı Cesîm’in, Tanrı’ya yakarırken sarf ettiği sözler ise şöyledir:

“Rebi tu berxê me tev nêr çêbike, min dewlemend serfiraz bikî, ji ber dexesiya cinarê min Qesim zik û çavên qet ter nekî. Cesim.” (s. 56)

(Rabbim, sen tüm kuzularımızı erkek ve iyi yarat/doğurt. Emeğimizi boşuna çıkarma, el âlemin ve bu hayırsız/yararsız komşuların dillerini bize karşı güçlendirme/uzattırma.) 

Lawikê Metînî’de Tanrı’nın elinde sadece bir cümlelik bir değinimle ismi geçen Cesim, Rahatsız/Yaramaz Bir Meleğin Maceraları’nda ise öykünün başkahramanıdır. Şarman, bu iki öyküdeki eksik parçaları ve daha öncesinde belki de okuyucuya tamamlatmak için eksik bıraktığı yapbozu, burada kısmen tamamlatır ama bizi biraz daha yormayı da elden bırakmaz; çünkü Rahatsız/Yaramaz Bir Meleğin Maceraları öyküsünde Cesim’in bedduaları ve cimriliği gökte bir meleği rahatsız eder ve melek, Tanrı’dan izin isteyerek yeryüzüne inmeyi, Cesim’in yerine geçmeyi ve Cesim’i ise Tanrı’nın yanına getirtip akıllanmasını sağlamayı amaçlar. Tanrı bunu kabul eder ve melek, Cesim’in bedenine girer. Bu yer değişimi en çok da Cesim’in eşinin hoşuna gider çünkü uzun süredir cinsel zevkten uzak bir ilişki yaşayan kadın, artık eşinin/meleğin arzularından memnundur ve cinsel yönden tatmin olmaya başlar. 

Ancak, Şarman’ın bizi şaşırtması ve kurgu üzerine düşündürtmesi sürer; çünkü köyde yaşanan bir olaydan sonra askerler Cesim’i alıp götürürler. Burada götürülenin gökten inen melek mi yoksa Cesim mi olduğu muamması sürerken, biz son öyküye geçelim ve bakalım yazar burada ne yapmış. Son öykünün girişi şöyledir: 

Hemû çîrok, ji bo nivîsandina

çîroka dawîn, tên nivîsandin… 

(Tüm öyküler, son öykünün yazılması için yazılır.) 

 

9- Nivîskarê Bêmijar (Konusuz Yazar) 

Evinde yazmak için konu bulamayan öykü yazarı dört dönüp öykü konusu bulmaya çalışır. Ancak bir türlü güzel bir konu bulup da birkaç kelimeyi bir araya getirip cümle oluşturamaz. Ve aklına yıllar önce göç ettikleri köylerine bir süreliğine uğrayarak, konu bulmak gelir. Böylece köyüne gitmek üzere yola çıkar. Onu köye götüren araçtaki köylülerle sohbete girişirler. Köyün girişinde hanzo kılıklı kıllı bir adam dikkatini çeker, köylülere sorar ancak köylüler onun deli olduğunu söyleyip üstünde durmazlar. Köye varır, amcasının evinde dinlenir. Köyü gezmeye başlar. Tarlalar, yıkık evler, anılar. Sonra amcası onu köyde eskiden depo olarak kullanılan eve yerleştirir. Orada fareler vardır. Bu sorun değildir ama farelerin onun kitaplarını yemesinden korkar. Köyde geçimsiz ve cimri bir adamla olan sorunları çözmek için önce köyün kısa boylu muhtarı ile konuşur. Muhtar, köyde sadece o aile ve köyün imamıyla konuşmadığını ve konuşmayacağını çünkü bunun çare olamayacağını söyler. Köyde gezerken tarlanın büyükçe bir taşının üstüne oturup sohbet eden köylülerle söyleşir. Köylülerden Bekir, taşın öyküsünü ona anlatır. Öykü kahramanı, burada aynı zamanda ben anlatıcı olarak yazardır da. Öykü yazarı/başkarakter en sonda geçimsiz adamla şiddetli bir kavgaya girişir. Olay büyür, amcası da işin içine girer. Kıyasıya bir kavga olur ve kahramanımızın başı yarılır. Olay, köylülerin araya girmesiyle durulur ve o gün sona erer. Ertesi sabah amca ile birkaç köylünün konuştuğunu duyup uyanır ve amcasına ne oldu diye sorar. Amcası: 

“Tiştek nebûye, dibên zaroken gund winda bûne.” (s. 87) 

(Bir şey olmadı, köyün çocukları kaybolmuş diyorlar.) 

Pirça Winda kitabı bu cümle ile bitiyor. Acaba yazar, köy çocuklarını kaybettirip bunu sonrasında yazacağı kitapların kurgusu için mi ayırdı. Belki… 

 

Bütüncül Bir Değerlendirme 

Genel bir değerlendirme sonrası tek tek öyküler üzerinden yapılacak bir değerlendirme, bu kitabın çözümlenmesinde eksik yönler bırakabilirdi. Zira öyküler adeta bir yapboz tarzında yapılandırılmış. Bulmacada olduğu gibi, burada da öykülerin birleştirilmesi ile oluşan bir dizimsellik var. İlk öykünün son öyküden sonra konulması, kronolojik dizim yerine yazarın zihnindeki şablona bağlı sıra ve hâlâ bazı noktalarının okuyucunun zihninde yankılanıp bir sonuç bulmaya çalıştığı öyküler, bilindik durağan ve birbirinden kopuk öykü kitaplarından bu kitabı büyük ölçüde ayrıştırıyor. Öyküler; içeriklerindeki izlek, kelime seçimi ve mizahi ağırlık dışında teknik biçim olarak da okuyucunun okuma sürecinde sürekli tetikte olmasını gerektiren bir yapıda. 

Kitabın ilk ve son öyküsünün diğer yedi öyküden ayrılan yönü, yazarın zihinsel süreçlerinde yaşadıklarının göz önünde olmasıdır. Arada kalan yedi öykü, mizahî, içeriksel bağlantılar, teknik bileşkeler, kültürel motifler, sosyolojik atıflar, tarihsel vurgular, bilindik ama daha da odaklanılmış kahramanlar gibi yazınsal unsurlarla kurulmuşken, diğer iki öyküde yazar bize bilişini açar. Yazarlığının emekleme döneminde hemen her yazarın yaşadığı hisler ve beklentileri Şarman, kitabın ilk öyküsünde bize sunuyor. İkircikli hali, umutları, düş kırıklıkları ve ilk öyküsü bir dergide yayınlandığında yaşadığı coşku ve özgüven düzeyi… Öyküsünün basılı halini gördükten sonra Nobel’e aday gösterilme hayaline kapılması, rüyaları ve umutları onu bir Nobel konuşması hazırlamaya istekli kılar. Metni yazarken yönünü bulamaz, didinir, yazıp bozar, yakın dönem tarihine göndermelerde bulunur ve bunu yaparken mizahî yön, okuyucuyu hep gülümsetir ancak yazar burada yaptığı atıflarla okuyucunun gerçekliklerden de kopmasına izin vermez. İlk öykü, yazarın öyküsünü doğurduktan sonraki heyecanı ve iki ayağını bir pabuca sokma telaşını yansıtırken, son öykü yazarın yazma süreci öncesi ve anındaki zorlanma, gerilme, tutukluk ve nihayetinde üretime geçme sürecini anlatır. Bir nevi kuluçka dönemi. Yazar, başlatıcı bir itki ve yazısında kurgusuna/örgüsüne katık edecekleri için köye gider. Gözlem yapar ve tipik kahramanlar seçip onları düşleminde tasarlar. Kısa boylu muhtar, Cesim, imam, kıllı adam kendi döngülerinde yaşarken, yazar onları yazı masasında yeniden giydirip farklı bir boyuta sokar. Tanrı’yı gökten indirip kulları arasında gezdirir ve biz okuyuculara yeni bir şey demek ister: 

Ey okuyucu, kurgu bir kombinasyondur. Gerçeğin parçacıklarını alıp hayalin esnekliğine katıyorum. Zaten sana da gösterdim. Yeri geldi aynı fareyi iki kurgusal öyküde kullandım ki, bu fare benim köyde gördüğüm gerçek fareydi, yeri geldi neredeyse iki aynı cümleyi farklı bağlamlarda kullandım ve yine yeri geldi yol kenarında gördüğüm gariban kıllı deliyi, bir diğer öyküde baş kahraman yaptım ve kıllarının ona statü kazandırmasını sağladım. 

Yazar burada bizi iyice şüpheye sokmaktadır: Acaba köye gitmesi de mi bir kurgudur? Bu da mümkün. Hem zaten kim gerçeğin kurgudan, kurgunun gerçekten tamamen ayrı olduğunu iddia edebilir? 

Yazmak, sınırsız bir eylemdir. Her şey, hep onu doğurur ve doğuracaktır. 

Kuşkusuz daha çok şey yazılabilir ama gerisini okuyucunun imgelemine bırakalım. 

Ve dilerim bu kitap çevrilir bir dilden diğer dile, o dilden başka bir dile. 

Dünyayı kurgu kurtaracak çünkü. Kurgunun en keskin vahşeti, gerçeğin en hafifine yeğdir deyip bitirelim. 

 

Mehmet Şarman, Pirça Winda, Avesta Yayınları, 2010.
Aydın Meral – Özyaşam Öyküsü
2010 yılında Kocaeli Üniversitesi Türkçe öğretmenliğini bitiren yazar daha sonra Mardin Artuklu Üniversitesi Kürtçe Öğretmenliği Tezsiz Yüksek Lisans (2014), Anadolu Üniversitesi Sosyoloji (2016) ve son olarak 2016’da Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesinde Çocuk Edebiyatı üzerine yüksek lisans yaptı.
Daha önce Cins ve Notos dergilerinde birer öyküsü yayınlanan yazar halen bir internet sitesinde eğitim yazıları yazmakla birlikte; şiir, kısa öykü, yazınsal deneme ve dil öğretimi üzerine kitap çalışmaları sürmektedir. Yazar, Türkçe öğretmenliğini sürdürmektedir.