Anthony Burgess - Otomatik Portaka, l Fotoğraf: Allstar / Cinetext / Warner Bros

 

Meltem Akpınar, Leo Benedictus’un 27 Mart 2019’da The Guardian’da yayımlanan yazısını Mevzu Edebiyat için çevirdi.

 

Lolita, Otomatik Portakal, Amerikan Sapığı … ve bunun gibi birçok kitap, orijinalinde kalplerinde kötüyü insanlaştırdıkları için ahlaksız olmakla suçlandı. Bütün romancılar hikayelerdeki kötü adamlar gibidir. Her gücü elinde bulunduran gibi, binlerce insanın, onlara iyi geleceği yanılsamasına sığınarak fazlasıyla uzun olan konuşmalarımıza dikkatlerini vereceklerinin hayalini kurarız. İnsanların bizi her halükârda dinlemek istediklerinden oldukça emin olduğumuz için dinleyicimizi edebiyat denilen bir hile ile hiçbir güç kullanmadan sımsıkı kavrarız. Kitabım Consent‘in anlatıcısı kendini insanlar hakkındaki çalışmaların uygulayıcısı olarak adlandırır ki bu onun bir seri tacizci olduğu anlamına gelir ve sonunda daha da kötüleşir. Nefret edilmeyi umar ve adil bir duruşmadan başka bir şey düşünmez. “Bütün hayatım boyunca basit prensipler doğrultusunda kararlılıkla ve doğrulukla yaşadım” der, “ve açık fikirlilikle”. Bu listedeki kötü adamlar katiller, işkenceciler ve tecavüzcülerdir (bazen hepsi birden) fakat vicdan azabı duymadıklarını söylediklerinde açık sözlü oldukları için onları çoğunlukla takdir ederiz. Bu kitapların çoğu ilk çıktıklarında ahlaksız oldukları için ayıplandı çünkü anlattıkları kötüyü insanlaştırıyor gibi görünüyorlardı. Onlara acı çektirmek isteriz ve merhameti de böylelikle oluştururuz. Belki onların kurbanları da insan değildir onların gözünde.

 

1- Anthony Burgess’in Otomatik Portakal adlı kitabındaki Alex

Burgess beni kendine bağlayan ilk yazardı ve birçok okur gibi ben de onu ilk olarak Alex vasıtasıyla tanıdım. Kullandığı argo bir biçemsel mucize ama Alex’in gelişmiş bir karakter olduğunu söyleyemem. Şiddet ve tecavüzün ateşli şenliği, sonrasında iğrenç terapisiyle zalim bir iyileştirme. Hikayeden çok sanki bir diyagrama bakıyor gibisin inişli çıkışlı. (Kitabın Bay Nosey’le olaylar dizisini paylaştığını siz de fark etmişsinizdir.) Fakat basit bir konu niye böyle karmaşık hale getirilir ki? Kötü insanlar da insandır.

 

2- Martin Amis’in Times Arrow adlı kitabındaki Odilo Unverdorben

Otomatik Portakal‘da olduğu gibi bu kitabın da yoğun kavramı biraz alışkanlık yapıyor. Nazi bir doktorun bilinci; hayatında geriye dönerek cesetlerin katilleri tarafından diriltildiğini, gençleştiklerini ve yeterince küçülerek annelerinin rahimlerine geri dönmelerini seyrederek içini rahatlatıyor. Kötü Odillo’yu görmüyoruz ama suçlularının pişmanlık duyduğu, bir şekilde tamamlanmamış olan Yahudi soykırımı fantezisini ortaya koyarak onun ruhunun yaşattığı dehşete yakınlaştığı sonucuna varmak durumundayız.

John Fowles -Korkunç Kolleksiyoncu, Fotoğraf: Alamy Stock Photo

 

3- John Fowles’ın Korkunç Kolleksiyoncu adlı kitabındaki Frederick Clegg

Bu kitap okumadan önce beni korkutmuştu, bir arkadaşım bu kitabı önerdiğinde benim kendi tacizci hikayem neredeyse bitmek üzereydi ki bu roman Fowles tarafından çoktan meşhur edilmişti. Neyse ki, Korkunç Kolleksiyoncu‘ yu okurken rahatlamıştım, fakat sonrasında farklı nedenlerle korkuya kapıldım. Clegg’in kurbanı Miranda gibi, ilk başta saf saf ben de Clegg’e ısındım. Onun kaçırılmasını tam anlamıyla bir kötülükten ziyade abartılı bir samimiyet olduğunu zannettim. Sonrasında her ikisinin de neredeyse aynı şey olduğunu anladım.

 

4- Albert Camus’nun Yabancı adlı kitabındaki Meursault

Camus Meursault’un yalan söylemeyi reddettiği için bir yabancı olduğunu söyler. Diğer insanlara olduğundan daha fazla ilgiliymiş gibi davranmayı reddeder, belki bir bakıma haklıdır çünkü onların kendini önemsediğine inanmaz. Üzerinde çok da fazla düşünmeden plajda birini öldürür. Bu hepimiz için bir meydan okumadır aslında. İnsan hayatı hissettirdiği kadar kutsaldır. Kaç insan size ne kadar kutsal hissettiriyor?

 

5- Vilademir Nobakov’un Lolita adlı kitabındaki Humbert Humbert

Birçok insan içgüdüsel olarak Humbert’ın öldürmekten daha kötü bir şey yapıyor olduğunu hissedebilir ki bu kasti ve düzenli olarak yapılan çocuk istismarıdır. Daha da kötüsü bunu anlatış şeklidir belki de. Humbert istismar ettiği Lolita için değil de bu arzuyla yaşamak zorunda olduğu kendisi için sempatimizi kazanmak için yalvarır. Nobakov’un güzel stilinde yazılmış bu erotik ve romantik azaptır benim hala hatırladığım. Sizi öyle bir noktaya getirir ki on iki yaşındaki kıza uyuşturucu verdiği ve tecavüz ettiği halde bile siz bu adama empati gösterirsiniz.

Bret Easton Ellis – Amerikan Sapığı, Fotoğraf: Sportsphoto Ltd./Allstar

 

6- Bret Easton Ellis’in Amerikan Sapığı adlı kitabındaki Patrick Bateman

Bateman nefret edilen bir sterotipi temsil ediyor. Seksenli yaşların sonlarında plütokrat, açgözlü, diğerlerine karşı ilgisiz. Bütün bunları bünyesinde bulundurduğu bir gerçek fakat unutulan bir şey var o da mutsuzluk. Bateman olmak demek, endişe döngüleriyle, kaçırılan rezervasyonların kabusuyla ve geri verilmemiş video kasetleriyle, olağanüstü hissetmek için sonsuz çaba sarf edip sadece iyi hissetmektir. Listedeki en iyi kitap budur bence.

 

7- Ágota Kristóf’un Büyük Defter-Kanıt-Üçüncü Yalan adlı kitabındaki ikizler

Birinci tekil şahısta anlatılan bu Macar romanı komünizmin ilk, ikinci dünya savaşının son yıllarında hayatta kalabilen erkek ikizlerin hikayesini anlatır. Onlar her çeşit istismarı sanki başkalarına yapılıyormuşçasına son derece sakin bir şekilde alıp serinkanlı ve oldukça kötü olabiliyorlardı. Sonunda bizim bu adaletsiz dediğimiz dünya bile onların kendi etraflarında yarattıkları dünyaya tercih edilebilir olur.

 

8- Viet Thanh Nguyen’in Sempatizan adlı kitabındaki isimsiz anlatıcı

İsimsiz komünist bir ajanın bu kurgusal itirafı Saigon şehrinin düşüşünün nefes kesen hikayesiyle başlar ve Amerika’daki Vietnamlı göçmenleri ispiyonlama hikayesini anlatması için zorlanmasıyla son bulur. Anlatıcının hararetle ne kadar sadık ve tutarlı olmaya çalışması ve bu insani tepkilerin nasıl sonradan akla gelen bir fikir gibi gösterildiği çarpıcıdır. Sizin iyi insanlar olduğunuzdan çok emin olmanız kötünün nereden geldiğini açıklar.

 

9- George Macdonald Fraser’ın Flashman adlı kitabındaki Harry Flashman

Gerçek hayatta kötünün sıklıkla şu formda yer aldığından şüphe duyarım: güce sahip bir kişi ve bütün sıradan tutkular, kendilerini kurtarmak veya hizmet ettirmek için diğerlerini feda edenler. Harry Flashman’in İngiliz İmparatorluğunun revize edilmiş tarihinin mükemmel anlatıcısı olması gibi. Bu ilk bölüm onun Afganistan’daki, Flashman’in de memnuniyetle kabul ettiği gibi onu “bir alçak, yalancı, dolandırıcı, hırsız, korkak ve tabii ki bir dalkavuk” olarak gösteren maceralarını anlatır.

 

10- John Milton’ın Kayıp Cennet adlı eserindeki Satan

Türünün en iyi örneği ve kötünün tanımı. Satan’ı anlatıcı olarak adlandırmaya uğraşıyorum oysa o Tanrı’nın despotluğuna karşı direnişin lehine bir seri güzel ve mantıklı konuşma yapan, bu şiirin kesinlikle gerçek kahramanıdır. Eğer Milton gerçekten Tanrı’nın yollarının insanlara haklı olduğunu anlatmaya çalışsaydı, daha kolay bir rakip olarak kendini gösterebilirdi.