Sekiz filmlik büyük bir Harry Potter külliyatının ardından büyücüler dünyasının sunduğu zengin olanakların sinemada yeniden karşılığını bulması, kaçınılmaz bir gelişmeydi. 2016 yılında gösterime giren ve Harry Potter evreninin epey bir zaman öncesinde geçen ilk Fantastik Canavarlar filmi, Hufflepuff’tan Newt Scamender’ın maceralarına odaklanıyor gibi görünse de esasında Voldemort’u aratmayacak denli bir başka karanlık büyücünün yani Grindelwald’un kötülükleri üzerine kurulu. Senaryosunu Rowling’in yazması açısından oldukça değerli olan serinin bu ilk filmi, hem bildiğimiz evrenin farklı noktalarına temas ediyor, hem de Hogwarts şatosunun heybetlice yükseldiği İngiltere’den bir okyanus kadar uzakta olan New York’ta geçiyor. Bu bağlamda Amerika ve İngiltere’deki büyücülük teşkilatlanmasını, değişen kültür ve coğrafyanın da etkisiyle karşılaştırma olanağı sunuyor bize. İngiltere’deki büyücüleri değerlendirirken elimizdeki tek verinin Harry Potter evrenine ait olduğunu söylemek gereksiz olacaktır. İlk kitabı 1997’de çıkan ve birkaç yılın ardından sinemaya uyarlanan, bu film serisinin en sonuncusu ise 2011’de gösterime giren Harry Potter kitapları 1990’lı yıllarda geçmekte. Nitekim yedi kitaplık seride, Harry’nin aktif Hogwarts yılları ve Ateş Kadehi’nin sonlarında (1995) Karanlık Lord’un maddi bedene bürünmesiyle resmi olarak başlayan “Geç Voldemort Dönemi”, 90’larda hüküm sürmüştür.

Aslında büyücülerin -en azından İngiltere özelinde düşünecek olursak- kendine has bir tarihsel gelişimi var. Hatta “gelişim” sözcüğü, değişimi ve ilerlemeyi çağrıştırdığından burada kullanmak yanlış olacaktır. Çünkü bu kavramlar, özellikle Aydınlanma Çağı’ndan itibaren çizgisel “Muggle” tarihinin anahtar kelimeleri olagelmiştir.(1) Nitekim teknolojik buluşlarla, bilimsel devrimlerle birlikte ortaya çıkan ilerlemeci düşünce; Muggle zihniyetini ve yaşayışını oluşturan temel faktördür. Fakat büyücülerin sihir yetenekleri, yani Muggle’lar için imkânsız görülen bütün olanakların büyücüler için zaten ihtimal dahilinde olması; efsanelerin, kehanetlerin geçerliliğini mümkün kılar ve bilimsel ilerlemenin ürünü olan akılcı düşünüşü, doğası gereği dışlar. Bu nedenle büyücülerin dağınık ve üst üste eklenmiş gibi duran garip evleri ya da Malfoy gibi ailelerin korkutucu büyük malikâneleri, giydikleri tuhaf giysiler ve taktıkları kukuletalı şapkalar; onların kendine özgülüğünün ve karmaşık zamansallıklarının birer sonucudur. Karmaşıktır çünkü Muggle doğumlu büyücülerin belli bir yaşa kadar edindikleri Muggle kültürü ile büyücüler dünyasını etkilemesi kaçınılmazdır. Bundan daha kaçınılmaz olan ise Muggle’larla büyücülerin her ne kadar topluluk içinde kutuplaşmalara yol açsa da çağlar boyunca yaşadıkları birlikteliklerdir. Dolayısıyla patlayan flaşlarıyla eski fotoğraf makineleri, içinde hareket eden resimleriyle 19.yy’dan fırlamış gibi görünen gazeteler, büyücülerin giydikleri cüppeler, pelerinler ya da daha genç olanların giydiği Muggle kıyafetleri varlıklarını bir arada sürdürür.

Büyücülerin kullandıkları bütün büyüler, kendini durmaksızın tekrar eder. En azından zamanla değişebilen büyülü sözlerden veya asa gibi sihri daha ileri düzeye eriştirebilen, büyüyü kanalize etmek maksadıyla kullanılan araçtan bağımsız olarak büyünün mahiyeti, büyücüler topluluğu için kadimden beri değişmez niteliktedir. Ortaçağ’ın ardından Sihir Bakanlığı’nın kurulması bile karanlık sihrin kullanımını belli bir düzen dahilinde kontrol etmek ve topluluğun Muggle’larla olan ilişkilerini sıkı bir koruma politikasına tabi tutmak amacıyladır. Yani tabiri caizse batı cephesinde yeni bir şey yoktur. Nitekim Büyücüler için “yeni” sözcüğünün ifade ettiği anlam da farklı olacaktır. Amiyane bir örnekle anlatacak olursak büyücüler, Muggle’lar gibi yer değiştirmek için uzun mesafeler kat etmek ve bu sırada yanlarında beden gücüyle çuvallar dolusu eşya taşımak zorunda değillerdir. Hal böyleyken Muggle’ların daha hızlı ilerlemesinin önünde bir engel oluşturan, beklemek ve taşımak gibi angaryalar büyücülerin gündelik hayatına yabancı unsurlardır. Dolayısıyla kanaatimce büyücüler için “yeni bir şey yapmak” ya da “ileriye gitmek” yalnızca çağlar boyunca sahip oldukları sihrin, birtakım güçlü büyücüler tarafından “olanaklarını zorlamak” anlamına gelecektir. Böylece meydana gelen döngüsel tarih, Muggle’lar ile büyücülerin birbirlerinden oldukça farklı yaşayışlarının temel ayrışma nedenini oluşturur. Bu kendine has tarih anlayışı, sadece felaket ve savaş dönemleriyle sınıflandırılır. Büyücüleri birbirine düşüren bu kargaşa dönemleri (Voldemort’tan önceki Grindelwald ya da Voldemort dönemi), temelde tek bir sorunun farklı cevaplarına yöneliktir: “Büyücüler neden saklanmak zorunda?” Bu felaket dönemleri, sihrin olanaklarını zorlayan karanlık büyücülerin çağıdır ve tarihin döngüsünün her zamanki hareket çemberinden sapmasına neden olur. Nitekim hâlâ bütünüyle açıklığa kavuşturulmamış kadim bilgi olanaklarıyla dolu olan karanlık büyülerin küçük bir kısmının bile yanlış kişiler tarafından gündeme getirilmesi, çoğunlukla felakete giden yolu açar ve tarihsel sapmayı meydana getirir.

Harry Potter evreninin bize sunduğu kadarıyla anlaşılan o ki İngiltere’deki büyücüler, Muggle’lardan olabildiğince uzak durmayı tercih ediyorlar. Bu durum, İngiltere’nin coğrafi özelliklerinden de kaynaklanıyor. Nitekim alabildiğine geniş taşra alanlarıyla İngiltere, büyücüler için -cisimlenmenin varlığını hesaba katacak olursak- kendilerine ait, özgün yaşam alanları yaratmak adına oldukça elverişli. Bu noktada Weasley’lerin Kovuk’unu ve Lovegood’ların evini hatırlamalıyız. Büyücülerin merkez teşkilatlanmasının yani Sihir Bakanlığı’nın da taşradaki durumdan pek bir farkı yok. Nitekim meşhur “esrar dairesi” ile hatırladığımız Sihir Bakanlığı, Londra’nın altına yerleşmiş vaziyette. Merkezin yeraltında faaliyet göstermesi, kendisi de bir İngiliz olan yazar Neil Gaiman’ın kitaplarında (bkz. Yokyer) bolca kullandığı Londra’nın gizemli yeraltını ve hatta her biri isimleriyle bile ayrı bir anlamlandırmaya müsait fantastik metro duraklarını hatırlatıyor. Öte yandan Fantastik Canavarlar’ın ilk filmi, ardı ardına yaşanan teknolojik buluşlarla hareketlenmiş kent yaşamıyla New York’ta, 1900’lü yılların başlarında geçiyor. Gözlemlediğimiz kadarıyla New York’taki büyücüler, No-Majlerle iç içe yaşıyor ve genel olarak sihir yapamayanlardan etkilenme kanalları İngiltere’deki durumun aksine oldukça açık. Nitekim Londra’nın yeraltına teşkilatlanan Sihir Bakanlığı’ndan tamamen farklı olarak New York’taki büyücülerin merkezi, görkemli bir gökdelende konuşlanmış vaziyette. Dönemin ruhuna oldukça uygun olan ve New York’ta 1850’lerden beri yavaş yavaş yaygınlık kazanmaya başlamış asansörleri akla getiren bu mimari tercih, Amerika’daki büyücülerin İngiltere’dekiler gibi çizgisel tarihin teknolojik buluşlarından hiç de uzak olmadığını gösteriyor. Aslında büyücülerin yaşadığı apartman daireleri ve No-Maj’lerle kısmen de olsa uyum içindeki kıyafetleri düşünüldüğünde bu kanıya ulaşmak kolaylaşıyor. Fakat bütün bunlara rağmen büyücülerin saklanmak için verdikleri uğraş -ki ilk filmin hatırı sayılır bir kısmı bunun üzerine- dikkate değer. Nitekim büyücülerin, fark edilmemek adına ne kadar zorlansalar da hatta bu durum için kendi bünyelerinde ayrı bir denetim ekibi (bkz. Porpentina Goldstein) dahi kursalar da şehrin göbeğinde, üstelik de bir gökdelende teşkilatlanmaları, -her ne kadar bu gökdelen No-Maj’lere karşı sihirsel korumaya sahip olsa da- sembolik anlamda önemli. İngiltere’deki durumdan farklı olarak -en azından Weasley’lerin uçan Ford Anglia’sını saymazsak- Amerika’daki büyücüler, New York’un hızlı gelişiminden ve No-Maj’lerin teknolojik ilerlemelerinden etkilenmekle kalmıyor, aynı zamanda kendilerini buna göre dönüştürüyorlar da.

Fantastik Canavarlar filmlerinin, her ne kadar Scamender’a ve onun fantastik canavarlarına odaklanıyor gibi görünse de esasında bir felaket dönemine, yani Voldemort’tan önceki favori karanlık büyücü olan Grindelwald’un faaliyet dönemine ilişkin olduğunu söylemiştik. Nasıl ki Harry Potter, Voldemort olmadan sıradan bir büyücüye dönüşüyorsa ve Voldemort’un ölümünden sonraki Harry Potter’ın, orta sınıf İngiliz(2) fakat büyücü yaşantısını anlatmak çok da çekici değilse büyücüler dünyası da anlatım kuvvetini, felaket dönemlerinde had safhaya ulaşan karanlık büyülerle ve gizemli efsanelerle kazanıyor.

Grindelwald, Durmstrang’den atılmasının ardından Godric’s Hollow’a giden ve bu sırada Dumbledore ile sıkı dost olan fakat aynı zamanda geri dönülmez bir felakete de yol açan – Ariana’nın ölümü – karanlık bir büyücü. Nitekim faaliyet dönemlerinde mürver asaya sahip olduğunu ve fakat Dumbledore ile giriştikleri düelloda Dumbledore’a yenilip Nurmengard Hapishanesi’ne gönderildiğini biliyoruz. Bu noktada mürver asaya ulaşmaya çalışan Voldemort’un, serinin son filmlerinde yaşlı Grindelwald’u hücresinde ziyaret etmesi hatıra gelecektir. Grindelwald’un bütün karanlık eylem döneminde dilinden düşmeyen meşhur sloganı, “Çoğunluğun İyiliği”dir. Bu slogan bizi, Fransız İhtilali’ni fikirleriyle etkileyen Rousseau’nun çoğunlukçu ve yanılmaz genel irade düşüncesine götürür. Bu düşünceye göre çoğunluğun kanaati, zaten bütün toplumun iyiliğine yönelik olduğundan doğru ve uygulanabilir kabul edilmelidir. Böylece çoğunluğun diktatoryasına giden yol açılmış olur. Fakat büyücüler dünyasında bu şaşmaz genel irade, hangi çoğunluğu temsil eder? Elbette ki Muggle’lara karşı azınlıkta olduğunu anladığımız büyücülerin, “Muggle’lara hükmetme” amacını taşıyan politikalarında böyle bir çoğunlukçu anlayışa yer vermesi mümkün olmayacaktır. O halde Grindelwald, büyücüler dünyasının kendi içindeki bir çoğunluğu kasteder gibi görünüyor. Böylece at adamlar, göl halkı mensupları, devler / yarı devler, cincüceler veya ev cinleri gibi büyücüler ve cadılara nazaran azınlıkta kalan, insan formunun dışındaki bütün bu yaratıklar, potansiyel olarak büyücülerin tahakkümü altında sayılıyor. Fakat aynı diktatoryal anlayış Harry Potter yıllarında farklı bir şekilde tezahür etmiştir. Dolayısıyla zamanda biraz ileriye gidecek olursak; Voldemort’un Sihir Bakanlığı’nı ele geçirdiği yükseliş döneminde bakanlığın tam ortasına bir heykel dikilmişti. Heykelde tahtlarında oturan bir cadı ve bir büyücü vardı. Fakat bununla bitmiyordu; onların altında somut olarak ezilen bir kitlenin varlığı da heykelde yerini almıştı: Çocuklar, kadınlar ve erkeklerden oluşan insan bedenleri. Yani Muggle’lar. Diyebiliriz ki; Grindelwald’un farklı bir minvalde bahsettiği “çoğunluk”, saf büyücü ırkı saplantısı ve Muggle düşmanlığı odaklı Voldemort döneminde elitizme dönüşmüştür. Böylelikle sihir gücüne sahip seçkin azınlık, eli asa tutan büyücüler ve cadılar olacaktır.

En nihayetinde büyücüler, ne kadar sihir yapsalar ve kendilerini Muggle’lardan farklı ilan etseler de tıpkı Muggle’ların tökezleyen çizgisel tarihinde bolca örneğine rastladığımız gibi çoğunluğun iktidarı ve gücüne kapılmaktan kendilerini alamıyorlar. Nitekim barış zamanlarında bile ev cinlerinin köleliği anımsatan yaşam koşulları hepimizin aklında. Nihayetinde bu felaket dönemleri, Muggle’lar ile büyücülerin birbirlerine olan benzerliklerinin en çok açığa çıktığı dönem bana kalırsa. Albus Dumbledore’un Üç Kardeşin Hikayesi üzerine olan notlarında da dediği gibi: “Büyücüler de, Muggle’lar da güce karşı ihtirasla doludur…”

 

(1) Bu noktada Harry Potter’ın kaynağını, yani İngiltere’yi dikkate alacak olursak Avrupa tarihini esas almak kaçınılmaz olacaktır.

(2) Bu yoruma itiraz edebilirsiniz. Bu kanıyı aktarırken dayanak noktamız, Harry Potter filmlerinin on dokuz yılın ardından gelen son karesi oldu. Bize göre bu karede, farklı ve özgün olacağını beklediğimiz bir büyücü ailesi imajından çok uzakta olan görünüşleriyle Granger – Weasley ve Potter çifti, orta sınıf bir İngiliz ailesini anımsatıyor.