Fatma Nuran Avcı

4 Kasım 2018

 

William Faulkner 1897’de Mississippi New Albany’de doğdu. 1919’da askerden geri döndüğünde Mississippi Üniversitesi’ne girdi. Bir yıl sonra öğrenimini yarıda bırakıp New York’a giderek kitapçıda çalışmaya başladı. Faulkner Ses ve Öfke, Döşeğimde Ölürken gibi önemli romanlarıyla adını duyurdu. 1939 yılında yayımlanan Çılgın Palmiyeler ise önceleri pek önemsenmedi. 1949 yılında Faulkner, Modern Amerikan romanına katkılarından dolayı Nobel Ödülü, 1955 yılında da Pulitzer Ödülü’ne lâyık görülünce bu kitap yeniden incelenmeye alındı.

Çılgın Palmiyeler, Irmak Baba olarak, beşer bölümden oluşan iki ayrı uzun öykü gibi tasarlanıp dönüşümlü şekilde yazılmıştır; yazıldığı yıllar düşünülürse yazarın bu anlatım biçimi oldukça dikkat çekicidir. Amerikan taşrası, zenci ve beyaz ayırımı gibi toplumsal gerçekçi konuları işleyen Faulkner, olayları, kişileri, mekânları zıtlıklardan besleyerek kavramlarını, temalarını, konularını özenle seçmiş, yarattığı anlatı evreninde dilini yoğun ve kusursuz biçimde kullanmıştır.

Kitabın ilk bölümünde Çılgın Palmiyeler bağımsız bir öykü gibi anlaşılsa da, ilerleyen bölümlerin daha iyi kavranması için işaret fişeği niteliğindedir. Yoksul bir aileden gelen Harry Wilbourne tıp eğitiminin ardından New Orleans’ta doktorluk stajını tamamlamak üzereyken evli, iki çocuklu kadınla tanışır. Heykeltraş olan Charlotte Rittenmeyer’le genç hekim adayı arasında başlayan aşk hikâyesi onları büyük bir yolculuğa çıkarıp hayatlarını tamamen değiştirecektir. Yasak ve Aşk… İnsanoğlunun yaradılışından beri beyni ve kalbiyle yaşadığı sonsuz ikilem. Toplumun ahlâk kurallarına baş kaldıran bireylerin isyanlarının savaşı, çelişkileri… Bu çatışmanın içinden çıkan her hayat öyküsü yazılanların baş tacı şüphesiz.

İki aşığın ellerindeki paranın bitmesiyle başlayan zor yaşam onları pek çok yere sürükler. Olaylar, kişiler, doğa şartları bakımından çeşitlenen anlatım; eylem, nesne ve alıntılara yaslanan muhteşem benzetmelerle, iç seslerle sorgulanan düşüncelerle, zamanın durmadan ilerlemesiyle, telaşsız ancak heyecanını yitirmeyerek sağlamlaşır. Geleneksel koşullarda yetişen sorumluluk sahibi, toplum kurallarına sıkı sıkıya bağlı, dürüst doktor namzeti Herry ile yüksek sosyeteden zengin bir eşle evli Charlotte, kendilerini alıştıkları ortamdan çok farklı, maden ocağı gibi kötü çalışma şartları altında, zorlu iklimle, cahil, köleleştirilmiş yabancıların içinde bulurlar. Alt üst olan çiftin hayatlarını göstermesi anlamında bu mekân düşündürücü bir seçimdir.

Kitabın ikinci öyküsü Irmak Baba’da ise bambaşka karakterler ve atmosferle karşılaşılır. Missisippi nehrini görmeden ceza çiftliklerinde çalışan mahkûmlardan ikisini tanıtarak başlar uzun hikâye. Sıfatlarla tanımlanan isimsiz kahramanların suçu, suça iten nedenleri açıklanır. Yasalara karşı gelen insanın trajik sonu. Suç ve Ceza… Sabit, kapalı alanda belirlenen süreyi tamamlamak üzere bir araya getirilen mahkûmlar sıradan zamanın içinde boğulmaktadırlar. Akşamları gelen tek gazetede yaklaşan sel felaketi haberi on gün boyunca verilir.

Palmiyelere yüklenen çılgınlık sıfatı yasak ve tutkulu aşkın simgesine benzetilebilir. Ağaç, öyküyü ses ve görüntüsüyle kucaklayan anlatı düzleminin başroldeki resmidir. Sert rüzgârların önünde palmiye dallarının estiği bir gün Charlotte’nin hamile kaldığı anlaşılır. İki kızı olan kadın, bu çocuğu doğurmayı reddeder. Harry daha önce kürtaj yapmıştır. Kendisine de yapmasını ister. Doktorluğunu, aşkını, babalık özlemini kısaca bütün hayatını gözden geçirir Harry. Dört ay gibi uzayan kararsız süre ilişkileri için dönüm noktasıdır. Güçlü, cesur kadın Charlotte karnında büyüyen bebekle çaresizdir artık.

Selin birden hapishane duvarlarına gelerek önüne gelen her şeyi yutup başlamasıyla gerilim tırmanır. Burada nefesleri tutarak sürükleyen anlatımın her cümlesi özeldir. Belki de boğucu, sıkıcı hayatın taşması gibi düşündüren sel felaketi insanoğlunun yaşam ve ölüm arasındaki çırpınmalarını yansıtır. Kayıklarla kaçmayı, kurtulmaya başaranların enkaz yığınlarının içinden geçerken sergilenen kareler sıradanlıktan çok uzaktadır. Çatıya kadar yükselen şişmiş hayvan bedenleri, günlerce toprakta pamuk elde etmek için uğraşan insanların sularda yüzen balyalara bakışları… Tutuklular kurtarma ekibinin bir parçası olmuştur. Uzun mahkûmla hamile kadının nehrin azgın sularındaki canlarının mücadelesi ise soluksuz bırakır okuru.

Charlotte’yi kararından vazgeçiremeyen Harry sonunda bebeği alır. Ancak bu ilkel şartlardaki ameliyat başarısız olur. Olaylar beklenmedik şekilde gelişirken acı sona yaklaşılır. Harry’nin duygu ve düşünceleri aktarılırken iç sesleri, bireysel sorgulamaları derindir. Yıllarca yürüdüğü sıkıcı hastane koridorlarındadır ve sevgilisi masada yatmaktadır.

İki büyük hikâyenin açık kalan ipuçlarını hapishane bağlayacaktır. Harry cezasını çekmek üzere demir parmaklıkların arasındadır. Aklına hiç gelmeyecek bu yerde yaşamını hep sessiz bir kabullenişle geçiren Harry yine suskundur. Kalan hayatlarını tutuklu geçirecek erkeklerin konuşmaları ise son derece ironiktir. Başına gelenleri anlatırken çıkardıkları sonuçlar müthiştir. Kadınsız kalacaklarına üzüldükleri gibi onların yüzünden düştükleri bu yerde kararsızlıkları sürüp gitmektedir. Kitabın son cümlesi ise şöyledir.

“Uzun mahkûm, “Canı cehenneme kadınların,” dedi.

Faulkner, yazma eyleminin araçlarını kullanırken en uç örnekleri seçmiştir. Karakterleri, mekânları, nesneleri, olayları çok çarpıcıdır. Zamanı kullanırken yaklaşan felaketleri hissettirerek olabilecek her türlü durumun hazırlığını yapar. Geçmişi, şimdiyi, geleceği dengeler. Anlık da olsa kopmalara izin vermez anlatım tekniği. İnsan ruhuna ve bedenine dair yaptığı saptamalar didaktik değildir. Ancak psikolojik çözümlemeler kendiliğinden yerini bulur, akıllarda şekillenir. Göstermek mi, anlatmak mı diye sık sık sorduğumuz, sinemasal kurguyu tartıştığımız öykü yazma tekniğine net bir cevap aramaktaysak Çılgın Palmiyeler bu anlamda rehber kitap olacaktır.

Bireyin kendi içinde ve toplumda karşılaştığı tüm soru ve sorunlar romanların konusu olmaya devam edecek. Cevapları aramak, bulmak, hem yazarın hem okurun ömrüne sığmayacak büyük ihtimalle. İlişkilerin giderek karmaşıklaştığı her alanda hızın, tüketimin, tüketmenin karşımıza çıkardığı yeni problemlerse elbette kitaplarda farklı mekân ve zamana yansıyacak. İsimler, nesneler, bedenler değişecek. Sadece insanoğlunun Tutsaklık ve Özgürlüğe dair tüm yanlışları, doğruları anlama çabası sürecek. Yaşam mecburiyeti… Yaşam yükü… Taşımak ve sonunda taşmak… Bu ağırlık kimin omzunda değil ki, kim taşımaktan yorgun, taşmamak için mücadele etmiyor ki?

 

William Faulkner, Çılgın Palmiyeler, Çev: Necla Aytür, Ünal Aytür, Yapı Kredi Yayınları, 2011. 

 

Fatma Nuran Avcı – Özyaşam Öyküsü

1966 Aksaray doğumlu. İlköğretimini Sakarya’da, liseyi Bursa’da tamamladı. Eskişehir Anadolu Üniversitesi İktisat bölümü mezunu. 2011’den bu yana Yaratıcı Yazarlık Atölyelerinde eğitim alarak öykü yazmaya başladı.

Notos, Lacivert, Vagon, Edebiyatist, Gamlı Baykuş, Roman Kahramanları gibi dergilerde öyküleri, kitap tanıtımları, söyleşileri yer aldı. 2018 yılı mart ayında Son Cevizlik adlı ilk öykü kitabı Notabene Yayınevi’nden çıktı. İzmir’de yaşıyor. Evli bir kız, bir erkek çocuk annesi.