Ömer Çeşit

3 Mayıs 2018

 

1982 tarihinde Bosna’da doğan İvo Andriç’in hayat hikayesi bir hayli ilgi çekicidir. Erken yaşında babasını kaybeden Andriç, romana konu olan Vişegrad’da annesiyle birlikte yaşamaya başladı. Eğitim hayatını, farklı şehirlerde sürdürdü. Viyana, Zagreb, Krakow, Graz gibi şehirlerde okudu. Üniversite eğitiminiyse Slav tarihi ve edebiyat bölümünde gerçekleştirdi. Üniversite yıllarında politikayla ilgilenmeye başlayan Andriç, Slav Ulusunun Kurtuluşu adlı devrimci gençlik örgütüne katıldı. Avusturya veliahtı Ferdinand’ın Saraybosna’da öldürülmesiyle birlikte örgüt bağlantısından dolayı İvo Andriç de tutuklandı. Çünkü  bu olayın akabinde Sırp kökenli vatandaşlara karşı siyasi baskı arttırılmıştı. Andriç yaklaşık bir yıl hapiste kaldı. Daha sonra yarıda kalan üniversite öğrenimine devam etti. Yugoslavya devleti kurulduktan sonra burada hariciyelik görevine başladı. Aynı zamanda birkaç farklı ülkede Konsolosluk ve elçilik görevlerinde bulundu.

Ivo Andriç birbirinden değerli birçok eser kaleme aldı. Bunlardan en çok ses getireniyse şüphesiz Drina Köprüsü oldu. Drina Köprüsü, Osmanlı boyunduruğu altında olan Vişegrad’lıların yaşantısını ve siyasi değişimlerin kültüre olan ilişkisiyle ilgili bir eserdir. Kitapta farklı gelenek, kültür ve dinlere mensup insanların olağanüstü siyasi durumlar olmadığında nasıl hoşgörülü ve huzurlu yaşadıkları anlatılmaktadır. Vişegrad, Osmanlı- Sırbistan ve Osmanlı-Bosna eyaletlerinin sınırında olan bir şehirdir. Sokullu Mehmed Paşa’nın yaptırdığı Drina Köprüsü’yse, Osmanlı’nın Doğusuyla, Batısını birbirine bağlayan, sosyal ve ticari anlamda mühim bir nokta üzerine inşa edilmiştir. Köprü  kültürel anlamda da Doğu ve Batı’nın etkileşimini temsil etmektedir.

Drina Köprüsü’nün orijinali, kitapta anlatılan kadar heybetli ve geniş değildir. Taş köprü 250 adım uzunluğunda, 10 adım genişliğindedir. Köprünün hemen yanındaki araba yolunun sağında ve solunda genişleyen bir alan bulunur. Sağ taraftaki terasa sofa adı verilmiştir. Çeşme başında cezve ve kahvesiyle ünlü bir kahveci boy göstermektedir. Çeşmenin musluğu bir ejderha başı şeklindedir. Kahveci Sofa’da oturanlara karşıdan kahve taşır; işte kitapta bahsi geçen, meşhur  “Kapiya” burasıdır. Sokulu Mehmet Paşa da bir Vişegradlıdır. Vişegrad’tan çocuk yaşında alınarak, Enderun mektebine eğitim görmek amacıyla götürülmüştür. Enderun mektebine çocuklar devşirme usulüyle seçilirdi. Öncelikle Müslüman Türk ailelerin yanına yerleştirilir, Türkçeyi, dini öğrenir, daha sonra Edirne, Galata Sarayı, İbrahim Paşa ve Manisa saraylarında eğitim görürlerdi. Ancak bu eğitimden başarıyla geçenler Osmanlı yönetiminde üst düzey yönetimlerde ya da Yeniçerilerin içinde yer alabilirlerdi.

Yaşadığı yeri ve oradan kopuşundaki hüzünlü duyguları unutmayan paşa, Drina Köprüsü’nü yaptırarak bir anlamda Vişegrad’a olan gönül borcunu da ödemiştir. Kitap, köprünün yapıldığı 1571 yılından 1914 yılına kadar Vişegrad’da gerçekleşen birçok enteresan hadiseye ve bu hadiselerin meydana getirdiği değişimlere odaklanmaktadır. Bu bölgede yaşayan Boşnaklar, Sırplar, Yahudiler ve Türkler çok kültürlülüğün verdiği zenginlik içinde hayatlarını idame ettirmektedir. Mesela  yaşanan sel felaketi dört farklı din adamını biribirine kenetlemeye yetmektedir. Kitap aynı zamanda otoriteye direnen karakterlerin acılarını da gözler önüne sermektedir. Örneğin Radisav adlı isyancı, Abid Ağa’nın adaletsiz koşullarını sekteye uğratmak maksadıyla direnince, kazığa geçirilir.

Siyasi olayların dışındaysa Vişegrad halkı aylak, sevecen ve masallara düşkün bir halktır. Geleneksel mitler ve masallar onların ortak kültürünün bir mirası haline gelmiştir. Bu durum 1900’lerin başına kadar sürecektir. Bölgenin Avusturya yönetimi boyunduruğu altına girmesiyle, geleneksellik, modernizm çatışması da ortaya çıkar. Avusturyalılar beraberlerinde teknolojik yenilikleri de getirirler. Sürekli yeni atılımlar ve önemli değişimler yaşanır. Boş arazileri ölçer, ormanları ve ağaçları işaretler, atların dişlerinin muayenesini yaparlar ve bunun gibi hemen her şeyi dönüştürme gayreti içindedirler. Artık halktan daha düzenli vergi toplanır; çünkü bürokrasi ve düzen çok daha düzenli bir şekilde işletilmektedir. Daha sonra şehre tren yolu yapıldığındaysa  asıl çatışma o başlar. Çünkü artık şehirdeki gençler Avrupa şehirlerinde eğitim görme imkanı elde etmiştir. Köprü artık coğrafi önemini yitirmiştir.

Kitabın ana karakterlerinden birisi olan Ali hoca, bütün bu yeniliklerin beraberinde felaketleri de getireceğini savunmaktadır. Ancak kitap bize yenilik ve değişimlerin eninde sonunda bir şekilde kabul edildiğini adeta sosyolojik olarak da anlatmaktadır.  20.yüzyıl düşünsel dünyasındaki yenilikler yeni jenerasyonların Batı’da eğitim görebilmesiyle birlikte gençlerin zihinlerinde yer tutar. Gençler düşüncelerini uygulamaya geçirebilecek eylem alanlarına ise henüz sahip değillerdir. Yeni akımların, geleneklerle olan kaçınılmaz olan çelişkisi hepimize tanıdık duygular yaşatır. Milliyetçilik akımları ve savaşlarsa artık Vişegradlıların beraber yaşayabilme kabiliyetlerini yok eder. İdeolojikleşen hemen her şeyin farklılıklarımızla birlikte yaşayabilme irademizi nasıl kırdığını Drina Köprüsü’nün derin psikolojik tahlilleri yardımıyla özümseriz. Kitap ne gelenekselliği savunan insanların, ne de yenilikçi insanların tarafını tutar. Bu açıdan bakarsak kitabın her insanı benimseyip anlamaya çabalayan hümanist bir çizgisi olduğunu belirtebiliriz. Kitap boyunca yaşanan bütün felaketler ve mutluluklar karşısında hep dayanan ve sonunda hasar görmesine rağmen, hepimizin kafasında belki sonsuza kadar yaşayacak olan Drina Köprüsü, farklılıklarına rağmen barış içerisinde, bir arada yaşayan insanların sembolü haline gelmiştir.

Böylece, köprünün yanında kuşaklar, birbilerini kovalayıp geçiyor, sonra köprü, insanoğlunun kaprisleriyle, gelip geçici ihtiyaçlarından doğan izleri, bir toz gibi üzerinden silkip atıyor ve yine değişmez, değiştirilemez biçimiyle hep aynı olarak kalıyordu. (Drina Köprüsü, sf. 100)

Drina Köprüsü”, insanların çıkarlarının ötesine geçen doğanın ve yaşamın diriliğinin kalıcılığını anımsatır bizlere.

 

İvo Andriç, Drina Köprüsü, Çev: Ali Ediz Müstakimoğlu, Altın Kitaplar Yayınevi, 1971.

 

Ömer Çeşit – Özyaşam Öyküsü       
İstanbul Bilgi Üniversitesinde Siyasal Bilimler lisans programını  bitirdi. Yüksek Lisans’ına Kültürel İncelemeler bölümünde devam etmektedir. Anafora Kapılmak, Kaçak Gölgeler kitaplarının yazarıdır. Medyascope Tv’de Eksik Olan adlı bir kültür-sanat- bilim programı sunmakta ve çeşitli dergilerde yazılar kaleme almaktadır.