Çöl Ahalisi Veya Ben İle Ben, Şeyda Üzer’in ilk kitabı. Kültürlerarası Şiir ve Çeviri 2017 Şiir Ödülü’nü almış bu kitabıyla. Kitap Eylül 2017 senesinde Yasakmeyve Komşu Yayınları tarafından basılmış. Kitapta 34 şiir yer alıyor ve 3 bölümden oluşuyor. Bu yazıda, genel itibariyle kapalı bir şiir dili olan Üzer’in şiirlerindeki ev imgesini ele alacağız.

Öncelikle kadın ve ev ilişkisine küçük bir giriş yapmakta fayda var. Kadın, insanlığın ilk dönemlerinde farklı, sonraki dönemlerinde farklı bir öneme sahip olmuştur. Öyle ki, kadın ilk başlarda dışarıda bulduğu otlarla, bitkilerle ev halkının karnını doyuran ve ev halkının yaşamasına en büyük katkıyı yapan birey görevindeydi. Erkeğin silahlar yapması, dışarıya adım atması, avladığı hayvanları getirmesi ve ev halkının vazgeçilmez bireyi olması, o dönemde kadının gücünü ve duruşunu ikinci plana atmıştır. İkinci plana atılan kadın artık evden çıkmamaya başlamış ve erkeğin getirdiği hayvanları pişirerek ev halkının karnını doyurmaya başlamıştır. Kadının eve kapanması, anaerkil dönemden ataerkil döneme geçişten sonra başlamıştır diyebiliriz.

İşte bütün bu alt bilgiler ışığında ev ve kadın ilişkisine baktığımıza; Üzer’in şiirinde ev, kadını sokaktan koparan, dış dünyanın güzelliğinden saklanılan bir mekân olarak verilmiş. Dışarısı ise, her zaman güzelliklerle dolu, saklanılan yerden kaçılan masallar ülkesi, düşlerin imgesi niteliğindedir. Üzeri’in şiiri belki de ataerkil döneme karşı bir öfke, bir sitem olarak karşımıza çıkmıştır.

Türk Edebiyatı’nda; özellikle romanda ev metaforu önemli bir yer kaplar. Ev, kimi zaman bir kaçış psikozu olarak kullanılırken kimi zaman da yazar, evi kendi dünyası olarak tasvir etmektedir. Bu durum şiirde de geçerlidir. Şiir üzerinden gidecek olursak, ev deyince hemen aklımıza Behçet Necatigil gelecektir. Necatigil, ev şairi olarak yıllardır aklımıza kazınmış durumdadır. “Ev, şiirde hem bir sıkıntı mekânı, bir engel hem de bir mutluluk mekânı, bir barınak ya da sığınak olarak karşımıza çıkar”[1] Şeyda Üzer şiirinde de ev imgesi tıpkı Necatigil şiirinde olduğu gibi karşımıza farklı biçimlerde çıkar. Üzer şiirinde ev imgesi genel hatlarıyla karşımıza, kaçma/kurtulma isteğiyle birlikte gerçeğin ve güzelliğin dışarıda olduğu görüşüyle çıkar.

 

evden kaçıyorum, saçlarım ıslak

beni içine kıvır ya da aşağı sarkıt lütfen katlanmak (sf. 14)

 

Üzer’in şiirinde ev-ev dışı ilişkisi de göze çarpmaktadır. Bu da genellikle dışarının güzelliği, evin içinin gerçek dünyadan ve gerçek güzellikten farkının bir yansımasıdır. Toplumda hâkim olan bir düşünce de şudur ki, evde baskı gören kadının evliliği bir kaçış olarak görmesidir. Üzer’in şiirinde bu düşünce dolaylı da olsa şu şekilde karşımıza çıkıyor:

 

Ama evlenirsek güneye bakan bir ev alalım

bu eve geçince anladım

iç perdeleri açmadan gün dönmüyor (sf. 14)

 

balkonu olmayan mutfağım

satılık olduğunu asamayan (sf. 14)

 

Balkon evin en önemli yerlerinden birisidir kanımca. Öyle ki ev ile dışarının kesiştiği noktadır balkon. Evin dışarıya açılan kapısıdır. Dışarının içeriye doğru kapanan kapısıdır balkon. Üzeri’in şiirinde balkon önemli bir yer kaplar. Öyle ki kimi yerde şiirin öznesinin saçlarını balkondan aşağıya doğru taratır Üzer:

 

saçlarımı balkondan aşağılara taradım

dökülenleri asfalta püskül sayın (sf. 26)

 

Yine balkon aileden saklanılması gereken bütün gerçeklerin uğrak yeridir, bir gerçeklik istasyonudur. Sigara içmek saklanır, ağlamak saklanır. Bir saklanma yeridir balkon. Üzer’in şiirinde de bu durum şöyle geçmektedir:

 

ipinden kurutulmuş şehirlere yağmadım

ağlarsam kızacaktın

tüm sularımı balkonlara harcadım

aklım başkasına ermedi (sf. 39)

 

Toplumsal bir norm olarak kadına dayatılan ev içindeki görevleri Üzer apaçık şekilde vermiştir. Göç yolunda olan bir kadının bile evde, askıda kalan kirliler ile kurduğu bağı gözler önüne serer:

 

çünkü göç eden her harabe göçebe değildir

kargaşada artık askıda kalmaz kirliler (sf. 27)

 

Bahçe, bir evin en güzel yeridir belki de. Evin kötü resmini güzelleştiren en güzel imgedir. Üzer’in şiirinde de bu böyledir. Bahçe şiirin öznesinin sıkıştığı boğuk dünyasının dışında kalan ve üzerindeki boğukluğu bir nebze de olsa atacağı bir cennet parçasıdır:

 

bir gönül almayla beraber bin yara kime seslendi

dışında kaldı düzenli bahçelerin, dünyanın dışında

benden aldığı mutluluk devrini kime seslendi (sf.35)

 

Üzer’in şiirinde, evin gerçekliği Necatigil şiirinde olduğu gibi zaman zaman kötücül bir anlam kazanmaktadır. Evlerden uzak durmak Üzer’in şiiri için bir amaç, ancak bu amaç gerçekleşemeyen bir düşünceden ileriye gidememektedir:

 

fakat bildikçe genişliyordu evlerin uzağı (sf. 37)

 

Kitabın başlarında evinin ışık, güneş almadığına vurgu yapan Üzer, ilerleyen şiirlerinde ise özellikle annesine ithaf ettiği şiirde şöyle sesleniyor annesine:

 

yüksekteyim, Bursa’nın bastonundan tutunuyorum

buradan ta bizim ev görünüyor

mutfağından doğuyor güneş, çayın bayat kokmuyor (sf. 61)

 

İçimdeki uzaklığı, aklımdaki acıyı, gözlerimdeki menevişi korumak için, boylarını ve ağırlıklarını masalarıyla ölçen küçük adamları küçük odalarda bırakıp çıktım[2] cümlesinin bir karşılığı niteliğindedir Üzer’in evden kaçma isteği:

 

“velev ki” diye başladığınız cümlelerle

ev içlerinde soğuk bahardınız (sf. 41)

 

tanrına dokunabilir miyim karnındaki tekmenden

hem terk etmek, ev taşımak okulu değişen çocuktan

dünyanın rahminden alınan ödü kellenin

anlatmadım ölçtüğüm ağrıyı (sf. 21)

 

Çöl Ahalasi Veya Ben İle Ben’de ev dışında daha birkaç imgeye de rastlanabilir. Bunları da belki daha sonraki yazılarda ele alabilir ya da daha uzun bir çalışma ile bütün imgelerine bir yazıda bakılabilir. Şeyda Üzer’in kapalı anlatımı, dili okuru zorlayacak cinsten. Umarım kitaba denk gelenler sıkı bir okuma ile Şeyda Üzer’i ve şiirlerini anlayabilirler.

 

Şeyda Üzer, Çöl Ahalasi Veya Ben İle Ben, Yasakmeyve Komşu Yayınları, Eylül 2017.

 

[1] Behçet Necatigil ve Şiirin Ev Hali, Şehnaz Şişmanoğlu Master Tezi, Bilkent Ünivesitesi, Ankara, Eylül 2003, sayfa:11

[2] Şükrü Erbaş, İnsanın Acısını İnsan Alır Bütün Yazıları 1, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2014, Sayfa:22

 

 

Paylaş
Önceki İçerikÖlüm Kalım Oyunu (Ringolevio) / Emmett Grogan
Sonraki İçerikOkur Gözünden Yazı
Avatar
1993 yılında Şanlıurfa'da doğdu. Antalya Karatay Lisesi'nde okudu. Şu an hâlâ Antalya Akdeniz Üniversitesi'nde Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde eğitim hayatına devam etmekte. Şiirleri: Yasakmeyve, Varlık, Yeni e, Şiirden, Mühür, Hayal, Üvercinka, Edebiyatist, Çağdaş Türk Dili, Akatalpa, Kıyı, Koza Düşünce, Berfin Bahar, Lacivert Öykü ve Şiir, Şehir, Şiiri Özlüyorum, Mavi Yeşil, Edebiyat Nöbeti gibi dergilerde yayımlandı. Eleştiri ve inceleme yazıları, Varlık, Aydınlık Kitap, Hürriyet Gösteri, Gazete Duvar gibi gazete ve dergilerde yayımlandı. Koza Düşünce Dergisi’nin yayın kurulunda yer alıyor. "Çöl Bahçıvanı" adlı dosyası 22. Ali Rıza Ertan Şiir Ödülü’ne değer görüldü, Eylül 2018'de Hayal Yayınları'nca basıldı.