Fotoğraf: https://midnightshine.tumblr.com

 

İmaj ve Görünümlerin Dil’i-Yapıtta Özkıyım ve Aşk Tematiği

 

Gilles Deleuze, imajların alımlayanında takıntı yaratan dogmatik doğasından söz eder. Birçok öykü ve romanda ana izlek olarak kurgulanan aşk, devrim, özkıyım, ölüm, aldatılma, ayrılık vb. gibi olguların neredeyse bir imaja indirgenerek anlatıldığını farkediyorum. Eserler özden koparılıp yalnızca estetik, biçem, şekil, motif, renk, ikon, ahenk, ritim, ses, eğretileme, imge ve çok katmanlılık gibi özellikler üzerinden değerlendirmeler yapılarak açıklanıyor. Dil’i bir bilginin apriori talebine bağlayıp sadece bir söz ve metafor galaksisi olarak düşünmekle yapıtı sadece estetik değerine indirgiyoruz. “Çığrından çıkmış” bir simgesel yapıyla (burada Dil kastedilmektedir) uygarlık ile aramızdaki yarık onarılabilir mi? Bence hayır.

Edebiyatta sıkça işlenen bir konu olarak ölüm ve intihar düşüncesi, metafizik bir genleşmeyle neredeyse tarihsel maddecilik ile toplumculuğun sınırlarına doğru taştı. Hiçlik arzusuyla kıvranan özneyi özkıyım travmatik bir çekirdek olarak açıklanmak yerine, estetik bir sınır deneyimi, ulvi bir mesajın taşıyıcısı bir eylem olarak sunuluyor. Edebiyatta özkıyım konusu, sofistike felsefi bir anlatımla nihilizm mertebesine yükseltilmiştir. Oysa özkıyım, sözümona uygarlığın baş tacı ettiği ilerleme, iyilik ve gönenç paradigmalarına gerçeğin verdiği sert cevaptır. Özkıyımı uygarlıkta bir kırılma ve kültür mirasının reddi olarak görmek yerine onu sadece dilin simgesel estetik evrenine dahil etmekle yetinen edebiyat yapıtı aslında bu yıkıntılı mirası olumlayıp onaylamaktadır. Edebiyat dili özkıyımı kültür ve uygarlık algısında gerçek bir paradigma kaymasını tetikleyecek şekilde sorunlaştırmalıdır.

Mesela aşk, kavuşma özlemi ile veda önsezisi arasında salınan sarkacın devinim alanında ortaya çıkan “imkansızın imkânı” olarak gösteriliyor. Oysa ki, hakikatle olan ritmik bağı bozulmuş, sadece libidonal olanla haşır neşir kişinin ilişkisi bir gelecek perspektifinin içinde kök salmaz, gürültünün ve hazzın bir erdem mertebesine yükseltilip kristalize olduğu “şimdi ve burada”nın içinde oluşur.

 

Yabancılaşma

Bu durumda öznenin ”derin gerçekliğine” bir yabancılaşmadan söz etmek mümkün. Yabancılaşma sayesinde edebiyat kendilik değeri oluşturma yerine bir hayli metafizik genişleme içine girerek dinde, kaderde, arabeskte, mistik olanda, mitoloji ve söylencede fetişleşmiştir. Protagonist, fetişist bir yarılmayla gerçeğin tuvaline artık sanrılılarla yanılsamaların renklerini sıçratmaktadır.

Zaten yabancılaşma yüzünden yapıtın anlama, yaratma, iktidarın karşısında konumlanma, hakikatten ve insanın gerçek özgürlüğünden yana olma duruşu hep sorunlu olageldi. Örneğin yazar bir yandan erk’e karşı çıkarken diğer yandan protagonistlerini hayat karşısında iktidarsız tanıklar rolüne inidirgeyerek iktidarı yeniden üretiyor. Sadece gücün istencini tahrik eden Nietzsche’ci sanat anlayışının, aykırı, devrimci-anarşist sanat olarak lanse edilmesi ne yaman çelişkidir.

 

Edebiyatın Soylu Ödevleri ve ”Ahlâklı” Yapıt

Yazarın soylu ödevleri, gerçeği ve özgürlüğü savunmak, insanları duygudaş kılmak, onları hakikate kışkırtmak, yersizyurtsuzlaşan özneyi yeniden bir aidiyet alanına davet etmek, insanın insana köleliğini ret etmek olmalıdır. Buna eylemin edebiyatla buluşması da denebilir. Edebî yapıt bu bağlamda klasik neden-sonuç zincirinin kısa bir süreliğine de olsa askıya alındığı bir aralanma ve araya girme (inter-vention) durumudur. Zira ”yapıbozumcu” yapıt, neden-sonuç ilişkisinin dışında olgular ve olaylar arasında gerilimli yeni bir diyalektik kuran yapıttır.

Yazarın ‘ahlak(sızlığ)ı’na gelince, ben bir edebiyat eseriyle ilişkimizi ahlâkî bir düzlemde kurabileceğimizden emin değilim. Zira katilin yaptığı resme bakıp hayran olduğumda cinayeti onaylamış olmuyorum. Bence asıl “ahlaksızlık”, varoluşun uygarlığın yüzeyine çarpmasıyla uğradığı kırınımın yol açtığı içsel felaketleri estetize edip yüceltmektir.

 

Hakikat Arayışı Olarak Edebiyat

Deniliyor ki, edebiyat artık bir hakikat arayışı görevinden azat edilmeli. Bence kısmen doğru bir sav bu, çünkü hakikat arayışının yerini çokanlamlılık arayışı almalı, diye düşünüyorum. Yazar esinini içine delik açılmış bilgiden almalı, eseri bu deliğin içerisinden sızan hakikatin etrafında dolaşmalıdır.

Dünyayı bir yanılgı olarak yücelten, yalanı ve yanılsamayı kutsayan, aldatma istencini yüksek bir ideal yapan sanat yapıtı toplumcu ideali aşağılar, hazcı ideale daha yakın durur. Edebi ürünün burjuva ideolojisini yeniden ve yeniden üreten geri, dural, indirgemeci, ahlakçı yönleri topluma erdem olarak dayatılıyor. Paternalist kapitalizmin kutsanan bu değerleri ne yazık ki gerçeğin bu dünyadaki bir olumsuzlaması, bükülmüş hakikat olarak geri dönüyor.

Öznelleşme sürecini ontolojik bir hakikat arayışı olarak değerlendiren edebiyat anlayışı bence devrimci bir yazın anlayışıdır. Bu aynı zamanda yeni bir kolektif öznenin inşası sürecidir. Bu süreç frenkçedeki deyişiyle Sein’ı (oluş’u) değil, Mitsein’ı (birlikte oluşu) meşrulaştıran bir süreçtir. Bu anlayış, ilerlemeci, libidonal uygarlığın sert çekirdeğini sorgulayan, hazzın ve acının akışkanlığını kesen, iyileştirip sakinleştiren, tazmin ve tatmin eden, hakikate giden yolu bulandırmayan (zaten hakikat denen şey bu dünyanın binlerce yıllık açık yarasıdır), iyi olanın kötüyle kökensel kurucu uyumsuzluğunu eserde bir iletiye dönüştüren bir yazın anlayışıdır.

Korku ve kaygı çağında vicdanın seslerini derin çukurlara gömüyoruz. Sonra zamanla içimizde oluşan çukurlara korkular doluyor. İnsanın bilincinin kendisine yük olmaya başladığı, rahat yaşamak ile doğru yaşamanın birbirine karıştığı, bireysel konforlu yazgıların inşa edildiği bir çağ bu. Edebiyat kendisine buyrulandan başka bir şey olmak istiyorsa, sürgün edilmiş olana sadâkat göstermeli, olanaksızın yolunda ayak diremeli, ”cesur ve yoldan çıkmışlardan” olmalıdır.

Henüz anlama kavuşamamış bükümlü harflerin, eğri büğrü karalamaların, sevinçle, kederle bir araya gelmiş ünlem ve soru işaretlerinin, eksik kalmış bir cümlenin sonundaki ürkütücü duraksamanın hayatımdaki olası karşılıklarını kavramaya çalışıyorum. Tanrı yaratısını henüz tamamlamadı, ‘yedinci gün’ hâla sürüyor.

 

Paylaş
Önceki İçerikCeylan: “Diri Aşk’ta Yaşayan Her Kahraman ve Onun Mahfillerinde Yaşanan Her Olay Gerçektir.”
Sonraki İçerikSarsıntı
Avatar
Antakya’da Rum Ortodoks bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. 1981-82 döneminde Antakya Lisesi’nden mezun oldu. Uzun süre Helsinki’de yaşadıktan sonra Paris’e yerleşti. Hacettepe’de Felsefe (Lisans Diploması), İstanbul üniversitesinde Sosyal antropoloji ve Ege Üniversitesi’nde Sanat Tarihi öğrenimi gördü. Yüksek Öğrenim serüveni yurtdışında da sürdü. Roma Pontificia üniversitesinde Felsefe ve Katolik Teolojisi, Tampere Üniversitesi’nde (Finlandiya) Beşerî Bilimler, Felsefe ve Alman Filolojisi eğitimi aldı. Halen aynı üniversitede yardımcı asistan, doktora öğrencisi olarak görev yapıyor. Aynı üniversitenin Pedagojik Bilimler Fakültesi’nde lisans eğitimi gördü. Uzun yıllar devlet ve özel eğitim kurumlarında öğretmen olarak çalıştı. Doktora çalışması nedeniyle Ernst-Moritz Arndt(Almanya/Greifswald) üniversitesinde yazar Wolfgang Koeppen’in üçlemesi üzerine araştırmalar yaptı. (Temmuz/2011) Edebi yayınlarının yanı sıra şiir çalışmaları, bir Fin yayınevi aracılığıyla "Hedelmät Jotka Eivät Tuoksu Ruudille" (Dilin Kekremsi, Meyveleri Barut Kokmaz) adı altında daha önce yayınlandı (2006/Eylül). "Bahar Kapımda" adlı şiir kitabı 2014’te Etki Yayınevi’nce yayımlandı (İzmir, 2014). Kültürel ve sosyal içerikli yazılarıyla, Aamulehti Helsingin Sanomat ve Tamperelainen gibi değişik Fin gazetelerinde yayınlanmış, Türkiye’deki siyasal-sosyal gelişmeleri de içeren sayısız makalesi bulunuyor. Şiir, öykü ve felsefi denemeleri sırasıyla Ekin, Amanos, Güney, Süje, Bachibouzouck, Gerçek Edebiyat, Kurgu Kültür, Patika, Tmolos, Revue Ayna, Kirpi Edebiyat, Muhabirce (Almanca ve Türkçe olarak) Asma Köprü, Şiiri Özlüyorum, Son Gemi, Elize Edebiyat, Edebiyat Nöbeti, Bekir Abi, Edebiyatist ve MevzuEdebiyat.com’da yayımlandı. Tematiği geniş bir yelpazeye dayanan felsefi ve siyasi içerikli yazıları halen İnsanokur, Dev Haber, Salak Filozof, Yazı Atölyesi, Cafrande, Bachibouzouck, Patika, Komplike Dergi, İnsancıl, Düşün Bil, İktisat ve Toplum ve Evrensel Kültür’de yayımlanıyor. Fransızca, Fince, Almanca ve İngilizce’ye şiir çevirileri de yapan Kılçıksız’ın verbal yeteneği geniş bir lisan yelpazesinden oluşuyor. Kılçıksız, iyi ve çok iyi derecede Almanca, Arapça, Türkçe, İngilizce, Fransızca, Fince ve İtalyanca biliyor.