Yazıya böyle girdiğim için özür dilerim, gerçi Türkçe bir metne İngilizce başlık hiç görülmemiş bir şey değil, dikkat çekmek için yapılan bir seçim ya da iki dil arasındaki paslaşmanın yarattığı dinamizm etkisini hedefleyen bir hamle olarak düşünülebilir. Sonuçta Yazı’nın oyuncu bir tarafı da vardır. Bunun dışında, şimdi konu edineceğimiz eserin müellifinin aslen bir mütercim olması da işlediğimiz bu kabahat için hafifletici bir sebep sayılmalıdır!

“Cut the crap” bugünlerde (zihin) dilime dolanan ifadelerden biri, girdiğim sınıflarda da paylaşıyorum, çocuklar böyle şeyleri seviyorlar. Sanırım bugünlerde gençler arasında pek moda olan şu “boş yapma” lafına denk geliyor. Bunda başka, cut the crap, ‘lafı dolandırmayı bırak’tantraşı kes’e kadar uzanan geniş bir Türkçe söyleme yelpazesi buluyor karşısında. Günlük hayatta hepimizin zaman zaman başvurduğu (ya da başvurmak istediği) bir kullanım olduğuna kuşku yok. Diyaloğun iki ucundaki kişilerin yakınlığına ya da konunun taşıdığı ciddiyete göre sadede gel diye de çevrilebilir, tatava yapma olarak da…

Onur Çalı’nın yeni kitabını okumam, cut the crap’in sınıf dolaşımına (tekrar) girdiği günlere denk geldi. Kaplumbağa Makamı kısacık metinleriyle edebiyat dünyamızın kimi yazarlarına bizim başlığa aldığımız bu deyimle sesleniyor sanki! Bu kısa ve net, lafı dolandırmayan öykülerde okur kendini konunun içinde buluyor hemen. Bir yazarın okuyucuda bu kadar hızlı bir şekilde aşinalık duygusu yaratması bence onun başarı hanesine yazılmalı. Yazarımız ayrıca öykü sonlarına sakin görünen ama can alıcı etkiye sahip birkaç cümle yerleştirmesiyle de dikkat çekiyor. Bu bakımdan, kitabın çok konuşulacağını söyleyen arka kapak ifadesine ben de katılıyorum. Bir uzman, bir eleştirmen olmamakla beraber, Kaplumbağa Makamı’nın Onur Çalı’nın yazarlık kariyerinde bir dönüm noktası olabileceğini düşünüyorum.

Cem İleri geçenlerde yazdığı bir tweet’te (aradım, bulamadım), metinlerindeki “insan” sözcüğünün kullanım sıklığına atıf yaparak genç öykücülere dokunduruyordu. Gerçekten de, bugün yazın dünyamızda bir öykü kurarken, aralara insan doğası hakkında genelleme cümleleri serpiştirmek bir zorunlulukmuş gibi bir durum var. Bunu sadece genç öykücülere veya acemi romancılara özgü bir eğilim de sayamayız üstelik. Eserlerinde “İnsan şöyledir”, “İnsan aslında budur,” gibi kolaycı cümlelere yer veren ustaların sayısı da az değil. Bu tutum, bana biraz, anlatacağım fazla şey yok, demek gibi geliyor. Yazar, İnsan’ın içine gireyim derken afili, büyük laflar ediyor ama bir türlü sadede gelemiyor. Bu benim hoşuma gitmiyor. Ama pek çok kişinin özelikle bu tip cümleleri aradığını, okuma esnasında onların altını çizdiğini de biliyorum. Ve bu tutumun, ülkemizdeki edebiyat algısıyla ilgili bir şeyler söylediğini düşünüyorum.

Onur Çalı’nın metinleri böyle cümlelere gerek duymuyor; onlar, insanın ne olduğu, ya da ne ne zaman nasıl davrandığı konusunda çıkarım yapmayı bize bırakıyor. “İhsan Amca” ve “Ara Sıcak” adlı öyküleri okuyun, bana hak vereceksiniz.

Burada kesiyorum!

 

Onur Çalı, Kaplumbağa Makamı, Alakarga Sanat Yayınları, 2019.