Gültekin Tezcan 1986 yılında Silifke’de doğmuş. Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği mezunu. 2013 yılından itibaren Mersin’in Erdemli ilçesine bağlı Kızkalesi İlkokulu’nda öğretmenlik yapıyor. Şiirleri, Yasakmeyve, Akatalpa, Şiiri Özlüyorum, Eliz Edebiyat, Lacivert ve Koza Düşünce gibi dergilerde yayımlanmış. Darağacı Yeşili şairin ilk kitabı. Kitap, Baharın Kızıl Yangını ve Dilimin Döküldüğü Kuyu adlarıyla iki bölüme ayrılmış. 26 şiirden oluşuyor.

“Aslında ressam bir alıcıdır. Yaratma gibi görünen şey, aldığına biçim verme fiilidir.”[1] der Berger. Bu, şair için de geçerlidir. Şiir; yaratılan, yeniden oluşturulan bir şey değil, olana biçim vermedir. Bu biçim verme genellikle imgenin olanaklarıyla gerçekleştirilir. Tanpınar’ın Huzur romanının birçok bölümü imgenin olanaklarıyla kurulup metine güzelce yedirilmiştir. Tezcan’ın imge kuruluşu genellikle günlük konuşma dilinde karşılığı olmayan, halkın kullanmadığı ve hatta şairlerin bile günlük konuşma dilinde pek tercih etmediği kelimelerden oluşmuş. Bu da bazı şiirlerin ilk okuyuşta okurun zorlanmasına sebep olmuş. “İmgeler başlangıçta orada bulunmayan şeyleri gözde canlandırmak amacıyla yapılmıştır. Zamanla imgenin, canlandırdığı şeyden daha kalıcı olduğu anlaşıldı.”[2] Bu düşüncenin ışığında Tezcan’ın imgelerine baktığımızda tam anlamıyla zıt bir durumla karşılaşıyoruz. Tezcan’ın imgeleri, yani canlandırılan şey aslının yerine geçmeyi başaramıyor; bir zorlama imge kuruluşunda kalıyor ancak. Şöyle ki;

“Herkesin kendisini kör ettiği bu kızıl viyadük
Astigmatik reformlar üreten bir gücün
Basamağıysa gün be gün
Nefsi müdafaa olacaktır atlayışlarım
İntiharı içine çeken asfaltın kendisine” sf. 17

İmge sadece sıfatlarla oluşturulmaz. İmge bazen bir dizeyle, bazen bir şiirin bütünüyle oluşturulur. Ancak Tezcan’ın imge kuruluşu genellikle sıfatlarla kurulmuş ve bu da bir şiirin içinde fazla olunca okuyuşu epey zorlamış. Örneğin, Yağ Bozumu şiiri neredeyse baştan aşağı sıfatlarla kurulmuş: “göğün eli, kızıl yağmurlar, denizin ipliği, istiflenmiş karanlık”

Bunun dışında yer yer dize bitimleri de şaşırtıcı bir şekilde amatörce geldi bana. Örneğin, “Kıyılarında gevrek martılarla/ Kornişlerine bulutlar astığı her gün gökyüzünün/ Denizindeki söküklere yamayacak yakamozlar arardım” Buradaki ikinci dizenin neden böyle bittiğini ve üçüncü dizenin neden böyle başladığını kendime sormadan duramadım açıkçası.  Ya da “sen gittin ben/ evvelini bilmediğim/ yalnızlıkları dizdim önüme” dizelerinde neden “ben” kelimesini ilk dizede kullandığını, alt dizeye alsa daha iyi olmaz mıydı diye düşünmeden duramadım. Ya da “tükendikçe dünyaya sarılan/ annelerin Allah’ı yaratmıştı oysa/ bu bilenmiş düşlerimi” dizelerinde ilk dizede “annelerin” kelimesi kullanılsa yani ilk dizeye alınsa şiirin anlatımı amacıyla daha iyi olmaz mıydı diye düşünmeden duramadım.

İki kelimenin yan yana gelerek okuyuşu zorladığı iki yerden bahsetmeden edemeyeceğim. Birisi kitabın ilk şiiri olan Yanıtsız’da yer alıyor: “rüzgarı keselemem midir şiir” diye bir dizesi var Tezcan’ın. İki kelimede üst üste gelen “m” sesi hızlı okunduğunda okuyuşu zorlamış, bu okuyuş zorluğunu kırmak için daha iyi bir yol denenebilirdi diye düşünüyorum. Bir diğeri de Sözün Ardı adlı şiiri. Bu şiirde de “kekre kireç” kelimeleri ses olarak birbirine çok benzer. Bu benzerlik hele ki “k” ve “ç” sesleriyle olunca okuyuşu epey zorlamışa benziyor.

Toplumcu Gerçekçi şiir bitti artık. Zaman zaman 2010 şiirinin, bireysel şiir olduğunu, benlikten kurtulamadığını belirttiğim yazılarım oldu. Ve bu şiire hep karşı çıktım. Şair toplumun sözcüsü olmak zorundadır ancak hamasi şiirden de uzak durmalıdır. “Bireysel bir izlekten toplumsal bir anlatıya” doğru yol almalıdır. Tezcan ise hamasi şiirin kuyusuna düşmüş, hamasi söyleyişten kurtulamamıştır. “İçevurum”, “Sus Payı”, “Bakış Acısı”, “Kayıp Masal” gibi şiirler, bahsini ettiğim hamasi şiirlere örnek olarak verilebilir. 2010 şiirinin bireysel şiirden kurtulması gerekiyor derken, bu kadar da hamasi şiire yaslanması gerektiğini, meydanlarda nutuk atan politikacılar gibi bağırması gerektiğini belirtmiyorum.

Bütün bunların dışında kıskandığım ve gerçekten de şiire ulaştığını düşündüğüm kısımlar da yok değil Tezcan’da. Genellikle kitabın ikinci bölümünde yer alan şiirleri, Tezcan’ı daha çok okuma isteği uyandırdı bende. Örneğin “Günyüzü” adlı şiiri:

“azaltılmış mevsimlerden sürdüm
meşrebini ayrılığın
masamda rafadan sayıklamalar
duvarımda ilk çağ damlaları
yani bir gün
keşfetseler odamı:
önce tırnaklarımdan
kanadığımı görecekler sana
adın gibi eminim” sf. 35

Ya da “Gün Yanığı” şiiri:

“bugün yüzümü kestim
bugün bu yüz’den:
küllerini döktü
bir ağacın sol yanı

zaman, ağrılı akneler toplamı” sf. 37

Ya da “Anemon” adlı şiir:

“Bıraksalar, eksikliğinden öpülmüş
Bir dudağı koyacağım avuçlarına” sf. 41

Ya da “Dün” adlı şiiri:

“ah Roza! çorak gece
göğün fermuarını ören
kuşatılmışlığı gördüm

kör telaşlar içinde
uzayan zamansızlığı

oysa ben sana
yağmurun nefes bildiği
o uçurumdan doğmuştum” sf. 43

Bir ilk kitap için çok eksiği var Tezcan’ın. Ama eminim ki sonlarda bahsettiğim şiirlere yakın şiirler yazarsa ve bu sesi sürdürürse edebiyatımızın önemli şairleri arasına girecektir.

 

 

[1] John Berger, Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru, Metin Yayınları 2014, sf. 34

[2] John Berger, Görme Biçimleri, Metis Yayınları 2010, sf. 10

 

Gültekin Tezcan, Darağacı Yeşili, Şiiri Özlüyorum Kitaplığı, Mayıs 2018.

 

Paylaş
Önceki İçerik‘Kozadan Karadeliğe’ Üzerine Dilek Değerli İle Söyleşi
Sonraki İçerikİtalya Seyahati
Avatar
1993 yılında Şanlıurfa'da doğdu. Antalya Karatay Lisesi'nde okudu. Şu an hâlâ Antalya Akdeniz Üniversitesi'nde Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde eğitim hayatına devam etmekte. Şiirleri: Yasakmeyve, Varlık, Yeni e, Şiirden, Mühür, Hayal, Üvercinka, Edebiyatist, Çağdaş Türk Dili, Akatalpa, Kıyı, Koza Düşünce, Berfin Bahar, Lacivert Öykü ve Şiir, Şehir, Şiiri Özlüyorum, Mavi Yeşil, Edebiyat Nöbeti gibi dergilerde yayımlandı. Eleştiri ve inceleme yazıları, Varlık, Aydınlık Kitap, Hürriyet Gösteri, Gazete Duvar gibi gazete ve dergilerde yayımlandı. Koza Düşünce Dergisi’nin yayın kurulunda yer alıyor. "Çöl Bahçıvanı" adlı dosyası 22. Ali Rıza Ertan Şiir Ödülü’ne değer görüldü, Eylül 2018'de Hayal Yayınları'nca basıldı.