“Hatice” ve “Tayyare” romanlarının yazarı Serdar Çekinmez, okurların karşısına bu defa yaşadığı topraklardan, Fransa’dan bir romanla merhaba diyor. Yazarın bir önceki romanı “Tayyare”, Amerika’dan Türkiye’ye dönmek için kendi uçaklarını kendileri yapan iki kafadarı konu alıyordu. Bu sefer karşımızda bir tavuk var; ama sıradan bir tavuk değil. İkinci Dünya Savaşı’nın sonucunu etkileyebilecek kadar mühim bir hayvan.

Kitaba adını veren tavuk; Sovyetlere karşı savaşan, cephedeki Nazi askerlerinin beslenme sorununu çözebilecek, özel olarak Tanzanya’da melezlenen bir tavuk türünün tek örneğidir. Zor iklim şartlarına dayanaklı, günde iki yumurta veren, yirmi günde kesime hazır hale gelen bir besin deposu. Rusya’nın soğuk siperlerinde, açlık çeken Nazi askerleri için birebir.

“Zaten koca bir dünya bir deli yüzünden savaş halindeyken, bir tavuk uğruna savaşılması tuhaf geliyor bana.” (sf. 24)

Bunu söyleyen Türk denizci Fikret; kaderin bir cilvesiyle yolları tavukla kesişen, sıra dışı roman kahramanımız. Hem Batılı hem Doğulu niteliklere sahip Marsilya şehrindeki bir gemide, ‘kare şeklinde, eni boyuna bir, üzeri delikli bir valiz’ içinde tavuk, tanımadığı üç adam tarafından Fikret’e emanet edilir. Emrivaki de olsa Fikret, tavuğu Paris’e götürme görevini üstlenmiştir.

Çekinmez’in diğer kitaplarındaki gibi, başkahramanımızın önünde uzun mu uzun bir yolculuk ve bol bol macera vardır. Fakat bu yolculukta yalnız değildir. Nazi işgaline karşı mücadele eden bir direnişçi grubu, ona bu zorlu yolculukta eşlik edecektir. Röne, Marcel, Jean Claude, Doktor ve İspanyol devrimci Carmen; tavuğu Marsilya’dan Paris’e ulaştırmak için canlarını dişlerine takarlar. Kimi zaman gülen, kimi zaman ağlayan bu grup, görevi yerine getirmek amacıyla her şeylerini ortaya koyarlar. Canlarını bile.

“Bir insanın neye istinaden diğerinden üstün olduğuna kafam oldum olası basmadı. Tahttaki padişahı da anlamadım, gemideki kaptanı da; ordudaki generali de anlamadım, okuldaki müdürü de…” (sf. 196)

Fikret, alışılageldik kahramanlardan değildir: Ölümle burun burunayken bile biraz ilerisindeki ineklerin tonajına kafa yoran, düzenli ve sıradan bir hayattan kaçmak için kendini denizlere vuran, emir vermeyi ve emir almayı sevmeyen biridir. Aklı bir karış havadayken harikalar yaratabilenlerdendir. Kahraman olmak istemezken, hayat onu bir kahraman olmak zorunda bırakmıştır.

Kitap çoğunlukla Fikret’i ve direnişçileri konu alsa da; bunun dışında, Almanya’da küplere binen Hitler’i ve direniş cephesindeki Sovyet Rusya’yı da kısaca okurların önüne serer. Tavuğun öneminin okur tarafından anlaşılması için kadraj genişletilir ve sonra tekrar daraltılır.

Tabii, kitabın kahramanları arasında Fransız ve İspanyol direnişçiler olunca; direniş şarkıları da eksik olmuyor: İtalya’dan Çav Bella, Sovyet Rusya’dan Katyuşa, İspanya’dan Ay Carmela kitapta yer alan şarkılardan sadece birkaçı. Şarkıların aynı sayfada hem orijinallerinin hem de çevirilerinin olması, okurlar için büyük kolaylık.

Kara mizah örnekleri içeren, eğlenceli diyalogları ve yalın, akıcı dili sayesinde roman rahat bir şekilde okunuyor. Okuru sıkmadan, derdini anlatabilen bir kitap “Tavuk”. Çekinmez, bir macera romanı için önemli olan sürükleyicilik niteliğini esere başarıyla yedirebilmiş. Kitabın ilk sayfasından itibaren, okurun merak duygusu uyanıyor. Önceki romanları yazarken edindiği deneyimi, bu kitapta da iyi bir şekilde kullandığı anlaşılıyor. Karşımızda, deneyimsiz bir romancı olmadığı belli.

Kitabın eksik yönleri de yok değil: Tarihi bir roman olduğundan dolayı, kitabın bazı noktalarında karakterler, olayların arka planını göstermek amacıyla uzun açıklamalarda bulunuyorlar. Bu açıklamaları içeren diyaloglar, kitabın son sürat giden maceralarını ara ara sekteye uğratabiliyor. Bir öğretmen edasıyla karakterlerin, Fikret’e ders vermesi ve açıklamalarda bulunması, okurun romanı aklında daha iyi canlandırması için gerekli olabilir; ancak bir süre sonra, bu durum rahatsız edici olabiliyor.

Çekinmez, acaba bir sonraki romanında kahramanlarını hangi ülkede maceradan maceraya sürükleyecek? Şimdiden meraklandığımı söyleyebilirim.

Son söz niyetine: “Vive la Republique! Vive la France!”