‘Müfredat’tan sıkılıp, vaktiyle dersleri asmış olanlar sevinmeli. Yalnız değiller çünkü. Onların sıkı bir dostu var! Italo Calvino, edebi olanakların sergilendiği ünlü “Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu”nun çalışkan yazarı, gençlik yıllarında etütleri kırıp kırıp sinemaya kaçıyormuş ve dediğine göre sinema, onun için, en kolay ve en el altındaki, ama onu en uzağa götüren yolmuş. Böyle diyor usta yazar, olası birçok yapıtı için sayfalarında tohumlar tutan “San Giovanni Yolu” adlı kitabında.

Beş denemeden oluşuyor “San Giovanni Yolu”. Sunuşunda, onun bir tasarı kitap olduğunu anlıyoruz ve babasının dünyasıyla yol ayrımını dile getirdiği kitaptaki ilk yazısının ardından ‘Bir Sinema Seyircisinin Özyaşam Öyküsü’yle bir görüşü belirtmekten öte, sinemanın insan belleğinin bütünlüğü üzerindeki etkilerinden bahseder Calvino. Üçüncü başlığın altında, İtalya’daki iç savaşın içinde direnişçi olan kendisinin bir portresi var. ‘La Poubelle Agree’ adlı dördüncü denemesini, işe toplumun tükettikleri imgelerle bir araya gelen şehir çöplüğünün de karıştığı bir argüman oluşturuyor ve uygarlığın devamını sağlayan çöpçülerin önemlerinin büyüklüğünün, aslında grev kararı aldıklarında ortaya çıkabileceğini vurguluyor.

Karanlığın aydınlatıcı bir yorumu olan sonuncu yazısında ise, kendisinde daha önce görmediğimiz bir biçemle dünya algısını tanımladığı, dünyasını biçimlediği yer olan düşlemlerden felsefi açılımları olan bir metin çıkıyor ortaya. Çocukluğunun da aralarına karıştığı bu beş farklı denemeden okuruna yansıyan ışık, Calvino’nun yaşam, yazın ve düşün dünyasının çeşitliliği ve renkliliği olarak görünüyor. Seçtiği kelimelerin kendi gerçeklikleriyle kurduğu görünmez ilişkinin cazibesi Calvino’yu yine vazgeçilmez yapıyor ve yeniden okuruna Calvino okumanın zorunlulukları üzerine düşünmesini sağlıyor.

Kalemi Elden Bırakmadan…

 

Calvino okumayı düşünenler gözünü açık tutmalı! Çeşitlilik, hızlılık, kesinlik, açıklık, hafiflik ve farklılık… Eserleriyle, başarmak istedikleri bunlar Calvino’nun ve başardıkları da. Yazdıkları herhangi bir edebi akımla ya da kıstasla tanımlanamadığı gibi, kendi yapıtlarının arasında da en ufak bir benzerlik bulunmayan, birbirleriyle kıyaslanamayan kalem ustasıdır Calvino. Kurmacalarında farklı tekniklerle biçimlendirilen ilginç dünyalar var; her öncü gibi yenilikler peşinde olmuş ve kendini hiçbir zaman ele vermiyor. Hakkında böylece söylediğimizde, bu cümlelerin gelişigüzel dillendirdiğimiz ya da strateji barındıran saptamalar olmadığını her iyi okur bilir. Kalemini elinden bırakmadan ve metinlerini yormadan yoğuran yazara, editörü Cesare Pavase ‘kalem sincabı’ yakıştırmasını yaparak sanki yeni bir canlı türünü muştulamıştı. Yine hakkında çok uzun bir makale yazarak ve ismindeki sesler nedeniyle ‘İtalyan Kalvin’ diyerek Gore Vidal, onunla yakınlaşabilmiş olmanın keyfini çıkarmıştı.

Sürdürdüğü yazın yaşamı boyunca Calvino, handiyse post-modern diyebileceğimiz bir izleğin sınırsızlığında, okur ve yapıt arasındaki bağlarını sorgulayan, bu çabasını ürettiklerine yansıtabilen dinamik bilince, üstün enerjiye sahiptir ve özellikle roman-öykü yazarını alışıldık yargılardan ve sınırlamalardan uzak tutmuştur. Bu soruşturmanın en yüksek biçimini ‘Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu’da fark eder okur, aynı zamanda kendi ayrımını da görür. Okuma eyleminin içinde bağımsız pasajlar halinde yer alan farklı – ve olası- kitaplardan alıntılanan pasajlarla iyi ve kötü okurlara sorular yöneltilir. Zihin açıcı bir hikâyedir bu roman, sürekli çoğalan. Calvino üzerine düşünen, yazan ve okuyanların sıklıkla başvurduğu ‘Amerika Dersleri’nde onun fısıldadığı gibi bir yapıtın olasılıkları çoğaltması, zaten bilgilerin, imgelerin, okunmuş metinlerin oluşturduğu insan ve onun etrafındaki her şeyin, olup bitenin bir kitaplık olduğu, bir kitaplığın üsluplar dizisini tanımladığı gerekçesiyle mümkündür ve böyle olmalıdır.

Elbette yazın alanında, her zaman arkasında olduğu yargılar değildi bunlar, Calvino’nun. En azından yazın serüveninin başlarında. Calvino, Hemingway, Dos Passos gibi gerçekçi öykülemelerine yatkınlık gösteren Elio Vittorini’nin ve hocası Cesare Pavese’nin izini sürer ilk önce. Tabi ki bu anlamda Yeni Gerçekçilik’in kaçınılmaz rüzgârından etkilenir. Ancak, Yeni Gerçekçilik’in kendisi için bir sarsaklık süreci olduğunu vurgularken, bu acemiliğin içinden çıkardıklarını da diğerlerinden ayırt etmez; onlardaki içtenliğin, özgürlüğün bir patlaması olduğunun altını çizer. Bu etkide ilk roman olan “Örümceklerin Yuvalandığı Patika” yazarı için yeri doldurulamaz bir deneyimdir örneğin. Bizim, Calvino okuma deneyimimize de ışık tutuyor bir yandan, bu yapıtın varlığı. Bir ideolojinin merkezinde bulunma tutkusuna hizmet eden bu hikâyenin acemiliği ile ilerleyen yıllarda salt yazınsallığı önemseyen iki Calvino farkını da imliyor bu kitap. İdeolojisini en kestirme yoldan betimlediği bu uzun anlatıyı, aslına bakarsanız Sen Alo Demeden Önce önsözünde, politikanın ‘ahlaksal’ biçimde bu denli bir yapıtta yer almasını kesin bir çerçeveye oturtur: “(…) yazar olumlu bir görüşe sahip olduğunda ve düşünceleri açıklığa kavuştuğunda, simgelerin ve düşünsel geçişlerin amacı sona erer ve ahlaksal öykü ölür.” Tabii ki okuru, içeriğine rağmen edebiyat hazzına fazlaca kazanç eklediği için, bu yapıtı hemen kabul etmeye hazırdır, en azından onun yapıtlar dominosunda ilk taş olduğu için. Yine “Sen Alo Demeden Önce” adlı öykü kitabına başlarken sürdürdüğü konuşması, bu ayrımı belirtmemiz için oldukça açıklayıcı. “Politika benim için çok önemli, yazının en önemli besin kaynağı. Yazında tutku ve içgüdü büyük bir rol oynasa da, çocukluğumdan beri içimde taşıdığım öfke ve nefretler nedeniyle, ilk olarak bugüne kadar yaptığım bu çocuksu ve acımasız anlatıma yöneldim: Askerlere ya da polislere karşı yüzlerce öykü yazmak geliyor içimden, aynı şekilde yüzlerce yengeç ya da tavşan öyküsü de yazabilirim” ve Calvino’nun seçtiği yol, üzerinde yürürken başarılı olduğu yoldu; hem inanış biçiminin, yani yaşam algısının, hem de edebiyat anlayışının ve işçiliğinin başat olarak bulunduğu çetrefilli eğilim. Böylesi bir çelişkiye çok az yazar düşebilir ve neredeyse hiç biri benzeri itirafları yazmaya yakın değildir, bu içtenliği gösteremezler.

İçinde unutulmaz öyküsü ‘Teresa’ya Seslenen Adam’ın da olduğu ‘Sen Alo Demeden Önce’nin ‘Kıssalar ve Hikayeler’ ve ‘Öyküler ve Diyaloglar’ biçiminde tasnif edilmesi, geleneğin ve modernin birlikte yer aldığı bir öykü kitabı olarak Calvino’nun kurduğu yazın evreninin içeriğini yansıtması gibi bir değer taşıyor. Sokakta karşılaşılan ve açıklığı seven aşk duygusu ile teller arasında teknik ifadelerle dile getirilen aşkın birlikteliği oldukça tekinsiz görünüyor bu kitapta. Tam karşılığıyla, anlatı biçiminde gelenek tercihini “Atalarımız” adlı üçlemesinde yapar Calvino. Modern masallar diyebileceğimiz bu üç hikaye o güne kadar belirlenen Calvino yazınından şaşırtıcı biçimde farklı bir yönelim yaşar ve içlerinden, iyi’de kötü, kötü’de iyi olanın hikâyesinin yer aldığı İkiye Bölünen Vikont’la yazar kendi gerçekliğini, Paris’te Münzevi’de ‘İkiye Bölünen Komünist’ adlı denemesinde yaptığı gibi inşa eder.

 

San Giovanni’nin Sonundaki Işık

 

Edebi yönelimlerinin, yöntemlerinin nicel çokluğu biraz da Avrupa ve Amerika’nın seçkin kentlerinde bulunmasından ve bu yerleşim merkezlerinin oluşumu ve çağrışımları üzerine etraflıca düşünmesinden kaynaklanır. New York’tan “geometrik, derinliksiz, geçmişsiz, gizemsiz bir şehir” diye bahsederken, Avrupa kentlerine üstün beğenisini sunar. Gözlemlerini ve biriktirdiklerini sağaltarak, sadece kentler ve imgeleri üzerine kitaplar da yazmıştır. Üzerine çok konuşulan, farklı bir anlatı yapısıyla kurguladığı, içinde bulunduğumuz ya da mutlaka uğradığımız şehirlerin doğurgan ve kısır görünümlerini varsıl bir dille, mitsel isimlerle işlediği Görünmez Kentler ya da salt kent kavramı hakkında kaleme aldığı “Marcovaldo ya da Kentte Mevsimler” adlı öykü kitabı bu konuda belirgin örneklerdir.

“Paris’te Münzevi” ile Fransa yıllarını anlatan yazar, güncel olan birçok edebi oluşumu da takip eder. Fransa’dayken, Yeni Roman ve Göstergebilimden etkilendiği gözlemlenir, Calvino’nun. Hatta, Borges’in sesi bile duyulur bazı roman ve öykülerinde. Ancak Calvino, özgünlüğünü koruma ayrıcalığına her zaman sadık kalır ve kuramcıların, eleştirmenlerin ulaşamayacağı bir yerde üretir yapıtlarını. Mesela, “Sandık Gözlemcisinin Uzun Hikâyesi” ya da “Palomar” başka başka Calvino’ları işaret ederken, “Karga Sona Kaldı”, “Kozmokomik Öyküler”, “Jaguar-Güneş Altında”, “Kesişen Yazgılar Şatosu” ya da diğer öykülerinin bilmeceleri, yap-bozları, şaşırtıcı ama somut dünyaların uzantıları olarak vardırlar. Yazmış olduğu son kitabı “San Giovanni Yolu” ise, Italo Calvino’nun ölmeden önce eşine söylediğine göre bu kitap bir ‘bellek alıştırması’nın ön çalışması olan bu notlar – yoksa onlara ‘esaslı yazınsal girişimler’ mi demeli?- yanı sıra onun tüm eserlerine açılan birer kapı. Yenilenmiş haliyle gösterge paradigmaları, her yerde karşılaşılan ve post-modern’e giydirilen tanımlar, şu en popüler adıyla metinlerarasılık kavramı, Nev Verismo ile Nouveau Roman arasında esneyebilen anlatı yapısı gibi birçok yöntemle yazılmış yapıtlarının küçük çekirdekleri bu metinler; başka bir deyişle tüm yapıtlarının kendi yaşam deneyimlerine ait küçük birer gölgesi. Ne var ki, onun gölgeleri bile bu yöntemlerin bilinen bütün duvarlarını parçalayarak, ardından yeniden inşa ederek, içkin bir biçemle sanatsal görevlerini yerine getiriyor ve yapıtlarının sayısı oranında biricikliklerinin kesinliği, okurunu hikâyelerine kaçınılmaz sertlikte ortak edişi Calvino’yu okuma nedenlerini alabildiğine çoğaltıyor.

Yazarın Türkçedeki sürprizi “Kum Koleksiyonu” ise dünyamızı oluşturan, gözden kaçırdığım taşlardan çok anlamlı makaleler tepesi. ‘Sergiler-Keşifler’, ‘Gözün Erişebildiği’, ‘Fantastiğe İlişkin Değerlendirmeler’ ve ‘Zamanın Biçimi’ başlıkları ise farklı görüngüleri Calvinovari biçimde okura açan yönleri bu varsıl tepenin ve birbirine benzeyen ifadelere uzak duran, hatta onların dikkate alınmaması konusunda okuru da uyaran işaret fişeklerinin yaldızlandığı bir kitap, “Kum Koleksiyonu.” Açıkçası bu kitap bütünlüğüyle ve çeşitliliğiyle ayrı bir Calvino yazısının başlığı olarak görülmeli.

Calvino, yine San Giovanni Yolu’nun son denemesinde güneşten bile sakladığı kendi özünü ve onun geometrisini tekrar hesapladığını söyler. Bu hesap, zamanın ve ışığın evreninin sıfırlanması üzerinedir ve onun yazınsal anlamda bilinen en son çabasıdır. Calvino okumak, en yaygın nedeniyle, bu dünyanın yapaylıklarından en akıllıca kaçış biçimidir, ışığa.