1962 doğumlu İskoçlu yazar Ali Smith iyileşmek için yazanlardan… Smith’i Gibi romanıyla tanımış, “Size söylüyorum, bir ağaca âşık oldum. Elimde değildi. Çiçek açıyordu” sözüyle açılan “Mayıs” öyküsüyle yazara âşık olmuştum. Yazarın mitolojiyle güçlendirdiği öyküleri, lirizmin sınırlarında dolaşan dili, muhteşem bir dünyası var.

Romanları ve öyküleriyle pek çok ödül alır Ali Smith. Öyküde kısalık uzunluk tartışmasının sayfa sayısıyla ölçülemeyeceğine Smith öyküleri örnek gösterilebilir. Satır aralarına sızan anlatılmayanı, literatürde altmetin dediğimiz kısmı dahil edince öyküler uzar. İşte tam da burada yazarın öykünün neliği üzerine kafa yorduğunu söyleyebiliriz. Bunu İlk Kişi ve Diğer Öyküler adlı kitabından ve şüphesiz kitabın en önemli öyküsü olan “Gerçek Kısa Öykü”den çıkarabiliriz. Smith sadece kısa öyküyü değil, edebiyatta tür kavramını tartışırken metnini kurar. Doğallığında karşımıza kendisini tartışmaya açan bir öykü çıkar. Smith kendi fikrini metne yayarken, kısa öykü üzerine yapılmış başka tasvirlere de başvuruyor. Fakat sanki diğer yandan bu tasvirlerin hepsini inkâr ediyor. Türün kendisiyle kavgalı sanki. Bu yüzden çıkarımı kararı okura bırakıyor.

Metni okuduktan sonra yazarların belli bir türü kaleme almak için yazmaya girişmediğini, yazmak istediğinin metni şekillendirdiğini, konuyu ortaya koyuş şeklinin sonradan kuramcılar tarafından belli bir türe dâhil edildiğini düşünmeden edemedim. Hatta metni belli bir formla tanımlamanın ne işimize yaradığını da…

Fakat diğer yandan Ali Smith kısa öykünün sıkıştırılmış bir doğası olduğunun farkında. Her ne kadar yazının türü onun birincil sorunu olmasa da, bir yazar olarak “kısa öykü” diye tanımlananın sınırlarını keşfetmek istiyor.

Tam burada, öyküye neden “gerçek” sıfatını yakıştırdığını düşünebiliriz. Çünkü kurmaca olması beklenen metin, gerçek hikâyeden doğmuş olabilir. Dilin kendisi anlamsa, gerçek de bir nevi yazıya aktarılınca kurmaca niteliği kazanıyor… Smith’e göre dil zaten bize yolculuğumuzda eşlik eden bir öncü. Yazar niyetiyle ortaya çıkan arasındaki boşluğa gönderme yapmak için, “Gerçek Kısa Öykü”yü kurarken ironiye başvuruyor bu yüzden.

Şöyle ki, yazar anlatıcı bir kafeteryada oturur, öykü uydurmak ister. İlham için yan masadaki baba oğlu seçer. Birdenbire onlara öykü uydurmaktan vazgeçer, kulak verir sohbetlerine. İşte tam bu noktada anlatıcı bize yalan söyler. Çünkü bir kafeteryada oturan bu baba oğul, tesadüfe bakın ki, romanın derisi pörsümüş bir fahişe olduğundan bahsetmektedir. Tabii her baba oğluyla genelde bu konuları konuşur değil mi? Bu sıra dışı diyaloglar öykünün size gerçeği yansıtmadığını bal gibi söylemez de ne yapar?

Anlattıklarının gerçek olduğuna inandırmak için yalana başvuran anlatıcı yazar, aynı zamanda tür tartışması yapmak için bu yönteme ihtiyaç duyar. Yani kısacası Smith’e göre genelde edebiyat, özelde kısa öykü, gerçeği anlatmak için yalana başvurma sanatı. Yalan dediysem tabii kurmacadan bahsediyorum. Sonra gördüğünüz her yazara yalancı demeyin.

Bu baba ve oğul, cinsiyetlerinin hakkını veriyor ve yazıyı dişi görüp, oldukça erkekçe tanımlara başvuruyor. “Derisi pörsümüş fahişe” olan roman, “fıstık gibi” kısa öykü. Acaba Ali Smith modern öykünün maskülenliğini mi taşlar? Neden fıstık gibidir kısa öykü? Üstelik nympha‘ya benziyor. Çünkü pek çok kişi yazmak hatta belki okumak için romanı öyküye tercih ediyor da ondan. Tasvirle çıkarsama arasında bağ kuramadınız değil mi?

Kafeteryadaki kişiler kendisini dinleyen, ciddiye alan, üstelik bunu da belli eden Ali’yi fark edince kalkıp giderler. Çünkü Ali, yani yazarımız dayanamayıp arkadaşını arar, kısa öykü ve roman üzerine duyduğu betimlemeler hakkında ne düşündüğünü sorar. Bu vesileyle hastanede yatan arkadaşının edebiyatla ilgili olduğunu, sağlık durumunu, Ali’nin onu ihmal ettiğini öğreniriz. Öyküyü taşıran eklektik bazı bilgilerdir bunlar. Bu da Ali Smith’in ironisi. Anlatılmak istenenle doğrudan bağı olmayan bilgiler kısa öykünün ne olmaması gerektiğini söyler çünkü.

Ali Smith’in kanser arkadaşı ona epey yardımcı olur. Kısa öykünün nympha‘ya benzetilmesini onaylar. Hatta satyr‘lerin onunla yatmak istemesinden bahseder. ‘Hayda’ dediniz mi? Yine gayet erkek bakışıyla yapılmış bir tanım. Zeus’un kızlarına benzeyen kısa öyküyle, yarısı keçi yarısı erkek insan olan satir seks yapmak istemektedir. Smith bize mitoloji bahçesinde gezintiye çıkardı mı? Evet! Peki, tüm bunlar, yani hasta arkadaşının söyledikleriyle pekişen bu şeyler niçin öyküde geçiyor? Kısa öykü erotiktir, demek istiyor olabilir mi Smith? Romanıysa açık kapı bırakmamasından, boşlukları reddetmesinden kaynaklı pornografik yani daha açık bir metin olarak mı görüyor? Muhtemelen. Ali Smith kısa öykünün kapalı ve eksiltmeli bir anlatımı içermesi gerektiğini söylerken, nasıl olmaması gerektiğini de biçimsel olarak bu öyküyle gösteriyor. Biçim içeriği reddediyor, içerik biçimle kavga ediyor.

Pek çok romanın, yazarın, kuramcının isimleri de dolayısıyla uçuşuveriyor öyküde. Ali Smith dayatmacı olmayarak aslında hasta kısa öyküsü’yle kısa öykünün ne olduğu/olmadığı kararını az evvel söylediğim gibi okura bırakıyor. Edebiyatla ve türle ilgili bir kişiyseniz kalemi elinize alıp bir tanım da siz yapmak istiyorsunuz.

“Kısa öykü erotiktir” benim çıkarsamam. Ama şöyle söylemeliyim ki Ali Smith’in kitaptaki bir başka öykü olan “Üçüncü Kişi”nin giriş cümlesi üzerine tanım tanımam.

 

“Bütün kısa öyküler hasret çeker.”

Bu arada, şiirin ne yaptığını kimse bilmez…