Bir video oyunu olan Metal Gear V‘te Afrika’da, Angola’nın orta yerinde, ürkütücü bir büyük evde, radyoda bir anda Friday I’m In Love (The Cure, 1992) çalınca… İşte öykü diyorsunuz, tam olarak böyle bir şey. Biçimi, rengi, tadı, kokusu değil ama size geçirdiği bir atmosferi, buhuru var. Bir filmin bir anında rastladığınız güneşin bir tonu, dağ yollarında rastladığınız bir ağaç, bir manzara, bir his: Öykü.

Oğuzhan Yeşiltuna, ilk kitabı Ev Yapımı Hüzünler’de kendi noktalamasını kendi yaratıyor gibi. İstediği kelimeleri yanyana getirip dans ettiriyor; istediği yerde noktalama işaretlerine farklı hisler yüklüyor. Dil kırılacaksa ancak bu şekilde, böyle hamlelerle kırılabilir. Şimdiki zamanın ruhuna ancak böyle yaklaşılabilir. Kelimeler arasında neden boşluklar bırakıyoruz?

İyi öyküler, okurun zihninde dolaşmaya devam eder. Bütünüyle bir Whatsapp yazışması olan “Veado Branco”, yalan yanlış aynalarda kendini arayan Nergis’i anlatan “Accelerando” veya kitabı açan, uzaklardan Semih Kaplanoğlu’nun Süt (2008) filmini çağıran “Yanık Kafiye” pek akıldan çıkması mümkün olan öyküler değil. Daha ilk öyküsünden Yeşiltuna’nın gücü görünmeye başlıyor. Hayatın farklı tonlarının birleşiminin zenginliğiyle inşa ediliyorlar. Sıralayan, kıyaslayan, kolay denetlenmeye vesile olan hiçbir şeye oksijen yok Ev Yapımı Hüzünler’de.

Bilinçli Kırmalar, Oyunlara Dönüşüyor

Üstelik müzikli, ritimli de Yeşiltuna’nın öyküleri. Bilinçli kırmalardan, oyunlardan, basıp gitmelerden müteşekkil Ev Yapımı Hüzünler. Ayrıca bu öyküleri öne taşıyan, öykülerin zekice ve yaratıcı şekilde düşünülmüş biçimleri, aktarılma yapıları, imgeleri ve kullandığı kelimeler üzerine de zekice kafa yorması ve elbette genç öykü yazarının cesurca kendi bildiği şekilde üretmesi. Farklı biçimler üzerine zaman zaman kafa yorarız, kendimizce fikirler üretiriz belki ama hiçbirimiz bu yeni biçimsel tarzları kullanma konusunda ısrarcı değildir, bir-iki dener belki ama devamını getirmez. Oğuzhan Yeşiltuna cesur ve ısrarcı.

Eğreti makyajlar, yaşlanmayan gözler, ağda zamanları, ölümcül nazarlar. Uzun kemikli parmaklar gözümüzde; kırık ayna parçaları da… Ev Yapımı Hüzünler, ilk kitap gibi değil hiç. Yeşiltuna’nın dili çoktan oturmuş, karakterleri, biçemi onyılların olgunluğunda. Çok da zekice öyküler yazıyor. Kimi ayrıntılar, cümle artlarına gizli. Tek bir cümlenin gizini kaçırırsanız, öykülerin dolambaçları, tüm inşaatları üzerinize yıkılabilir. Cümlelerin altlarını çize çize, kenarlarına yıldızlar koya koya, ileri geri sara sara okudum.

Çok geniş zamanlar. Kendi üzerine kapanan çemberler, ölümcül aileler, dilim dilim dilinen domatesler… Kenar mahallelerin geniş zamanlarından öyle bir şiir yaratıyor ki, Yeşiltuna. Ne diyelim!

Kötü ruhlar, şenliklere zarar verir mi? Efsunlu dili, kitabın sayfalarından dolup taşıyor da. Dikkat kapıları üzerimize kapanıyor. Kadim bir dille olan biteni sırf anlatmıyor, Yeşiltuna. Sizi alıp, elinizden tutup olayların yaşandığı yere götürüyor. Yazmaktan, anlatmaktan daha fazlası, bu öykücünün yaptığı. Nehir sularında yüzdürüyor okuru da. Kalabalık ateşlerin ta ortasına atıyor.

Ayaklı sosyal medya hesapları, muhtelif profil fotoğrafları ile sürüyor öyküler. Sosyal medyalı ama çok yalnız gençler. Edebiyata dair çeşitli göndermeler [Eskişehir’de bir öğle vaktiydi / sayfa 86 vd.], üzerinde güneş batmayan otobüs hatları, etli kemikli ama ruhsuz otobüs yolcuları… Birçok öyküde de çok eğleneceksiniz.

Bir tür oyun, bir tür dans gibi Oğuzhan Yeşiltuna’nın öykülerini okumak. Okuduktan sonra oyun da dans da sizin zihninizde devam ediyor, edecek. Öyküsünün evrimi, değişimi açısından çok kıymetli. Ev Yapımı Hüzünler, Yeşiltuna’nın bundan sonrasında neler yapacağını merak etmemiz için çok güçlü bir başlangıç.

Daha ilk kitapta, büyük cümleler kurulmak istenmez genelde. Oysaki edebiyat kanonuna dâhil isimleri, herkesin üzerinde zaten anlaştığı, hemfikir olduğu isimlerin altını çizmek kolay. Mühim olan genç kalemlerden kime işaret edeceğinize doğru karar vermek. Ki ayrıca Yeşiltuna’nın edebiyat, öykü geleceğinin ne kadar parlak, ışıltılı, rengârenk olacağı, o kadar belli ki. Işıldıyor, göl sularını çalkalıyor, daha önce tatmadığımız danslara teşne. Bir akımın, bir güruhun izi, gölgesi yok Yeşiltuna’da. Kendi kalemi, kendi defterleri, kendi gökleri var. Üzerine cümleler kurulmasa da olur, zaten kendi yolunu yürüyor. Uzun zamandır, uzun yıllardır ilk kez bir öykü kitabını okurken çok heyecanlandım gerçekten. Sonraki öykülerinde, kitaplarında ancak ve ancak kendisiyle yarışır, sınanır. Diğerleriyle değil.

Oğuzhan Yeşiltuna, Ev Yapımı Hüzünler, Notabene Yayınları, Nisan 2017, 104 sayfa

Paylaş
Önceki İçerikKapalıçarşı Bir Kapalı Kutu
Sonraki İçerikSen Kal Ben Gideyim Usta
Avatar
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu. Galatasaray Üniversitesi Sosyoloji bölümünde yüksek lisans yapıyor. Kül Öykü Dergisi, Geceyazısı, Edebiyat Ortamı, Özgür Edebiyat, Öykülem, Öykü Gazetesi vd. edebiyat dergilerinde öyküleri ve şiirleri yayımlandı. Sabitfikir dergisinde ve K24'te düzenli olarak yazıyor. "Hayat Kadınları Aldatmaz", "Maya Takvimi" ve İzmir" ile "Soğuk Defter" adlı üç kitabı bulunuyor.