Gani Türk

14 Kasım 2018

 

Sonda söyleyeceğimi baştan söyleyeyim: “Efendisiz olun!” diyor Yazar Metin Aydın; son çıkan Bisturi – Huzursuz Metinler isimli deneme kitabında. Toplumun yarasını yarası, sızısını sızısı bilir… Adeta bir hamal (Çağdaş Derviş) gibi sırtlamış içinde yaşadığı toplumunun ruh halini; ekmek derdini, adalet duygusunu, sosyal derbederliğini.

Almış bir eline Cervantes’in kılıcı yerine neşterini; bir diğer eline kabarmış öfkesini ve yakındakini, “kılıç kalkan kuşanıp dalmalı, lagalugacı ayak takımının boşboğazlıktan olma kalelerine!” diye neşterleyip; uzaktakilerine ise, “kaptan köşkü dâhil su alan gemide hayasızca ziyafet çekmeleriniz yetsin!” diyerek, çelik gibi ıslanıp soğutulmuş kelimelerden kurulu bir eleştiri yağmuruna tutuyor… Bunu yaparken neşteri eleştiriye; “yalınkat hayatlara ulanmış, biri diğerinin kötü birer kopyası cümle nasır tutmuş dimağların ilmek ilmek dokuduğu bu melun karanlıklara gark olmanın kederi, ah!” şeklinde zimmetliyor. Eleştiriyi de; “sürekli tekrarlana gelen cinnet ayinlerinin has müritleri olmaya namzet birer kâğıttan kaplan durumdakilerin… Ey sizi gidi fikri ve vicdanı su sızmaz bir tuzu kurulukta hürgeneral olanlar!..” olarak neştere zimmetliyor.

Ve bir barış havarisidir yazar Metin Aydın; “Cennet yurdumun civanmert kuzularının toprakla yağmurun kokusundan mahrum bir yokluğa durmadan vakitsiz göç etmesi yetsin!..” der. Metin Aydın, büyük bir öfkeden neşet etmiş eleştirilerini ve neşterle kestiği yerlerden çoğu zaman irin fışkırıyor, yalan dolan, köylü kurnazlığı vesaire. Bazen de hüzün; bir “özgür kız”ın hikâyesini yağdırıyor. Doğasever, hayvanseverdir yazar; yaşam alanları gittikçe daralan; “insanoğlunun dünya yüzündeki korkunç hükümranlığı yüzünden doğru dürüst sığınacak bir yurtları (mekânı) kalmayan insana dost, sokulgan mahlukatlar da olmasa!..” diyerek kedilerin dünyasına girip, bir kediye dönüşüp, oradan sesleniyor, uyanıp büyük bir böceğe dönüşen Kafka’nın Gregor Samsa’sı misali. Ve arabası olanlara; “arabanızı çalıştırmadan önce bir bakın dibine, belki bir kedi mecburiyetten sığınmıştır, ezmeyesiniz!” diye seslenir.

Elinde kahvesiyle okuru çay içmeye davet edercesine bize yakındır yazar. İnsan oradaymış gibi veya yazar buradaymış gibi anlatıyor mesellerini. Kime ne dediyse, kimi neşterlediyse, kendisine de aynısını yapmıştır; “büyük yazar havalarındaki megaloman, yani ben!” Bu sağlam ve samimi özeleştiriler silsilesiyle onu eleştirmeye gerek bırakmamıştır. Yazar metinlerini bir çuvaldan boşaltırcasına ortaya saçarken edebiyatın imge, betim, tasvir gibi kolonlarını bol malzeme ile doyurmuştur… Ve dilin üzerindeki pası da silip temizlemeye çalışmıştır: “Behemehal – hempalar – söz simyacısı – üç maymunlar konçertosu – demirden kuşlar – silme yalan – insanteki – cümle işgüzar – martaval okumak – meczuplar ordusu – gark olmak -ayağı yerden kesik düşbaz – terütaze – esriklik makamında – içine otağ kurmuş illetin pençesi – ömürlerimize seri katil olmuş o zalim yıllar – o yıllar elem olup birikti içimizde – “Nırç” diye bir ünlem çıkıyor dudaklarından – beyninde hesap gırla – konservemsi bir ev…” Velhasıl yazar; ölmek üzere olan kelimelere, anlamlara, vefa borcunu ödemeyi ihmal etmemiştir, yarataraktan bazen.

Yazar efendisizdir; “güvenli liman arayışlarımızdan yırtık pırtık olmuş yelkenlerimize… Dingin ve nerede olduğu da o uzak/yakın limana götürecek deli rüzgârlar bulmalı…” der. Zor iştir ortanın Doğu’sunda, Doğu’nun ortasında efendisiz yaşayabilmek; bu şifreleri cesaret veriyor insana. Bir gemiye benzettiği cümle siyaset; “siyaset aramıza girince, mutlak surette bozuşan, kanlı bıçaklı çocuklar gibiyiz!” cümlesinde olduğu gibi nasibini alıyor yazarın neşter ve eleştirilerinden. Bir de Bisturi; “çocuklarımız hastalandığında biz ebeveynler de hastalanıyorduk…” Ayrıca; “coğrafyamızda barış, ancak ‘birer barış savaşçısı olduğumuzda gelecek.” diyor; sessiz çığlıklar eşliğinde yazar.

Akıcılığı, edebi yönü bir tarafa, Bisturi – Huzursuz Metinler’de yazar Metin Aydın’ın eleştirilerinin hiçbiri hedefte şaşmıyor; eleştirilerini sağa çevirdiğinde solda birileri devriliyor, sola çevirdiğinde sağda birileri, zengin sabah sofralarının tam orta zamanında ah! deyip, bir daha o yaşam nefesini alamayıp yılana, çıyana yem olmaktan kendini kurtaramıyor. Bunu yaparken şiirsel, öyküsel, aforizmal bir dil ile denemenin sınırlarını zorluyor. Metin Aydın, usta bir “edebiyat suikastçisi” gibi, zamanlı zamansız sızmalarla, denemeyi öyküye, öyküyü şiire, şiiri yine denemeye dönüştürüyor ve bunu en güzel “Tuza Methiye” denemesinde yapıyor. Edebiyatın üç silahşoru (deneme, şiir, öykü) sanki zil zurna sarhoş olup tek bir bedenle halaya durmuşlar…

Ruhunda farklılığı, tuhaflığı, biraz da deliliği taşımayanlardan zor yazarlar çıkmaz. Bunu Metin Aydın’ın; “binlerce selam olsun insan olmanın anahtarını deli dalgalardan alıp, sütliman vahalara taşıyan, gerçek anlamda ‘insan olma’ yolunda deliliğe yakalanmış olanlara!” cümlesiyle beslemek istiyorum. Kaotik, modern tarzın biraz ilerisinde; “huzursuzluğun dört başı mamur bir huzuru galebe çaldığı, aklın ise nicedir inzivaya çekilip yurdum insanının galeyan psikozunda durmadan ateşinin yüksel(til)diği ölümcül demlerde; siz okurlara biraz özel ve cevapsız kalacağını bildiğim huzursuz metinler…” bir deneme tarzıdır Bisturi – Huzursuz Metinler.

 

Metin Aydın, Bisturi – Huzursuz Metinler, Kaos Çocuk Parkı Yayınları, 2018. 

 

Gani Türk – Özyaşam Öyküsü

Nusaybin’de doğdu. 1999 yılında Çukurova Tıp Fakültesi mezun oldu. 2001 yılında yayınlanmaya başlanan ve yayını iki yıl süren Ütopya Kültür Sanat Edebiyat Dergisi’nin kurucusudur. Daha önce Söylem, Damar, Ütopya, Roman Kahramanları gibi edebiyat dergilerinde şiir, deneme ve yazıları yayınlandı. Halen Tigris Gazetesi’nde deneme yazıları yazıyor. Cennetin Havarileri (2013, Vesta Yayınları) ve Zamansız (2015, Ava Yayınları) isimli iki romanı mevcut.