“seviyorum seni havva

ben kalmışım elmanın içinde adem”

Emir İlhan

 

Şiir, bir birikim işidir. Bu birikim yaşamda yer aldığımız zamanla kişinin kendisinin ve çevresinin etkisiyle de oluşabilir. “Ozanın yaşı yokturtezini her zaman savunmuşumdur. Öyledir ki Rimbaud, “Ben bir başkasıdırderken on altı yaşındadır. Nazım ise, ilk şiirini yazdığında on üç yaşındadır. Bu iki örnek aslında şairliğin yaş ile değil, hayat tecrübesiyle alakalı olduğunu ve elbette bakmak ile görmek arasındaki o uzun zaman aralığının atlanmaması gerektiğini açıklar. Kalemin kâğıtla buluşması ancak bu birikmeyle gerçekleşebilir. Mitoloji, felsefe, sosyoloji, semavi dinler, peygamber kıssaları okumak, yazan öznenin kalemini sağlamlaştırır. Bu yazıda da şair Emir İlhan’ın Kavuğunda Pişekâr adlı şiir kitabında alt metin olarak din üzerinde durulacaktır.

Şair, 1982 yılında Urfalı bir ailenin çocuğu olarak Bursa’da doğmuş. İlkokulu bir Protestan okulunda; ortaokulu İmam-Hatip’te, orta öğrenimini düz lisede tamamladıktan sonra Hacettepe Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde lisans, Galatasaray Üniversitesi Sosyoloji Anabilim Dalı’nda yüksek lisans yapmış. Şuan ise Akdeniz Üniversitesi’nde Halk Edebiyatı alanında Yardımcı Doçent Doktor olarak görev alıyor.

İlkokuldan başlayarak devam eden öğrenim hayatında, din şairin en büyük hayat tecrübesi olmuş. Ki bu tecrübe haliyle şiirlerine de yansımış. Genel itibariyle İslami ilimlerin etkisi görünüyor İlhan’ın şiirlerinde. Havva, Âdem, varlık-yokluk, cennet, divan mazmunları; İsa, Tevrat’ın Tanrısı Yuhanna ve İbrahim gibi dinsel imgeler söz konusu. Ancak tüm bu imgeleri günümüz şiirinde olduğu gibi apaçık vermemiş ve üst üste bindirmemiştir. Bence 2010 sonrası şiirimizin sorunlarından birisi de bu iki durumdur. 2010 sonrası şiir bireysel bir tavır takındığından genelde imgeleri üst üste bindirmiş ve vermek istediği anlamı, anlatımı dolaylamadan ya da görmenin o yüce duygusundan eksik bir şekilde, sadece okurun şiirine bakmasını sağlamıştır.

Anlatıların ve semavi kitapların birçoğunda, Havva ve Âdem’in Allah’ın emrine uymayıp Cennet bahçesindeki o meyveyi yemeleri sonucu Cehenneme atıldığı söylenir/rivayet edilir. İkisinin de içindeki bu merak duygusu İlhan’ın şiirine şu şekilde yansımış:

“Hava havvadan beri meraklı

Nefes hâlâ ilk göz ağrısı âdemin”(sf.9)

Ney, bilindiği gibi Halk şiirinden günümüz şiirine kadar genellikle Sûfî mezhebiyle bağdaştırılmış önemli bir nefesli müzik aletidir. İlhan’ın şiirinde yine bu alet de yer edinmiş durumdadır:

“Boğularak bir sazlıkta ney sesiyle

Çağlaların bademliğine sürüklenmek

Canla aşkla övülmüş ve büyümüş bedenin açlığıyla”(sf.10)

Divan şiirinde sevgili neredeyse daimi olarak Allah, aşk da Allah’a duyulan aşktır. Ve divan şairi hiçbir zaman sevgiliye kavuşamamış, yolunda aç susuz kalmış, bu yolda ölmüş, hatta bazen sevgilisinin aşkından delirmiştir.  Edebiyatımızdaki en büyük örneklerinden birisi de hiç kuşkusuz Leyla İle Mecnun’dur. İlhan’ın “kaldırımlar, aşk ve tanrı, ben ve bulut” şiirinde de bunun bir benzeriyle karşılaşırız:

bu aşktan tanrıya

bu tanrıdan da sana varılıyor”(sf.11)

İnançlı olan her insan için inancı ve inancının getirdiği doğrular kendisi için bir sığınaktır. Bu sığınak genellikle yalnızlık ile perçinleşir. İnsan hep bir şeylere inanma ihtiyacı duymuştur. Kendisinden daha yüce bir varlığa sığınarak, ona saygı duymak (İslam’da saygı duymak, genellikle korkuyla eşdeğerdir.) ön plandadır. Ve insanlığın ilk zamanlarından bu yana her kavim, toplum bir tanrı yaratmış ve yarattığı tanrıya/tanrılara bazı özellikler bahşetmişlerdir. Bu özelliklerden birisi de tanrının/tanrılarının yalnız olduğu ve onu yaratan ya da doğuran başka bir varlığın olmaması. İşte bu özellik insanın yalnızlığından kurtuluşu için bir sebep olmuş ve bunu da tanrısına sığınarak gerçekleştirmiştir.

“ama kaçıyorum işte

köşe bucak

yükümde dağ gibi

kap kacak

oysa sağımda bir çakıl taşı

solum sarı

üst katta yüce bir sığınak

bir de dergâh”(sf.23)

Divan şiirinden devam edelim. Gül-bülbül ilişkisini bilmeyenimiz yoktur. İlhan’ın şiirlerindeki alt metinler bu sefer de divan şiirindeki gül mazmununa bir göndermede bulunuyor:

“Hiç savaşmamışın kılıcı neyi keser

Gülü anladık da, sevilince ne yapar lale”(sf.25)

Divan şiirine selam çakmak sadece bu iki dizeyle de kalmıyor aslında İlhan’ın şiirlerinde. Genel itibariyle kitapta böyle selamlaşmalar bulmak mümkün:

“Yar bağban olmuş; budanır dilim, kolum ayağım”(sf.25

Bilindiği gibi İsa, başında üç dikenli taçla tasvir edilmiştir. Ve bu taç birçok metne konu olmuş ya da metnin küçük bir yerinde de olsa imgesel bağlamda verilmiştir. Daha önceki okumalarımda bu üç dikenli tacın daha çok güvensizlikle ilişkilendirilmiş olduğuna denk geldim. İlhan’ın şiirinde bu, başka bir boyut kazanmış ve toplumsal bir hal almıştır. İsa’yı ele adlığı ‘jesus’ adlı şiirinde şöyle diyor:

“Sök sesinden feryadı

İğne süslü tacını tak saçlarına

Bağırtılara kulak kabartıldığı oluyor

Ama kimse duymuyor başkasının ağrısını”(sf.37)

Sanırım postmodern edebiyatın şiirimize yansımasının en net örneklerinden birisini vermiş desem, yanılmış olmam Emir İlhan için.

 

 

Emir İlhan, Kavuğunda Pişekâr, Yasakmeyve Komşu Yayınları, Ağustos 2013.

  

Paylaş
Önceki İçerikAyna Ayna Söyle Bana
Sonraki İçerikGerçeğin Kurgucusu: Eduardo Galeano
1993 yılında Şanlıurfa'da doğdu. Antalya Karatay Lisesi'nde okudu. Şu an hâlâ Antalya Akdeniz Üniversitesi'nde Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde eğitim hayatına devam etmekte. Şiirleri: Yasakmeyve, Varlık, Yeni e, Şiirden, Mühür, Hayal, Üvercinka, Edebiyatist, Çağdaş Türk Dili, Akatalpa, Kıyı, Koza Düşünce, Berfin Bahar, Lacivert Öykü ve Şiir, Şehir, Şiiri Özlüyorum, Mavi Yeşil, Edebiyat Nöbeti gibi dergilerde yayımlandı. Eleştiri ve inceleme yazıları, Varlık, Aydınlık Kitap, Hürriyet Gösteri, Gazete Duvar gibi gazete ve dergilerde yayımlandı. Koza Düşünce Dergisi’nin yayın kurulunda yer alıyor. "Çöl Bahçıvanı" adlı dosyası 22. Ali Rıza Ertan Şiir Ödülü’ne değer görüldü, Eylül 2018'de Hayal Yayınları'nca basıldı.