İlhami Sidar’ın post modern tekniklerden ustalıkla yararlandığı son romanı Gitmediğim Bir Yerde alt kurmacası ve alt metinlerinin yanı sıra minör öykülerle de beslenen; mimari mekânlar, çoğulcu bakış açısı, imlemeler, metaforlar, yazar ve eserlerle zenginleşen kalabalık bir muhtevayı çeşitli bağlamlarda sunmaya çalışıyor.

Roman elimizde, okuyoruz ve içindeymişiz gibi capcanlı anlatımı bizi sürükleyip götürüyor. Her obje ve her durum kendi atmosferinin kokusunu ve dokusunu hissettiriyor.

Romanı okurken surların bazalt taşlarının serinliğinin iliklerinize işlediğini hissediyorsunuz. Sayfalarda ilerledikçe kadim bir şehrin, nice uygarlıklara ev sahipliği yapmış surların, hanların, kervansarayların, camilerin, kiliselerin daha nice tarihi mekânların mimari ve kültürel örüntülerine akıcı bir dille kendi kendilerini anlatma şansı verildiğini görüyorsunuz.

Modern, post modern edebiyat öğelerinden yoğun bir şekilde yararlanan yazarın “montajlama tekniği” ile Ömer Hayyam, Sappho ve Nedim’den alıntıladığı dörtlükler ve “çerçeve tekniği” ile Kral Yunan’ın Veziri ile Hekim Rüyan’ın öyküsü helezonik anlatımı güçlendiriyor. Eserde Tanpınar, Oğuz Atay, Yusuf Atılgan, Dostoyevski, Tolstoy, Puşkin gibi birçok yazar: Mantıku’t-Tayr, Sebastian Knight’ın Gerçek Yaşamı, Gülün Adı, Tutunamayanlar, Kara Kitap gibi birçok esere yapılan gönderme ve “Ermeni, Süryani, Kürt, Türk” gibi birçok kültürle etkileşime girilerek sağlanan çeşitlilik okura farklı dünyaların kapısını açma imkânı verirken bir kurmacadan diğer kurmacaya atlayarak zihnimizle oynuyor.

Bu çok basamaklı dünyada yazarla birlikte biz de varoluş diyalektiğine soyunuyoruz. Romanda derinlikli bir varoluş problemi söz konusu! Anlatıcılar filozof ağırbaşlılığıyla varoluş sorunsalını edebi metin içinde soru-cevap ikilemi içinde var etmeye çalışıyor. Bu varoluşsal tavır romanda “Bir başkasına gittiğini sanırken farkına varmadan aslında kendine gitmek…” gibi cümlelerle arayış içinde olan bireyleri ima ederek bunu Simurg efsanesiyle özdeşleştiriyor. Kendi ben’ini aramak ya da “to be or not to be”

21. yy.ın artık çözümü imkânsız görünen ve veba hâlinde yayılan “mutsuzluk” kavramı, karakterleri sarıp bizi psişik girdaplara sürüklerken hep birlikte yaşamı, aşkı, ahlakı, vicdanı, değerleri, kayıp çocukluğumuzu sorguluyor, kendi benimizi anlamlandırmaya çalışıyoruz.

Roman bir yandan da günümüz insanının içi boşaltılmış, geçici, duygusuz ilişkilerini ve insanoğlunu hazır tüketiciliğe alıştırmış “sosyal medya” algısını açıyor bize.

Ana temalardan ve belki de gidilmeyen, gidilemeyen yerlerden biri de “sevgi”dir. Metinde sevgi basit bir aşk duygusu değil, çoğul, katmanlı bir duygu/olgu; kadına, tarihe, insanlığa, yazmaya duyulan evrensel bir yaklaşım olarak çıkar karşımıza.

Karakterlerin, kişiliklerinin birbiriyle kontrast bir yapıda olması esere ilginç kılan yanlardan biri. Ana karakterlerden aydın bir kişiliğe sahip, dışa dönük, etkin, humanist ve hassas, mutsuz bir evliliğin içinde içsel girdaplarını kof, yozlaşmış ilişkilerle bastırmaya çalışan Senar Sipahi’nin yaşadığı çatışma esere psikolojik bir derinlik kazandırıyor. Yazar onun karşısına tematik güç olarak evliliğe inanan Dr. Çetin Eren’i çıkarıyor.

Başka bir kontrast da olay örgüsündeki en önemli dinamik güç olan entelektüel çevrenin tatminsizliğine karşın geleneksel kadın modeli olan Tebar Hanım. Ananevi değerleri koruyan, evlilik kurumunun kutsallığına inanan bu Süryani karakter metne alt bir öyküyle dahil oluyor. Bu farklı karakterlerin algılayışlarındaki karşıtlık sendromu dışında gizem unsuru olan adı bilinmeyen kadın okurun merakını kamçılıyor. Ve şifreler ne zaman çözülecek beklentisiyle okurun metne sürekli anlamlar yüklemesi romanı farklı boyutta bir edebi nitelik kazandırıyor.

Sosyal muhteva fon niteliğinde de olsa köyden kente göç eden insanlığın sorunları, işsizlik, kültürel çatışma, yoksulluk, savaşın gölgesinde umut arayışları, kültürel-sosyal değişim ve etkileri şeklinde edebi metne serpiştirilirken karakterlerin çevresini ve onun psikolojik yapısını anlamamız için bilinci açık okuyucuya ipuçları veriyor.

Romanda üzerinde durulması gereken önemli konulardan biri de “cinsellik. Eserde cinsellik kaba bir cinsellik olarak çıkmıyor karşımıza. Bildiğimiz eylemsel durum estetik ve edebi malzemelerle yoğrulup özenle seçilmiş kelimelerle görsel bir san’ata dönüştürülmeye çalışılıyor. Artık cinsellik klasik eserlerdeki gibi tek kadın tek erkek etiği içinde bilinen çizgide seyretmiyor. Yeni tarihsel dönemin yeni insanının sınırları aşma, norm ve tabuları yıkma arzusunu iki kadın Safo ve Mavi’nin öpüşmesi, Senar Sipahi’nin uç sayılabilecek çeşitli fantezilerle karşımıza çıkması örneklerinde açıkça görebiliyoruz.

Kısacası bu çok katmanlı, evlilik kurumundan, etik değerlerden, sınıflar arası farklılıklardan tutun, psikolojinin buhranlı geçişlerine, içe ve dışa vurum tespitlerine, felsefenin ontolojik sorunsalına; ben’in, bilimin, sanatın sorulu cevaplı ve ikilemli değerler sisteminde anlamlandırılması gibi disiplinler arası gidiş gelişlerine odaklanan eser Çağdaş Türk Edebiyat çizgisinde psikolojik devinimleriyle herkesin kendini içinde bulabileceği parçalanmış gerçeklikleri akıcı, şiirsel bir dille önümüze sunuyor.

 

İlhami Sidar, Gitmediğim Bir Yerde, İthaki Yayınları, 2019.