Bizim diplomalı insanımız utangaçlığın çukuruna düşebileceği kaygısı taşımadığından, entelektüelliğin ağırlığına ve sorumluluğuna da sahip değildir. Büyük çoğunluğu entelektüel de değildir, ama tamamına yakını öyle olduğunu sanır. Ne de olsa ite kaka bir yükseköğrenim diploması almıştır. Bu tuhaf denilebilecek tabansız özgüvenle söz sırası gelmeyegörsün aklını bilmem ama ağzını sapan gibi gerer, diline düştüğünce sözcüklerini desteksiz sallar. Hem de sözlerinin kavramsal doğruluğundan, çıkacak anlamların nereye varacağından, doğuracağı sonuçlarından sorumluluk duymaz, hatta yalan yanlış söyleyebileceğinden küçücük bir endişesi bile yoktur. O nedenle, kendisini dinleyen oldukça Yeni Cami önünde güvercinlere darı saçarcasına sallamayı sürdürür. Bütün bu işkembe zenginliği bilmişliğin altındaki asıl gerçek, toplumsal bir hastalığın alttan alta sızarcasına lümpenliğin kanıksanmış bir yaşam biçimi olarak toplumun geneline yayılmış olması; okumanın, araştırmanın, kafa yormanın biçimlediği yaşam tarzının yerini, tam bir nemelazımcılığa dönüşmüş tembelliğin almış olmasıdır.

Şaire de bu hastalığın mikrobunun bulaşması sonucunda, iyimser bir yaklaşımla, şairin sığlaşmış algısında yaşamı sorgulama sorumluluğu pek körpe kalmıştır. Onun daha çok sanatsal yaratımı kesinlikle yozlaştıran ilgi görme halesinin tutsaklığında kaldığı gözlenir. Nasıl olsa gündelik yaşamda yeryüzünün gidişatı, insanlık sorunları, acıları hakkında kulağına bir şeyler çalınmıştır, onunla yetinir; bilgilenme gereksinimi duymaz, ama söz sırası gelmeyegörsün, bol keseden fikir saçmaktan geri kalmayı kendine yediremez. Şiirinde de öyle usu tokatlayan, açan buluşlar, tin yarılmalarına sızan yaratımlar nasıl olsun bu durumda!..  Sözleri birbirine kararak, çarparak, parantez içine harf alarak yeni anlamlar yarattığını sanma zevzekliği de ayrı bir hastalık olarak ruhunu kuşatınca, aslında kapitalizmin bol glüten içeren ekmeğinin arasında köfte olmuştur çoktan. Keşke “köftehor” kalabilseydi, bir derece daha iyiydi diye düşünmeden edemiyor insan.

Bir yaralı durum da teşrifat kültürünün edebiyat ortamında kendini gösterme biçimidir. Giderilmesi veya düzeltilmesi güç bir başka ucubelik. Şunu demek istiyorum: Birisi veya birileri vardır. Bir türlü bunların kerameti nedir, bilinmez. Yazardır, ortada ya bir eseri yoktur ya da yazdıkları onun üstat diye nitelendirilmesine yetecek özgünlükte değildir. Ama birileri onlara biat eder, etraflarında dönenir, öyle poh pohlarlar ki, artık o kişi de kendini sahiden eşi benzeri olmayan bir uzman, bir yaratıcı sanmaya başlar. İyinin, güzelin, doğrunun ne olduğu onun onayından geçer. Ağzından çıkan her sözcük şerbetlenmişçesine kutsal bir değer kazanır. Yozlaşma başlamıştır. Dar bir çembere sıkışmışlığın ayrımına varamayışın kısırdöngüsünde yinelemeler şişkinliğe dönüşür, bu yinelemelerin aklı şaşırtan yaratımlar olduğu yanılgısı da kötü bir virüs gibi gitgide kendini besler, gürbüzleşir, özgün yaratımları yok edici bir görevi de yapısının doğası gereği üstlenir.

İmgelem evreninde gezenin sınırları olmaması elbette doğaldır, iyidir de. Kişinin tinsel güzelliklerinin filizlenip gelişmesine, dallanmasına, dahası zenginleşmesine olanak sağlar. Lâkin, duyumsananların veya düşlemlerin gerçeğin alanına indirilip, yaşananlar ne kadar acı olursa olsun, bu imgelem zenginliğiyle her şey yolunda ve istenildiğince sürüyormuş gibi algılanması var ki, işte o durum kişinin savrulduğunun kanıtıdır. Şimdilerde insanoğlunun büyük çoğunluğu savrulmalarının ayırdına varmadan bu yeni gerçeklik üzerinden kuruyor, sürdürüyor yaşam serüvenini.

Yaşamın gümbürdeyen çalkantısına bakınca görülen o ki, bütün bir insanlık alemi post gerçekçi algılarıyla yeni dünyanın kavuran fırtınasında savruluyor. Aslında nereye ne zaman varacağı bilinmese de sonucun nereye gittiği çok açık değil mi?..

Sonuç: Dandanakan Savaşı hakkında aklımda hiçbir şey kalmamış. Selçuklularla Gazneliler arasında olduğunu anımsıyorum yalnızca.

 

 

Paylaş
Önceki İçerikSaramago’yu Yeniden Keşfetmek
Sonraki İçerikAltunkaya’nın Mahallesi
Avatar
1963 Bolu Göynük Pelitçik köyü doğumlu. Eskişehir Atatürk Lisesinde okudu. İ.Ü. İktisat Fakültesi Ekonometri bölümünü bitirdi. İ.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsünde mali hukuk dalında yüksek lisansını tamamladı. Maliye Bakanlığındaki denetim elemanlığı görevinden 2000 yılında ayrıldı. Halen İstanbul’da serbest çalışmaktadır. Varlık, Sincan İstasyonu, Akatalpa, Lacivert, Patika, Kurşun Kalem, Şehir, Ekin Sanat, Sanat Yaprağı, Yaşam Sanat, Tmolos Edebiyat, Berfin Bahar, Galapera Öykü fanzin gibi bazı edebiyat dergi ve fanzinlerinde yazı, öykü ve şiirleri yayımlandı. Yapıtları: "Karanfiller Kanarken" (Deneme), Cross 2016, "Kül ve Nal" (Öykü), Notabene 2017, "Atlar Ölürse" (Şiir), Derlem Yayınları (Baskıda).