Çevirmen Anıl Ceren Altunkanat ile Arzu Bahar Söyleşisi

2 Aralık 2018

 

Merhaba Ceren. Felsefe Bölümünden mezun olup “Hegel’in insan anlayışı ve bu çerçevede, efendi-köle diyalektiği” gibi bir konuda tez hazırladıktan sonra edebiyata, yayın dünyasına nasıl geçiş yaptığını anlatır mısın?

Merhabalar Arzu. İşin aslına bakarsan, kendimi nasıl yayın dünyasının içinde buldum, emin değilim. Yüksek lisansım sırasında bir tür “ek iş” olarak yürütmeye başladığım editörlük ve çevirmenlik, ne olduğunu anlamadan beni lüp diye yuttu. Tabii derinlerine inersek, dille oynamanın bana ta çocukluktan beri verdiği haz; ebeveynlerimin metinle ve yazmayla olan ilişkisi; ve felsefe eğitimim sırasında edindiğim metin terbiyesinin bu kariyerde büyük etkisi oldu.

 

Editörlük ve çevirmenlik yapıyorsun. İkisi birbirini besliyor mu? Ne söyleyebilirsin bu konuda?

Hem çok yakın hem farklı alanlar bana sorarsan. Her ikisinin de kendine has zorlukları, kişiye kendine has katkıları var. Bu ikisini birlikte yürütmek ise bence gerçekten zenginleştirici ve geliştirici. Metne farklı yerlerden bakabilme olanağı sağlıyor.

 

Köşe yazılarından başlarsak, yazılarında çok sevdiğin bir arkadaşınla sohbet ediyor gibi yazıyorsun. Okurla arandaki bağı destekleyen, samimiyetini okura yansıtan bir üslup bu bence. Bununla bağlantılı olarak bir gün kitap yazma düşüncen var mı diye sormak istiyorum.

Yazılarımın bunca samimi gelmesine çok sevindim, çok teşekkür ederim. Yazarken hep iki şey var aklımda: cesaret ve temas. Hakkında yazdığım metin/kitap bana temas ediyor ve bu temasın bendeki izini cesurca (bunu samimiyetle diye de okuyabiliriz) ortaya koymaya çalışıyorum. Bir başkasına dokunabilmek için. Bu bağlamda sorunun özüne döneyim: aklımda henüz kitap düşüncesi yok. Başkalarının metinlerinin bendeki izlerinden söz edebiliyorum ama kendi dokunuşumu henüz bulamadım, belki korkuyorum. Kısacası şimdilik kendimi o ende, o boyda göremiyorum. Bir gün umarım…

Daha çok çocuk kitapları çevirdiğini biliyorum. Özellikle yapılmış bir tercih mi bu? Bir de düşünceni merak ediyorum; çocuk kitapları öğüt mü vermelidir, eğlenceli mi olmalıdır? Yani sonunda mutlaka “iyilik yapan iyilik bulur” gibi bir ana fikre bağlanmalı mıdır?

Kesinlikle bilinçli bir tercih bu. İçinde yaşadığımız dünyayla, ülkeyle, genel olarak insanla bir derdim var. Bunu en çok çocuklara anlatmak istiyorum, bunu en çok çocuklarla paylaşmak istiyorum. Çünkü bunu değiştirebilecek olan onlar. Çevirilerimde, çocuk kitabı incelemelerimde ve düzenlediğim çocuk atölyelerinde temel kaygım bu. Sorunun ikinci kısmına da hemen burada yanıt vereyim: Çocukların öğüde ihtiyacı yok. Yalnızca sorgulamak ve düşünmek için cesaretlendirilmeleri gerekiyor. Bunu güzel bir dil ve içten bir üslupla yapan kitapları seviyorum. Çocuk kitabı eğlenceli de olsun hüzünlü de; yaşamın neşesini de versin kaybın sızısını da.

 

Çeviri dosyasını kabul ederken seçici misin? Özellikle dikkat ettiğin konular var mı?

Yukarıda değindiğim kaygılar dosya seçimlerimi de etkiliyor; derdi olan, derdi benimkilere yakın metinleri seviyorum. Ayrıca gericiliğin ve faşizmin zerresi bile beni rahatsız ediyor. Sığlık ve didaktizm kokan her metin itiyor. Tabii dosya seçimlerinde maddi kaygılar da devreye giriyor; benim sözünü ettiğim ideal koşullarda yapılan seçimler.

 

Bir kitabın çeviri sürecini anlatır mısın bize? Mesela belli saatlerde çevirmek, mutlaka akşam çalışmak, kahvesiz klavye başına oturamamak gibi alışkanlıkların var mı?

Doğrusu benim belli saatlerim yok (ama gündüz, gün ışığında çalışmayı tercih ederim), belli kahvelerim yok. Kendime gündelik bir alt sınır belirliyorum, onu tamamlamadan masa başından kalkmıyorum. Genellikle çevirilere başladığımda aksamalar yaşıyorum; kolay da olsa zor da olsa metne alışma sürem biraz uzun. Alışma sürecinde kimi zaman alt sınırın daha alt sınırlarını zorladığım da oluyor, itiraf edeyim. Ama bu sorun aşılınca bir an önce bitirmenin, elimden çıkan işi okumanın sabırsızlığı sarıyor beni.

 

Çevirmenlerin çeviri yaparken mutlaka dikkat etmesi gerektiğini düşündüğün noktalar neler?

Metne, yazara ve tabii kendine saygı. Hayati önem taşıyan bir şey de sözlük kullanımı. En çok da Türkçeden Türkçeye sözlük. Ve mutlaka imla kılavuzu.

Ay bir de -hazır dert yanma fırsatım varken- söylemeden geçemeyeceğim: lütfen yabancı dil bilmenin yeterli olduğunu düşünüp girmesin insanlar bu işe. Sonuç korkunç oluyor. Öncelikle metni yeniden kurduğunuz dili, Türkçeyi bilmelisiniz arkadaşlar. Aman.

 

Türkiye’de çevirmen olmakla ilgili ne söyleyebilirsin? Çevirmenliğin genel sorunlarından söz eder misin bize?

Türkiye’de kitap çevirmeni olmak çok zor. Geçenlerde bir çevirmen arkadaşım, artık kitap çevirmenin kendisi için lükse girdiğini söyledi. Haklıydı. Maddi açıdan yürütülemez bir şey bu. Sanırım en büyük zorluk olarak bunu söylemeliyim. Kimi yayınevlerinin çevirmenin emeğini hiçe sayan yaklaşımları da insanı kırıyor ve işten soğutuyor. Zaten neredeyse hayır işi yapıyoruz, bir de saygı göremeyince insanın tepesi atıyor. Özetle Türkiye’de çevirmen olmak sürekli maddi sıkıntılar ve endişeler içinde, sinirli ve alıngan, güvensiz ve huzursuz olmak demek. Umarım çevirmen olmayı düşünenlere bilmeleri gereken her şeyi söylemişimdir.

Son olarak evde sevimli dostlarınla yaşadığını biliyorum. Onlardan söz etmeden bitirmeyelim. Benzer bir hayat süren biri olarak ben çok iyi bilsem de senin hayatına kattıkları ile ilgili söylemek istediğin şeyler var mı?

Bu soru karşısında söylemek istediklerim sayfalarca tutar. Ama ilk aklıma geleni, en kısa ve öz yanıtı vereyim: sevme özgürlüğü. Çocuklarımın bana verdiği bu. Kedilerim ve köpeğim; özgürce sevebilmenin yalın mutluluğunu buluyorum onlarda. Kaygısız, hesapsız, utanmadan, sakınmadan. Sevgiyi bir alış ve verişten çıkarıp, bir nefes haline getiren bir tek onlar.

 

Teşekkür ederim.

Bu güzel, incelikli ve beni düşünmeye iten soruların için ben çok teşekkür ederim.

 

Arzu Bahar – Özyaşam Öyküsü

1972 yılında doğdu. İstanbul’da yaşıyor. Marmara Üniversitesi Diş Protez Bölümü’nü ve ardından Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü’nü bitirdi. Kovulmadım, Ben Ayrıldım isimli öykü kitabı Ocak 2017 de Alakarga Yayınları’ndan çıktı. Öykü ve yazıları Öykü Gazetesi, 14 Şubat Dünyanın Öyküsü Dergisi, Notos, Öykülem, Lacivert, Roman Kahramanları, Edebiyatist, Edebiyat Nöbeti gibi dergilerde ve çeşitli fanzinlerde yayımlandı. Evli, iki kızı, Pati adında bir kedisi, Tekila adında bir köpeği var. Şu anda Alakarga Yayınları Genel Koordinatörü ve Türkçe Editörü olarak çalışmakta.