Header Reklam
Ana Sayfa Yazılar Kitap Eleştiri Chinua Achebe’nin Afrika Üçlemesi: Parçalanma, Artık Huzur Yok, Tanrının Oku – 2

Chinua Achebe’nin Afrika Üçlemesi: Parçalanma, Artık Huzur Yok, Tanrının Oku – 2

 

II. Artık Huzur Yok

Nijerya’nın Büyük Britanya’dan bağımsızlığını kazanmasının arifesinde, İgbo kültürünün otoriter temsilcisi Okonkwo’nun torunu Obi’nin 1950’li yıllardaki yaşamını anlatan üçlemenin ikinci kitabı Artık Huzur Yok’ta Achebe romanın merkezine yozlaşma temasını yerleştirmiştir. İlk bakışta belirli konular üzerinde uyarıcı niteliğiyle ön plana çıkan bu eserde ana karakter Obi Okonkwo ahmakça bir davranışta bulunmuş, romanın hemen başında hâkim Obi’ye dönerek“Sizin gibi eğitimli, geleceği parlak bir genç adamın bunu nasıl yapabildiğini anlayamıyorum.” [Achebe, 2012: 10] sözleriyle yozlaşma ve rüşvet suçlamalarının hem birey hem de toplum üzerindeki etkilerini tartışmaya açmıştır.

Geçmişte yaşananlara geri dönüşler aracılığıyla olayların nasıl şekillendiğini aktaran anlatıda, baştan çıkarıcı unsurlara karşı Obi’nin nasıl yenik düştüğü ve köy hayatından bürokrasiye geçişte ne kadar başarısız olduğu meseleleri incelenirken, bir taraftan da Beyaz Adamın ülkesindeki eğitim ve yaşam tarzıyla ilgili değerlendirmeler ve Afrika kültürü ile karşılaştırmalar yapılmaktadır. Bu noktada, eğitim sürecini İngiltere’de geçiren Obi’nin büyüme ve olgunlaşma hikâyesi anlatılırken, karakterin çarpıklıklar karşısında aklına eseni yaptığı, akıllıca kararlar veremediği, ihtiyatsız hamlelerde bulunduğu ve her ne olursa olsun düşüncelerinden vazgeçmeyerek iyi kararlar vermek yerine inatçılığını sürdürdüğü görülmektedir. Obi’yi potansiyelini fark etmekten alıkoyan şey egosuyla birlikte yetişkinliğinin neden olduğu sorumlulukları yerine getirme konusundaki başarısızlığıdır.

Britanya’da eğitim almış, neyin doğru neyin yanlış olduğuna dair güçlü ahlaki inancı olan genç bir adam nasıl olur da asla olmak istemeyeceği bir bataklığın içerisinde bulur kendisini? Yazar okuyucuyu bir dizi olayın içine sürüklerken, Obi’nin inandığı şeylerin karşısında kayboluşunu, kültürel tuzakların arasında kalışını ve rüşvetin yaşam tarzı haline geldiği bir ulusta sıradan bir vatandaşa dönüşünü vurgulamaktadır. Akla gelen ilk sorulardan bir tanesi şudur: Rüşvet bu toplumda her zaman var mıydı, yoksa yönetenler ile yönetilenlerin arasında her geçen gün giderek genişleyen girdapta öncelikle kabile liderleri, sonra da sömürgeci efendiler aracılığıyla teşvik edilen eşitsizliğin neden olduğu bir durum muydu?

Köyün gelecek vadeden delikanlısı Obi daha büyük planlar için seçilir ve köylülerin desteğiyle eğitim almak için İngiltere’ye gönderilir. Britanya’da eğitim almış, kabilenin parlak genci olarak geri dönen Obi’yi bağımsızlığını yeni kazanan Nijerya’da idari görevler beklemektedir; devlet memuru olarak hemen işe başlatılır ve maaşı yaşıtlarının on katından daha fazladır; ayrıca kendisine tahsis edilen hususi aracı, şoförü, evi, aşçısı vardır ve etrafını orta-üst sınıfa ait tuzaklar sarmıştır.

İngiltere’de almış olduğu eğitim, Obi’nin gelenek, batıl inanç, ırk, kast sistemi, din ve cinsellik hakkındaki ön yargılarını bulanıklaştırmıştır. Obi, Britanya’da eğitim görmüş ancak osu üyesi Clara’ya âşık olmuştur; aynı zamanda başka beyaz kadınlarla flörtler yaşamaktadır. Faturaları giderek kabarırken, kabilesinin ona sağlamış olduğu desteği geri ödeme zamanı gelmiştir; arabasının bakıma ihtiyacı vardır, sigorta, emekli anne-babasının bakımı ve okuyan kardeşinin eğitimi için para gerekmektedir. Her şeyden önemlisi, toplumlarında sonsuza kadar aşağı bir konumda yer alacak bir ailenin mensubu ile evlilik planları yaptığı için, Obi, ailesi, arkadaşları ve meslektaşları tarafından rahatsız edilmektedir. Topluma itiraz eden ve farklı olmaya çalışan babası ve büyük babası gibi, Obi de yaşamıyla ilgili tercihlerinin arkasında durur ve kimseyi dinlemek istemez. Büyük babası Okonkwo, Britanyalıların gelişinin arifesinde parçalanma sürecini hayatıyla ödemişken, Obi ise Britanyalılar bölgeden ayrılırken kendi halkının gözünde hayal kırıklığı yaratmıştır.

Achebe ana karakterinin ve anlattığı toplumun kusurlarının ve eksikliklerinin üzerinde dururken, roman sanatının kurallarını esneterek İgbo kültürünün sözlü geleneğine de göndermelerde bulunmuş; “İnsan, gururu ve ahlaki prensipleri yüzünden balgamını yutmamalıydı.”(Achebe, Artık Huzur Yok, 2012; 154), atasözleriyle Obi’yi adeta hedef tahtasına yerleştirmiştir: “Bir borç küflenebilir ama asla yok olmaz.” (Achebe, Artık Huzur Yok, 2012; 85) Yerel lehçe takip edilmesi zor olmasına rağmen, diyaloglara zenginlik katmıştır; ancak İngilizcenin önemini de unutmamak gerekir: “Güzel ifade edilen İgbo dilini seviyorlardı fakat İngilizceye de hayranlık duyuyorlardı.” (Achebe, Artık Huzur Yok, 2012; 85) Achebe’nin üçlemenin yazılmasında en önemli etkenler gibi görünen keskin zekânın ürünü siyasi gözlemleri de oldukça çarpıcıdır:

  • Yerel insanlar Britanyalıların gitmesini istemektedir—hem de kısa bir süre içerisinde.
  • Yere halk emirlerinde Britanyalı birinin çalışmasından keyif almaktadırlar ve onlar Britanya yaşam tarzının tuzakları hoşlarına gitmektedir.
  • Batı kültürü, tıp ve eğitim sistemi Nijerya’da yalnızca görüntüde mevcuttur. Köşeye sıkıştırıldığında, Nijeryalı kendi geleneksel benliğine dönüş yapar—bu Obi ve ailesi için de geçerlidir.

Eserin başında Gikandi’nin de açıkladığı üzere, Obi’nin düşüşü aslında Nijerya’nın sömürgecilik sonrası geçiş döneminin de bir metaforudur; gerçekleşmek üzere olan bağımsızlık, aynı zamanda yozlaşmanın salgın bir hastalık gibi her yeri ele geçirmesine neden olmuştur. Genç adamın yaşadığı bu trajedi, sömürgecilik sonrası dönemde birçok Afrika ülkesinin yaşadıklarıyla aynıdır: “Hep söylüyorum. Ülkesinin çıkarları uğruna ayrıcalıklarından biraz olsun feragat edebilecek tek bir Nijeryalı dahi yok. Bakanlarınızdan en alttaki memurunuza kadar hepiniz böylesiniz. Bir de kendinizi yönetmek istediğinizden bahsediyorsunuz” dedi Bay Green. (Achebe, Artık Huzur Yok, 2012; 151)

Köylüler Obi’yi hukuk okusun diye İngiltere’ye göndermek için aşırı tutumlu davranarak aralarında para toplamışlardır; böylece Obi yeni Nijerya’da onları temsil edebilecektir, fakat o köylüleri hayal kırıklığına uğratmaktan başka bir şey yapmamıştır. Umuofialı insanlar hayal kırıklığı içerisinde Obi’nin yaptıklarıyla ilgili kibirli tavrını asla unutmayacaktır:

Umuofia Gelişim Derneği son haftalarda Obi Okonkwo’nun durumunu görüşmek üzere pek çok kez toplanmıştı. İlk toplantıda az sayıda üye, kısa süre önce kendilerine büyük saygısızlıkta bulunan sorumsuz bir evlatlarının problemleri için derneğin ne diye uğraştığına anlam veremediklerini söylediler. “İngiltere’de eğitim görsün diye ona sekiz yüz pound verdik,” dedi içlerinden birisi. “Ama o minnettar olmak yerine değersiz bir kız için bize hakaret etti. Bizse ona yine para toplamak için toplantıya çağrılıyoruz… Halkımız ne demiş? Bir serseri için mücadele edenin toprağa ve pisliğe bulanmış bir baştan başka gösterecek bir şeyi olmaz.” [Achebe, 2012: 12-13]

Öncelikle, Obi köylülerinin ondan beklediği gibi hukuk okumak yerine kendi başına karar verip İngiltere’de İngiliz Edebiyatı okumaya karar vermiştir. Bu hayal kırıklığına yol açmıştır, ancak en azından döndüğünde devlet memurluğunda iyi bir konuma geçebileceği anlamına gelmektedir. Tıpkı Büyük Umutlardaki Pip gibi Obi —atalarınınkine göre astronomik bir rakam olmasına rağmen— maaşının yaşam standartlarını karşılamaya yetmediğini düşünmektedir. Hayatında ilk kez cebinde parasının olduğunu hissedince, ilerleyen dönemlerdeki masraflarını hesaba katma konusunda pek de başarılı olamamıştır.

Modern yaşama geçiş ve ayak uydurma konusunda Obi’yi bekleyen tek şey finansal baskı değildir elbette. Karşısındaki en büyük sorun, geçmişin kültürel değerleri ile şimdinin yaşam tarzı arasındaki uçurumdur. İngiltere’de genç, güzel Nijeryalı bir kız olan Clara’ya âşık olup onunla evlenmeyi düşünen Obi, düşüncesizce ve müsrifçe davranarak ona yirmi poundluk nişan yüzüğü almıştır. Ancak Clara bir osu olarak görülmektedir; gelenekleri gereği Obi’nin onunla birlikte olması kesinlikle yasaktır. Bu ilişki kişisel anlamda bir felakete dönüşmekle kalmayıp gelişmekte olan ülkesinde modernlik ile gelenekselci anlayışın çatışması anlamına da gelmektedir.

Obi’nin yaşadığı ikilemi yansıtan eserde bazı geleneklerin aykırı olduğu görülürken, kabile yaşamını benimseyen ailelerin baştan çıkarıcı ve albenili şeylerle dolu bir şehirde yaşamanın ne demek olduğunu anlamaları Obi’ye göre beklenemez bir durumdur. Artık karşı karşıya gelen ve zaman zaman çatışma durumunu ortaya çıkaran unsurlar, İgbo kültüründeki saygınlık, gelenek, inanç ve aile yaşantısı ile İngiltere’de Obi’nin benimsemiş olduğu değerler olarak öne çıkmaktadır. Batı yaşam tarzını benimsemiş olan Obi kiminle birlikte olacağı konusunda ailesinden saygı görmeyi beklerken istediği alanda okuma ve çalışma konusunda da arzularının peşinden gitmeyi tercih etmiştir: “Şimdi aradaki fark şu.” Bir an duraksadı. “Meseleyi şu şekilde ele alalım. Kimse vazgeçmek istemez. Eğer bir adamdan para kabul edersen onu daha fakir yapmış olursun. Ama sana bunu teklif eden bir kızla yatarsan, ona herhangi bir zarar vereceğini düşünmüyorum.” (Achebe, Artık Huzur Yok, 2012; 123)

Obi Okonkwo devlet memuru olarak çalışmak için Nijerya’ya geri dönmüş idealist bir gençtir. Ancak yeni rolü içerisinde hükümetin ve devlet kurumlarının yozlaştığını ve rüşvet sarmalına düştüğünü görmüştür. Kendisine teklif edilen rüşvetleri geri çevirme konusunda başlarda ısrarcı davransa da, kabile kurallarına göre evlenmesi yasak olan birisine âşık olunca, Obi’nin hem duygusal hem de ekonomik bir çıkmaza sürüklendiği açıkça görülmektedir.

Artık Huzur Yok aslında Parçalanma romanından bazı anlatıları beraberinde getiren, aynı zamanda sömürgecilik sürecinin etkilerini ve ırkçılığın olumsuzluklarını açık bir şekilde yansıtmaya çalışan bir eserdir. Çoğu yerde Nijerya’daki sahtekârlık ve düzenbazlıklarla alay edilirken, devlet kurumlarının yozlaşması eleştirilirken, üçüncü dünya ülkelerinin bataklığa sürüklenişi keyifle seyredilirken, bu soruların cevaplarına yönelik örnekler Artık Huzur Yok romanında Achebe tarafından titizlikle işlenmektedir: “Fakat beyaz adamın dini ve hükümeti, klanı zayıflatmada öylesine başarılı olmuştu ki mesele çok geçmeden yatıştı.” (Achebe, Artık Huzur Yok, 2012; 163)

Köyünün sağlamış olduğu destekle Londra’da almış olduğu eğitimi tamamlayıp yaşadığı yere dönen Obi Okonkwo, bu insanlara borçlu olduğunun farkındadır. Ancak, İngiltere’de yaşadığı dönemlerde evini ve ait olduğu yeri düşünerek hayaller kuran Obi’den Nijerya’da beklentiler oldukça yüksektir. Kabilesi ondan kendilerini iyi bir şekilde temsil etmesini ve yanındaki herkesi kendisi gibi yukarılara taşımasını beklemektedir. Obi’nin bu gücü olmamasına rağmen köylüler bunu anlamakta güçlük çekmektedirler. Bunun yanı sıra, aşk ilişkisine her yerden müdahalelerin gelmesi ve köylüler tarafından ağır bir şekilde eleştirilmesi Obi’yi bunalıma sürükler. O, ırkçılık ve sömürgecilik sonrası sürecin sorunlarıyla boğuşan, kast sistemi ve cinsiyet ayrımcılığını benimseyen bir kültürde yetişmiş iyi bir karakterdir. Ancak doğuştan iyi, çalışkan ve eşitlikçi yaklaşıma sahip birisi olması onu suç işlemekten alı koyabilir mi? Rüşvet ve yozlaşmanın bu denli yoğun yaşandığı bir üçüncü dünya ülkesinde kötülükten, ahlaksızlıktan uzak kalabilmek neredeyse imkânsızdır. Obi’nin İngiltere’de görmüş ve deneyimlemiş olduğu batı yaşam tarzı, kadın erkek ilişkileri, devlet kurumlarının sistemli işleyişi, eğitim sistemi ve kısıtlayıcı geleneklerden uzak özgür düşünce yapısı, Nijerya’ya döndükten sonra köklerine ait temel yapı taşlarıyla örtüşmeyince iç dünyasında karmaşaya, kimlik oluşumunda çatışmalara, gelenek anlayışında ise kırılmalara yol açmıştır: “Tabii beni hiç ilgilendirmez bu. Ama eğitimlilerin dahi yarını düşünme düzeyine erişmemiş olduğu bir ülkede insan kendini sorumlu hissediyor.” ‘Eğitimli’ kelimesini kusmuk tadı almışçasına söylemişti Bay Green. (Achebe, Artık Huzur Yok, 2012; 99)

Achebe’nin ülkesiyle alakalı görüşlerinin karanlık ve umuttan uzak olduğu ifade etmek için eserlerinde fazlasıyla kanıta rastlamak mümkündür. Ülkesinde suikast girişimi nedeniyle neredeyse hayatını kaybedecekken kurtulan Chinua Achebe, diğer bir ifadeyle ‘Afrika edebiyatının babası’, yaşamının geri kalanını Amerika’da sürdürmüştür. Hayatının son dönemlerini esrelerinde anlattığı, Obi’nin bir süre geçirip geri döndüğü batı toplumunun tam ortasında yaşamıştır.

Achebe eserde, beklendiği üzere, ahlaki soruları da ele almaktadır. Yönetimdeki yozlaşmayla özellikle rüşvetin ön plana çıktığı uygulamalarda mücadele etmeye çalışan, Umuofialı Obi Okonkwo’nun verdiği her kararın kaderini belirlediği açıkça görülmektedir. Yozlaşmanın yanı sıra, beyaz-siyah kültürü, ikiyüzlülük, geleneklerdeki değişimler, kimlik ve arada-kalmışlık gibi meselelerin İngiltere’de eğitim alan ve İngiltere yaşam tarzını benimsemeye başlayan Afrikalı bir karakter üzerinden anlatılması, ortaya çok çarpıcı bir bakış açısı çıkarmaktadır.

Romanda öne çıkan diğer bir unsur da değişimdir. Obi’nin Avrupa kültürü, beyaz insanlar ve İngiltere hakkındaki adaya gitmeden önce sahip olduğu görüşleri romanın ortalarına doğru değişir; hem Nijerya’da hem de İngiltere’de deneyimlediği ikiyüzlülük, ahlak dışı davranışlar, yozlaşma ve rüşvetle beslenmiş kimliğe sahip bir kişinin artık karşı koyamayacağını anladığında bu değişim öne çıkmaktadır. Romanın kendine has özelliği—her ne kadar derinlemesine incelenmiyor gibi görünse de—her bölümde kendini hissettiren sömürgecilik ve sömürgecilik sonrası süreçle ilgili politikalardır. Obi’nin kimliği sadakat, gelenek ve kültüre bağlılık gibi değerleri yücelten bir geçmişe sahipken, İngiltere’den döndükten sonra kültürel mirasına ait bu değerlerden her geçen gün uzaklaşan kararlar verdiği görülmektedir. Rüşvet, gayri ahlaki uygulamalar, yozlaşma, özünden kopma gibi unsurların etrafını sarmasının ardından, Obi’nin, kâğıt üzerinde eğitimli olmasına rağmen, zayıf, pasif ve muğlâk bir kişilik sergilediği görülmektedir: “Her şeyden önce para teklif etmek, insanın vücudunu sunması kadar kötü bir şey değil. Ve sen buna rağmen ona içecek ikram ettin ve onu şehre bıraktın.” Güldü. “Dünya böyle işte,” dedi Clara. (Achebe, Artık Huzur Yok, 2012; 98)

Achebe tarafından Britanya sömürgeciliğinin kölesi olmaya can atanlara karşı ahlak dışı, zalim, acımasız, merhametsiz ve gaddar olarak tanımladığı İngiliz kültürü ile köklerine bağlı kalmakta sorun yaşayan özgün Nijerya kültürü Obi’yi silik kişiliğinden dolayı oyuna getirmiştir. Seks, alkol ve rüşvet gibi unsurların tamamı beyaz adamın kültürüne ve yaşam tarzına aitken gelenek, geçmişin değerini bilme ve sadakat Nijerya’nın kültürel mirasının belirleyici nitelikleridir. Cezbedici ve baştan çıkarıcı şeylerin hepsi beyaz adamın kültürüne ait olduğu için Obi’nin bunlarla karşı karşıya kalması bir noktadan sonra onu baskı ve bunalıma doğru sürüklemiştir.

Düşünce ve söz adamı olan Obi batı kültürünün materyalist zihniyeti karşısında mağlup olmuştur. Rüşvete karşı herkesten daha fazla direnmesine rağmen, eserde, bir yerden sonra, mahkemeye çıkarılmasına ve rüşvet sisteminin günah keçisi haline gelmesine neden olan finansal buhranı atlatmak için rüşvet almaktan başka çaresi yokmuş gibi yansıtılmıştır. Umuofialıların ahlak anlayışı Obi’yi içinde bulunduğu çöküş, yozlaşma hissi ve köylüleriyle yaşadığı iletişim kopukluğundan kurtaramaz. Obi’nin Britanya’da eğitim alma arzusu kendi kökleriyle arasındaki bağların yok olmasına ve aidiyet duygusunun kaybolmasına neden olmuştur; bunun merkezinde de tüketim alışkanlıklarıyla çevrili ve insanın midesini bulandıran Britanya sosyal yaşamının etik yapısı ile kendi kültürünü yaşatmaya çalışan Nijerya’nın değerlerini yitirişi yer almaktadır.

Obi’nin kendisini içinde bulduğu iki farklı dünyanın yer aldığı kuşak farkı, gelenek ile ilerleme arasında seçim yapma zorunluluğunu öne çıkarmaktadır. Bay Green’in Avrupa’yı temsilen sembolik varlığı, Obi’nin osu olan [Yirminci yüzyılın ortasında, sırf kızın büyük-büyük-büyük-büyük-büyükbabası kendini bir tanrının hizmetine adayarak diğerlerince dışlandı diye ardından gelen neslin sonsuza dek yasak bir kasta dönüşmesi yüzünden bir adamın onunla evlenmesinin hala yasaklanabilmesi tam bir rezaletti.] (Achebe, Artık Huzur Yok, 2012; 76) Clara Okeke ile bir araya gelme konusunda karşılaştığı zorluklar, Nijerya’daki yeni sistemin yozlaşmaya bu denli müsait olması gibi unsurların tamamı Obi’nin tercihleri üzerinde etkin rol oynamakta ve onu da ahlak-dışı uygulamalarla dolu bataklığa doğru sürüklemektedir. Obi’nin iki dil (İgbo ve İngilizce) ve iki kültür (İgbo ve Avrupa) ile yaşadığı mücadele romanın her bölümünde hissedilirken, ana dili ile ihtiyacı olan her türlü bilgiyi edindiği ikinci dili arasındaki çatışma Artık Huzur Yok eserinin en öne çıkan özelliklerindendir: “Obi’nin kilise ortamında yetişmesi ve Avrupa eğitimi almasının onu ülkesine yabancılaştırdığını söylemek istiyordu. Obi’ye söylenebilecek en itici şeydi bu.” (Achebe, Artık Huzur Yok, 2012; 76)

Obi birden üniversitedeyken okuduğu Joseph Conrad eserini hatırladı. ‘Basit bir irade egzersiziyle iyilik için neredeyse sınırsız bir güç yaratabiliriz,’ diyordu. Bu, karanlığın yüreğiyle karşılaşmadan önceki Bay Kurtz’du. Sonrasında şunu yazmıştı: ‘Bütün vahşileri yok edin.’ Bu tabii yakın bir örnek sayılmazdı. Kurtz karanlığa yenik düşmüştü, Green ise doğmakta olan şafağa. Yine de başlangıçları ve sonları aynıydı.

(Achebe, Artık Huzur Yok, 2012; 109)

 

Achebe C., Artık Huzur Yok, Çev: Nazan Arıbaş, İthaki Yayınları, 2012.

 

 

I. Parçalanma

3- Tanrının Oku

 

 

Önceki İçerikSevgi Soysal’ın Kadınları
Sonraki İçerikDoğanın Duygusal Ressamı: Van Gogh
Avatar
1985 yılında Manisa’nın Soma ilçesine bağlı Turgutalp Köyü’nde doğdu. İlk/orta ve lise öğrenimini burada tamamlayan Avcu, 2003 yılında Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünü kazandı. 2008 yılında bu bölümden mezun oldu, aynı yıl İngiliz Kültürü ve Edebiyatı alanında yüksek lisans yapmaya başladı. 2009 yılında İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünde araştırma görevlisi olarak çalışmaya başlayan Avcu, 2011 yılında Yüksek Lisansını tamamlayıp Doktora programına girdi. 2011-2016 tarihleri arasında Doktora çalışmasını tamamlayan Avcu halen Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünde çalışmalarını sürdürmekte ve öğretim üyesi olarak akademik kariyerine devam etmektedir. Çalışma alanları arasında Çağdaş İngiliz ve İrlanda Romanı, Post-modern Edebiyat Çalışmaları, Sömürgecilik Sonrası Söylem ve Roman, Kimlik Politikaları, Tarih-Bellek ve Travma yer almaktadır.