Tarihi tarihselleştirme girişiminin iki önemli ismini hatırlatmak ve estetik üretimi yeniden düşünmek için bir vesile olsun diye…

 

Henril Lefebvre, bize tarihin uğursuz ayağını önce attığını öğretmiştir; tarih, utkulardan çok, yıkımlarla ilerler, işte bu nedenle, burada Brecht’in ve onun arkasında duran eski Çin bilgesinin vasiliğindeki adlar listesinin örneklerini oluşturduğu gerçek diyalektikçi, yenilginin içinde bile tarihsel evrimleşmenin kıpırdanışlarını her zaman sabırla bekleyecektir. Fredric Jameson

 

[şunu öğretti] zamanla, boyun eğen suyun devinimleri

                                                En dayanıklı taşı bile aşındırır.

                                                Katı olan- anlayabiliyor musun bunu? – her zaman yenilir.

B.B. Şiirler,315 (1998;57).

 

Douglas Kellner’ın (2004) “yüzyılın en derinlikli ve yöntemsel açıdan en yetkin düşünürü” olarak nitelediği Marksist düşünür Fredric Jameson, eserleri  dilimize sıklıkla çevrilen ve belirli bir okuyucu –takipçi kitlesine sahip bir isimdir. Marksist eleştiri, estetik ve özellikle postmodernizm literatüründe sıklıkla atıf yapılan isimlerden biri olsa da kadri pek bilinmemiştir. Öyle ki bazı çevreler çalışma nesnesi postmodernizmle özdeşleştirerek postmodern sıfatını kolaylıkla eklerler isminin önüne.

Jameson’ın belki de en karakteristik yanı Yöntem’e ilişkin tartışmalara sunduğu katkıda açığa çıkmaktadır. Hegel’e dönüşü mantıklı olduğu kadar gerekli de bulan Jameson, Hegelci olarak da anılamaz. Lenin’in  fazla bilinmeyen Hegel okumaları, Jameson’ın Hegel- Marx- Ernst Bloch- Lenin isimlerini diyalektik olarak bir araya getiren üst-yorum önerisinde yeniden anlam kazanır. 1914 Hegel okumaları sonrası özellikle Hegel’in “Kavram” felsefesinin materyalizme açtığı yolu keşfeden Lenin gibi idealizm-materyalizm ikili ayrımından çok, bu iki kategorinin diyalektiğine yönelmeyi öneren Jameson, Hegelci kategorilerin Marksist ideoloji analizi ile çoklu bağlantılarının keşfine yönelik çabanın önemine vurgu yapar. Kendi çalışmasında da “Kavram sonradan gelir” koşuluna sadık kaldığına tanık oluruz. Jameson, öznelin pratik ve edimsel (yaşantıya dönük) boyutunu nesnel tarihin teorik-ideolojik-felsefi çerçevesi ile diyalektik biçimde düşünmeyi önerir. Özellikle sınıf, adını baştan koymaksızın çelişki kavramının bizatihi zıddına dönüş kategorisi ile birlikte ele alınması gereken ve henüz oluşum halinde olandır. Zıddına dönüş ise mekanik-determinist bir nesnel belirlenim olarak değil, tarihselin eş ve art zamanlı diyalektiği içinde düşünülmelidir. Tıpkı Postmodernizm Ya Da Geç Kapitalizmin Kültürel Mantığı kitabında postmodernizm kavramına ancak sonda ulaşıldığı gibi; kavram gerçekleşmemiştir- henüz değildir- ve kavrama götüren tarihsel süreçler, geriye doğru kat edilerek ve bugünde ayırt edilerek geleceğe doğru aşma biçiminde tanınır. Diyalektik aşma Aufhaben (Aşkın diyalektikten kesin olarak ayrılır) Jameson literatürünü baştan sona tutarlı bir biçimde izlemeyi zorunlu kılar. Jameson’a atfedilen zorluk da buradan kaynaklanır. Dili kadar eleştirel stratejisinin de diyalektik oluşu, okuru sürekli bir biçimde tarih içinde hareket etmeye zorlar. Bu nedenle Jameson’ı postmodern olarak yaftalamadan önce Hegel’e kadar geriye giden ve Marx’la birlikte bütün bir Marksizm tarihini içeriden katederek aşan yöntemini ve Tarihsel Materyalizm’in kavramlarına bağlılığını kavramak önemlidir. Jameson oldukça geniş bir teorik alana yöneltir ilgisini: Hegel, Marks ve tüm bir Batı Marksizmi kadar, Postmodernizm- Yapısalcılık- Postyapısalcılık-Rus Biçimciliği-Varoluşçuluk gibi Marksizm dışı teoriyi ve edebiyat ve sinema gibi estetik üretimin geniş biçimsel coğrafyasını da diyalektik olarak kat eder. Jameson çalışmasında üç düzey tespit edilebilir: Felsefe- felsefe sonrası kuram ve sinemadan, edebiyata, mimariden video-art’a uzanan geniş bir popüler sanat ve estetik üretim alanı. Zor hazmedilebilir bir külliyata sahip olsa da, entelektüel ilgi alanının genişliği ile Batı Avrupa solunun yaşadığı teorik kötümserliğin (özellikle Fransız ve Alman sol geleneğin farklılık gösteren felsefi kötümserlikleri) dışında kalarak Devrim ve Ütopya üzerine düşünmeyi sürdüren Jameson’ın, tek başına bir okul olduğu söylenebilir. Yazmakla derdi olanlar içinde özellikle semptomatik okuma önerileri oldukça öğreticidir.

Jameson için Devrim’i düşünmek, iki yoldan mümkündür: “Sisteme ilişkin olan ve sınıfa ilişkin olan (Marx’’ın kendisi bu ikisini bir araya getiren kuramcı olmuştur)”(2005b;69). Ya da bir başka formülle öznelin tarihi ve nesnelin tarihi bütünlenmeyi beklemektedir. Bu iki yol her zaman, birbirine çevrilebilir aynı tarihsel sürecin iki yüzünü oluşturmaktadır. Bu nedenle nesnel tarihin yapısı ve işleyişi açığa çıkarılmadan tartışmaya özneden başlamak, nesneli hesaba katmaksızın gerçekleşemez. Bu tür bir girişim, tarihin diyalektik kavranışı ile mümkündür. Diyalektiğin bütünleştirici işleyişi, tarihi geriye doğru kat ederek kolektifin artzamanlı deneyiminin (sınıf tarihi gibi) haritasına ulaşmamızı mümkün kılarken, hareket noktası olan şimdide ideolojik olanın mistifikasyonunu bozucu bir işlevle, gerçekliğin açığa çıkarıldığı bir olumsuzlama an’ı yaratır ve şimdiyi çözündüren bu işlev, geleceği şimdinin koşullarını çözündüren bir diyalektik aşmayla mümkün kılar. Jameson’ın düzeltici ve aşkın olmayan diyalektiği olarak tanımlanabilecek bu diyalektiğin ayırt edici yanı, negatifi-içkin diyalektiği ya da olumsuzu, sürekli ve radikal bir biçimde işlevselleştirmesidir. Ancak negatif(olumsuz) her zaman diyalektik olarak aşılmalı ve olumsuzlanmalıdır. Açık Devrim kavramı Jameson’ın sürekli bir biçimde diyalektik içinde çalıştırdığı bir kavramdır.

“Yeni bir öznelliğin biçimi ne olmalıdır?” ve “Bu biçim nasıl inşa edilebilir?” sorularının yönlendirdiği diyalektik çalışmanın kendisi, bütünlüğün haritasına ulaşmamızı sağlayacak türden bir “Bilişsel Haritalandırmayı” oluşturabileceğimiz tarihselci diyalektik eleştiridir. Bilişsel haritalandırma olarak adlandırılan bu yöntemsel çaba, epistemolojik olmaktan çok, politik ve tarihsel bir yorumlama ve eleştiri girişimidir ve Jameson buna meta-üst-yorum demektedir. Sartre’ın “Tarih akledilebilir mi?” sorusu, Jameson’ın “yeni özneye” dair sorgusundan, sınıfın açık devrim koşuluna uzanan diyalektik bir sürece açılır.

Brecht ve Yöntem’de analiz ettiği Brecht pedagojisi de bu noktada önem kazanır.

 

Düşünceyi Eyleme Taşıyan Somutlaştırma Girişimi Ve Brecht Pedagojisi

Jameson için sermaye birikiminde süreklilik, yani kapitalizmin kendi içinde yeni bir aşamaya (Mandel’in Geç Kapitalizm olarak kavramlaştırdığı ve Jameson’ın da sadık kaldığı dönemselleştirmeye göre kapitalizmin üçüncü aşamasıdır) ulaşması ve bu aşamada kapitalizmin eşitsizlikle büyüyen baskın karakteri, “Eşitsiz ve bileşik gelişme” nosyonu ile birlikte düşünülmelidir. Yani aslında içerikte radikal bir değişim olmadığı gibi süreklilik vardır. O halde sorun, bu içeriği örten biçimlerin eleştirisi aracılığı ile Marksizm’in biçime dair güncel sorununu ortaya koymaktır. Jameson bu nedenle Hegel’e dönüş yapan ve aslında biçimci olarak nitelenen isimlerin yapıtlarını inceler. Brecht ise bu inceleme ve kritiğin gelip dayandığı noktada “yararlılık” ilkesinin pratik ve somut önerileri ile pedagojik bir model sunmaktadır.

Brecht estetiğinin ayırt edici yanı yöntemsel yaklaşımda açığa çıkmaktadır ki, Jameson’ın Brecht Ve Yöntem’de asıl olarak üzerinde durduğu konu da, bu yaklaşımın hedeflediği “yararlılık” ilkesidir. Brecht tümüyle materyalist ve bilimsel bir yöntemsel yaklaşımı savunur. Üretim estetiğinin temeli, pedagojik bir politik kültür savunusudur. Sanatçının bir entelektüel olarak bilişsel boyutu aynı zamanda bir eğitimci olarak kendi eğitimini de kapsamaktadır. Sanatın hem bilişsel hem de politik boyutu böylelikle, “politik bağlanma”nın ufkunu belirler. Benjamin’in faşist politikanın estetize edilme girişimine karşılık sanatın politize edilme önerisi, Brecht estetiğinde karşılık bulmaktadır. Toplumsalla arasına mesafe koyan, gerçekliğin telafisi olarak biçime karşı diyalektik bir kopuş önerir Brecht.  Brecht’in modernizmi bu noktada belirginlik kazanır; Benjamin’in eskiyle kurulacak bir bağın “tarihin kesintisiz akışının patlatılarak açılması” olarak nitelendirdiği bir şimdinin şok’uyla kesintiye uğratılmasıdır bu boyut(Akt.Jameson,1998;15).

Jameson’ın Brecht’in yararlılık temelindeki tiyatro anlayışına ilgisi, eylemin öne çekilmesinden kaynaklıdır. Brecht için strateji eylemlilikte biçimlenir. Brecht’i, “kendisinden sonra gelen ve siyaset-tiyatro ilişkisi hakkında düşünen sanatçılardan ayıran, tiyatro-felsefe ilişkisini edimselleştirme, bir eylemle bütünleştirme anlamında sorgulamış olmasıdır; yani aynı zamanda bir tiyatro düşünürü olması ve bunu, düşünürlüğün yeni bir biçimiyle gerçekleştirmesidir” (Karacabey, 2009;14).[1]

Jameson, Brecht’in çalışmasının “bir dizge” oluşturacak öğretiden ziyade “bir yöntem düzeninde olduğunu” göstermeye çalışır (1998;11). Bu yöntemsel düzen, baştan tanımlanmış bir estetik ilke değil, “her tarihsel anın çelişkin niteliğinin” sorgulanmasına izin veren “süreç”i temel almaktadır. Bu yönüyle Brecht, tek başına şair, tiyatrocu, Marksist, pragmatist bir eylemci değil ama bunların tümüdür. Estetik müdahalesi tümüyle bir yaşam biçimi önerisidir. Jameson’ın asıl vurguladığı nokta da budur.

 

Somutlaştırılmış Öykü Anlatımı ve Brecht’te Öncelikler

Tarihsel deneyim ve “olay”ın seküler karakteri, tarihin kronolojik hikayeleştirilmesinde kaybedilir. Bu aynı zamanda kolektif öznenin kaybıdır ve tarih, mitleştirme ve kahramanlar yaratmak suretiyle deneyimin yadsınmasına aracılık eder. Şimdinin problemini geçmişin mitsel anlatısı ya da geleceğin ütopik ihtimaline teslim etmeksizin, tarihin eş ve art zamanlı diyalektiği içinde kavranması, hikayenin somutlaştırılmasına ve şimdinin olumsuzlanması olarak düşünceyi edimselleştirmeye yarar. Brecht’in somutlaştırma eylemi “yararlılık” ilkesini gözetir ve kolektif eylemin laboratuvarını inşa etmeye yöneliktir. Brecht için özne, dünyevi bilgedir ve toplumsal varoluş da kolektifin bilgeliğinden geçer; sözünü şimdinin kafesinin ötesine taşır.

Brecht oyunlarının yararlılığı Jameson’a göre “öğreticilikten biraz daha temel nitelikte bir şey”  barındırmaktadır: “Brecht’te bilim, –üstelik, Almaca’da Wissenschaft (bilgi), Batı dillerindeki uzmanlaşmış “bilim”den biraz daha fazla bir şeydir- bilginin yanı sıra bilim, sıkıcı ve iç kapayıcı görevlerden oluşmaz; bunlar her şeyden önce ve her şeyden çok birer zevk kaynağıdır”(1998;13). Sanatın üretici bir faaliyet olarak bilimin “Nasıl”ıyla buluşması, toplumsal üretim ve praksisle doğrudan kurduğu ilişki nedeniyle bir üretim estetiği olarak problematize edilir. Brecht pedagojisinin temeli, öğrenmenin denemekten doğan zevkle bütünleşmesine dayanır.

Küresel pazar ve mali spekülatif sermaye çağında, aşırı uzmanlaşma ve iş bölümü, mesleksizleşmeyle birlikte vasıfsızlaştırmanın durağanlığını dayatmaktadır. Jameson’a göre, Brecht’in etkinlik görüşü ile yeniden akışı, oluşu, süreci hatırlamamızı sağlayan bir kapitalizm öncesi zaman anlayışının uyarılması mümkündür.  Hayatımızı durağan ve alternatifsiz kılan “değişmezlik” algısının bir kesintiyle sarsılması gerekmektedir.

“Ütopyacı işbirliğinin taşıdığı umut ve sunduğu örnek; geleneğimizin, gerçek yaratıcılığın ve bireysel dehanın son sığınağı olarak korumaya çalıştığı, yazınsal tümcelerin taşıdığı son ayrıntılara kadar dek uzanan bir umut ve bir örnek. İçinde yaşadığımız Pazar çağında, çağdaşlarımıza ne denli modası geçmiş görünürse görünsün, taşıdığı Brechtvari zevklerle gelecek kuşaklarda kesinlikle yeniden gündeme gelecek derstir bu” (1998;37).

Ve bu ders, sanatı yeniden zanaatle buluşturur.

Kolektifin üretilme biçimlerine dair bu ütopyacı işbirliği katmanı, Jameson’a göre daha geniş bir katmanla buluşmalı ve eşleştirilmeli; “kolektif için en uygun benzetme ve yeni türde bir toplum olarak anlaşılması gereken tiyatro katmanı: Bu öyle bir katman ki, siyasal felsefenin klasik soruları ve ikilemleri “yabancılaştırılabilir” ve üzerlerinde yeniden düşünülebilir” (1998;39).

Jameson, Brecht’in Korsch’tan kaynaklanan yaygın Marksist eğitiminden ziyade, Marx incelemelerinde açığa çıkan kapitalizmin içerdiği ekonomi ve siyaset ilişkisinin “anlatısal temsil sorunlarını” gündeme getirme biçimlerini değerli bulmaktadır. Sorun Marksizm’in Ne’liğine ilişkin olmaktan çok kapitalizmin Nasıl ifade bulduğu sorunudur(1998;45).

Jameson için Brecht, bir düşünceden çok düşüncenin ifade edilme ve aktarılma biçimleriyle ilgilidir. Yöntemin fetişleştirilmesine karşı Brecht’in özgüllüğünü ortaya koyan şey yöntemin yabancılaştırılmasıdır.

“Soyut bir fikir olarak yaklaştığımızda ‘yöntem’ demeye kışkırtıldığımız şeyin, artık, bir üçüncü boyutta, dramatik bir biçimde, kendini açarak, kafasını yalnızca bu somut ideale takmış olan bir yapıtlar bütünü boyunca sahnede çeşitli biçimlerde sergilenen, alaya alınan, çözümlenen, kehanette bulunulan ve Ütopyacı bir biçimde ileriye yansıtılan eğitme tutumunun ta kendisi olduğu görülür; genişleyerek, kesinlikle üçüncü Feuerbach Tezi’nin söz ettiği ‘eğiticileri eğiten’ şeye dek uzanan bu somut ideal, sonunda, değişim izleğinin karşılığı ve öbür yüzü ya da verso’su (tersi; sağdan sola oturmuşu, ç.n.) olarak kavranabilir duruma gelir. Değişimle baş başa koşarak, ona yetişerek, değişim eğilimlerini, vektörlerini kendi yönünde saptıracak biçimde izlemek; Brecht’in eğitbilimi işte budur: Bu eğitbilim, artık beklenmedik bir biçimde perdeyi kaldırıp onun yapıtlarını bütün boyutlarıyla ortaya çıkarır: bu boyut, ne mikrolojik olanın, dilin ve tümcelerin biçeminin boyutudur; ne içkin olanın ya da Brecht’in düşünüşünün ve yaptığı felsefenin…”(1998;83).

Brecht, somutlaştırmanın ve öykü anlatmanın, somut bireyin gerçeklerinin anlatısını sunar. Somutlaştırılmış öykü anlatımı, öykülerin eyleme dökülmesidir ve bu, pratiğin yönteme somutluk kazandıran  alanını oluşturur. Gündelik yaşamın tüm maddiliği içinde temsili budur.

Jameson, Brechtçe olanın belirsizliğini üç katmanlı anlatısında bulur: Dil-düşünüş tarzı ve öykü anlatıcılığı. Her bir boyutun dilini öbür iki boyutun diline çevirmeyi sürdürmemiz, öbürüne bakarak sağlamasını yapmamız ve düzeltmemiz gerekecektir (1998;87). Brecht’in Haltung’u (duruş) bu nedenle, retorik ya da biçimsel olanı aşan bir düzeyi tanımlar: “salt dilsel ya da sözel olanı aşan herhangi bir kodla aktarılmış ‘anlam’ ve ‘yorum’ düzeyidir(1998;67).

Jameson’ın politik bir kültür için Brecht’te değerli bulduğu diğer konu, Modernlerin kolayca vazgeçtikleri didaktizmdir: “Brecht’te biçim -çözümü, öbür modernlerin kaçındığı bir bağdaştırmayı içerir- bu, içkinciliğin aşkıncılığa yeğlenmesidir – ama bu durumda da, öbür modernlerde ya hiç bulunmayan -kaçınılan- ya da bizim bugüne dek yeterince incelemediğimiz didaktik ya da eğitici duruş, Pound’un müzminleşmiş öğretmenlik Haltung’u, ikincil ve önemsiz denerek bir yana itilmiştir”(1998;69).

Jameson, “Marksizm’i değil de, Brecht’in tipik pragmatizmi olarak özgül bir zihinsel Haktung’u öğretmenin içinde yatan didaktikliği düşünme”yi önermektedir(1998;75).

 

Brechtçi özgül anlamıyla yöntem

“Brechtçi Büyük Yöntem Meti’nin tarih öncesinde yaydığı öğreti olarak anlaşılır (1998;89). Marksist diyalektiği metafizik ya da Sokrates öncesi boyutlarını gözden saklayarak sahneler: Brecht bunu Stalin’in diyalektik maddeciliğinden çok farklı bir yolla yapar ve eşsiz bir biçimde Batılı olmayan, en azından burjuva olmayan felsefesini Marksizm’e bir tür Marksçıl Tao biçiminde sunar”(1998;91).

Brecht’in değeri kendisini kapitalist tarih öncesine ve Alman yurttaşlığının dışına, kolektif insanlığa taşımasındadır. Zaman ve mekanı soyutlarken öznenin hikayesini somutlaştırma girişimi kahramanlara yüz vermeyen bir kolektif öznenin diyalektik inşasını arzular. Jameson’ın “Her zaman Tarihselleştirin!” kategorik buyruğunun anlamı da, tarihin gizlediği ve kahramanlar yaratarak bireyin özneliğini imha ettiği yerde gerçek hikayeyi meselleştirmektir.

Jameson Brecht’te “Çin personası” olarak tanımladığı boyutu, salt Doğu-Asya’ya özgü (özgül tarihsel) bir form olması ile değil, biçimleştirme niteliğinden ötürü önemsemekten yanadır. Çünkü bu tarz bir biçimleştirme Jameson’a göre “Brecht’in imgelem gücünde tiyatro kostümü işlevi görmektedir”(1998;41). Bir potansiyele, gelecek için ve şimdinin dönüştürülmesinde bu biçimleştirmeye özgü “imgelerin genişletilmesi” olanağı vardır.  Ki deneysellik boyutunun izin verdiği oyunculluk, yapma-bozma-taklit ve tekrarın deneyci imkanı buradan kaynaklanmaktadır.

Çeşitli modernliklerin gözden çıkardığı “fizikötesi” ve “dünya görüşü” kavramları, Brecht’in kostümleştirme-jestleştirme sürecinde geri döner. Bu aynı zamanda modernlikle ve yasakladıklarıyla tarihsel olarak yüzleşme imkanıdır.

Çin kültürünün köktenci ötekiliği dolayımı ile Brecht, bu kültürün yararlılığını kendi tiyatrosunda yeniden üretir. Jameson’a göre bu kadim dünya görüşüne dönmenin stratejik değeri “artık olanaksız duruma gelmiş bir fizikötesi için bir “tenant-lieu”, bir yer tutucu olarak kabul edilmesidir” (1998;43). Bu türden bir yer tutma Marksist felsefe değilse de gelecekte olabileceği bir şeydir.

Brecht’in tarih dışına taşıdığı söz tam da tarihi patlatacak biçimde içeriden bir müdahaledir. Bilge emeğin özlü sözüdür. Ve bu sözü hatırlama zamanıdır…

 

[1] Karacabey, S. (2009). Brecht’ten Sonra. Ankara: De Ki Basım Yayım.

 

Fredric Jameson, Çev: Yurdanur Salman, Cogito, YKY, İstanbul, 1998, 101 sayfa, İngilizce-Türkçe birlikte basım.