Fırat Caner’in Deccal İncili adlı kitabı, Heyamola Yayınları tarafından yayımlandı. Deccal İncili; birbirinin ötekisi olan iki anlatıcının hitabet tekniğini kullanarak, karşısındakine haklılık payını göstermeye çalıştığı bir metin… Anlatıcılarımızdan biri Deccal, diğeri de Yobaz… Kitap, kendi içinde iki ana kısma ayrılıyor. Anlatıcılar bu kısımlarda -birbirleriyle diyaloga girmeksizin- kendi serüvenlerini, kendi bakış açılarıyla sunuyorlar. Deccal, okurun karşısına her türlü kötülüğün atfedildiği, suç ve günah fiillerinin sorumlusu olarak görülen ve fakat asıl suçluların vicdan tatmini için inşa ettikleri kurmaca- soyut bir karakter olarak çıkıyor. Bu bakımdan Yobaz ile ortak bazı yönleri olduğunu söylemek de mümkün; zira yobaz da özgür iradesiyle var olamayan bir karakter. Güçlünün söylemini onaylayarak hayatta kalmanın kural bilindiği bir kültürün ve mekânın ürünü…

“Yobaz” kelimesi sadece kendini dindar ve muhafazakâr olarak tanımlayan, yaşantısını bu aidiyetler üzerine inşa eden kitleleri mi niteler? Yoksa her türden kitlenin, “yobaz” olarak nitelenebilecek unsurları var mıdır? Bu konu önüne boyuna tartışılmalı. İşe bir mantık haritası oluşturarak başlayabiliriz. “Kitle” terimini anahtar sözcüklerimizin ilki olarak bir kenara yazalım. Evet, “kitle” sözcüğünü burada özel bir terim olarak kullanıyoruz; çünkü “kitle” derken sıradan, esnek, geçirgen bir iletişim ağından bahsetmiyoruz. Kitleyi, kuralları olan, katı, dışarıya kapalı, bireyliği yok eden, tektipleştirici bir öbek olarak tartışıyoruz.

Deccal İncili’nin kurmaca editörü Selim Tanır, yobazlık biçimlerini, gerçekte dünyanın insanların yoksul/yoksun çoğunluğunun azınlık karşısında hayatta kalmak için ürettiği mekanizmaların ürünleri olarak tanımlıyor. Bu bağlamda kişi yobazlığı, güçlü karşısında kendini korumak için bir savunma aygıtı olarak benimser ve zor karşısında rıza gösterir, zamanla kendi yalanına inanır, önceden bir başka yaşam tarzına ve kimliğe sahip olduğu gerçeğini baskılayabilmek için yeni yaşamın yılmaz bir savaşçısı olur. Yobazın bu seçimini etkileyen en önemli unsur, hayatta kalma güdüsüdür. O halde “korku” kavramını da yobazlık konusunda bir belirleyen, bir anahtar sözcük olarak köşemize not edebiliriz. İşte ilk yobazımızı yarattık bile. Onu bir kafa olarak düşünürsek, ayakta durabilmesi için iki bacağa ihtiyaç duyacağı bilgisine ulaşırız: Hayatta kalma telaşı, bir arada olma isteği… Yani korku ve kitle… Şimdi ona bir isim verebilir, hatta dilediğimiz zevke göre giyinmesini bile sağlayabiliriz.

“İnsanı, bilinmeyenin dokunuşundan daha çok korkutan hiçbir şey yoktur.” Elias Canetti, Kitle ve İktidar adlı kitabında insanın dokunulma korkusundan yalnızca kitle içinde kurtulabileceğini, korkunun karşıtına dönüştüğü tek durumun bu olduğunu, bunun için insanın kitleye gereksinme duyduğunu, yoğunluk ve sıkışıklık hissinin bireylerin kendi duyumsamalarını yitirdiği ana kadar sürdüğünde kişinin artık korkacak bir şey kalmadığına inandığını tespit eder.

Yobazın, hayatta kalma yöntemini benzer bir mantık üzerine kurduğunu söyleyebiliriz. Peki; yobazlık sadece bağnaz, tutucu, dinci toplulukların bir kültürel kodu mudur? İlerici, çağdaş, devrimci olarak tarif edilen topluluklarda yobazlık alametleri hiç görülmemekte midir? Güç ve iktidarın tek elde toplanmadığını, toplumun her bir köşesinde güce dayalı irili ufaklı başka iktidar ilişkileri kurulduğunu ve bu bağlamda sözcüklerin ne kadar müphem kaldığını düşünürsek, en ilerici etikete sahip küçük bir kitlenin dahi bir iktidar alanı yarattığı sonucuna varırız. Deccal İncili’nin Yobaz’ı ise kendisini her tür devrime karşı, ne ileri ne de geri gitmek isteyen bir kimse olarak tanımlar.

“Yeter ki işine gelsin, insan hakkında adından başka hiçbir şey bilmediği her teoriye inanabilir.” Deccal İncili’nde alıntılanan Vilfredo Pareto’nun bu cümlesi üzerinden bir bağlam kurmayı denersek, en devrimci imgeye sahip topluluklarda bile bireyliğini oluşturamamış kimselerin, başka biçimlerde elde edemeyeceği kendini gerçekleştirme eylemini kitle üzerinden bir tatmin biçimi haline getirebildiği yorumuna ulaşırız. İşte tam da bu noktada kendini güvende hissetme ve hayatta kalma sezisiyle hareket eden tutucu yobaz ile dünyayı kendi lehine dönüştürmek isteyen ilerici yobaz eşitlenir. Zira kültürel hegemonya alanlarının ve iktidar ilişkilerinin dışına çıktıklarında ikisinin de bir önemi kalmamaktadır.

Fırat Caner, Deccal İncili’ndeki kurmaca editör Selim Tanır’ın kaleminden yobazlığa karşı zafer kazanmak için dünya nimetinin daha adil paylaşılması gerektiğini söylüyor. Bu önerinin altına bütün iktidar ilişkilerinin yok edilmesi gerekliliğini eklemek isterim. Deccal İncili; yobazlık, kitle ve iktidar konularında zihnimizi daha çok düşünmeye zorlayan kışkırtıcı bir kitap. Kendini okura hemen sunan kolay metinlerden olmadığını söylemek gerekiyor. Her okur öznel yaşam deneyimlerinden bir parça bulacaktır. Fırat Caner’in çalışmalarında tercih ettiği metinlerarası teknik Deccal İncili’nde de eserin genel yapısını oluşturuyor. Tembelleşen okura bir ters etkide bulunabilir. Deccal ve yobaz kavramlarının Türkçe yazında duygudaşlık kurma yöntemiyle, böyle özgün bir biçimde tartışılması yıllar içinde hak ettiği değeri görecektir. Kütüphanelerde bulunması gereken arşivlik bir eser!

 

Fırat Caner, Deccal İncili, Heyamola Yayınları, 2018