Aralık-2017 de başlayan yolculuğum 8 Mart 2018 tarihinde sona erdi. Kısa aralarla 3 ay 8 günlük seviyeli ama kaprisli birlikteliğimiz biteli bir hafta olmasına rağmen zihinsel birlikteliğimiz devam etti ve bu kez de ne / nasıl yazılır bu kitaba dair diye eşinip durdum. Nihayet karşınızdayız efendim. Ne yazmış Joyce? Ne anlatmak istemiş? Niçin böyle bir tarz denemiş? Öyle bir kitap yazayım ki, yetmez yahu, dur hele, onu öyle bir dille yazayım ki okuru halı misali duvardan duvara çarpıp iyice bir tozunu attırayım diye yazmamış olsa gerek.

Kısa yoldan konuya girsem, diyeceğim şu olurdu: “Kurguya murguya çok takılmayın, yaratıcılığın keyfine varın. Ha bir de ne hissediyorsanız, okuduğunuz ne çağrıştırıyorsa, zihninizin edebiyat havuzundaki hangi imgeler/motiflerle eşleşiyorsa onun peşine düşün ya da o şenliğin keyfine varın. Zira karşınızda dört kol çengi bir “şenaze – funferal” var efendim, yani şenlikle cenazenin sanatsal tablosu. Arka plan yoğunlukla İrlanda tarihi ve politik tarihi olmak üzere Adem’den Havva’ya, Babil Kulesine; edebiyatın üstatlarına, mitolojiye, tiyatroya, hukuka, müziğe, günlük hayatına dair ne varsa; dört kol çengi diye boşuna demedim yani… Lakin bütün bunların anlatım dili İngilizce gibi görünse de, canlı ve ölü dillerin sesletimleri kullanılarak, yetmez o söyleyişler evlendirilerek oluşturulmuş kelimelerle kurulmuş cümlelerle anlatmış derdini Joyce yani Joyceca. Aslında tam olarak anlatmış mı? Bunu da söyleyemem, çünkü kitabın nevi şahsına münhasır bir akışı olsa da, “ya bu ne anlatıyor” diye kalakalmanız çok muhtemel. Özetle normal -şerbetli olduğumuz- bir edebiyat metni yok karşımızda Sevgili Okurlar. En minik örnekse, İrlanda Radyosu’nun yayın frekansı olan 2RN’yi bile kelime olarak almış metne, düşünün artık!

Peki kimin cenazesi bu? Tim Finnegan adında bir duvarcı ustası var, duvardan düşüp ölüyor. Onun için bir cenaze töreni düzenleniyor. Bu cenaze töreninde içki içilebiliyor. Bir de pub / bar var, bu barı, baba, anne, ikiz oğlanlar ve bir kızdan oluşan 5 kişilik bir aile işletiyor, olaylar da bunlar arasında ve bunların temsil ettiği motiflerle anlatılıyor. Bir ara, barda ölen adamın üstüne içki dökülüyor ve Tim Finnegan uyanıyor ama başka biri olarak. Okuduğumuz olaylar muhtemelen Tim Finnegan’ın zihninde geçmektedir. Çok detaya girmeyeyim kaybolma ihtimalim var…

Geleyim Finnegans Wake’in “edebikodu”suna – bunu ben uydurdum; onca kelimeyle boğuşunca ister istemez okuruna da bulaşıyor böyle hinlikler. Joyce bu kitabı 17 yılda (1922-1939) tamamlamış ama epeyce de bunalmış. Bu sırada pek çok hastalıkla uğraşmış, üstüne bir de savaş yıllarını koyarsak sıkıntılı bir süreç olduğu anlaşılır. Hatta bir ara başka biri mi tamamlasa diye düşünmüş. Hatta haftanın günleriyle şöyle tanımlamış bu sıkıntılarını: Moansday (İnlemegünü), Tearsday (Gözyaşıgünü), Wailsday ( Figangünü), Thumpsday (Çarpıntıgünü), Frightday ( Dehşetgünü), Shatterday ( Dağılmagünü)…

James Joyce biyografilerinden birini yazan Andrew Gibson: “FW eşi benzeri olmayan bir başyapıttır. Onunla başa çıkmayı denemiş insanları büsbütün afallatıp yılgınlığa sürüklemiştir. Aynı zamanda kendine özgü bir hayran kitlesini, ‘Wakeçiler’i yaratmıştır.” diyor ve Joyce’un arkadaşı Nino Frank’ın bu eser için yaptığı tanımı ekliyor: “görkemli bir çalışma, Paskalya Adası veya Carnac’ta bulunan anıttaşlara benzer bir anıttaş”.

Gerçekten de edebiyat dünyasında bir Everest varsa, bunca detayla örülmüş bir metin onun zirvesidir sanırım. Taklit edilemez olduğu aşikar. Hangi “deli” uğraşır da böyle bir metin çıkarır bir daha bilemem. Ancak aynı biyografide İngiltere’ye açtığı kişisel savaşını da temsil ettiği belirtilmiş. Evet bu eseri İngilizce yazmış ama epeyce oynanmış bir İngilizce ile. Okurken fark ediyorsunuz ki “normal” yazılmış cümleler çok az. Joyce, T.S. Eliot’a şunları söylemiş: “Onların hiçbiri bana ne yazacağımı, nasıl yazacağımı dikte ettiremez. Evet, bu benim isyanımdır. İngiliz geleneklerine ve İngiliz edebiyatına; budur benim yeteneğimin esas kaynağı.

Finnegan Uyanması (Finnegans Wake)’ndan, “döngünün” kitabı olarak da bahsediliyor. Kitap 4 ana bölümün kapsadığı toplam 17 bölümden oluşuyor: 1- Teokrasi 2- Aristokrasi 3- Demokrasi 4- Kaos… Şöyle bir düşündüğümüzde her yıkım sonrası yeni bir düzen oluşuyor iyi veya kötü, ondan sonra tekrar kargaşa kan, savaş ve böyle devam ediyor. Kitap boyunca pek çok nokta işareti kullanmışken, kitabın son cümlesini yarım bırakıp nokta da koymaması bunu simgeliyor olsa gerek; döngü halen devam ediyor çünkü insanlık yok olmadı ya da dünya yerle bir olmadı gibi…

Kişisel okuma tecrübeme ve hissettiklerime gelirsem; evet oldukça yorucu, yılgınlık uyandırıcı ki birkaç kez ara vermek zorunda kaldım, ne okuduğunuzu gerçekten anlayamadığınız ama aralarda eğlendiğiniz, “vay nasıl laf sokmuş”, “eh bu da fazla kaçmış, bu kadar da doğal olunmaz ki canım” dediğiniz yerler kadar, iki üç satır yazdığı kimi cümlelerle de sizi sarmalayan, hayran bırakan, düşündüren bir ademoğlu bu Jim. Bu eser için ayrıca genel anlamda da şunu düşünüyorum: Çoğumuz edebiyat derslerinde “sanat halk içindir” ve “sanat sanat içindir” akımlarını duymuşuzdur. İşte bu eser, sanat sanat içindir kapsamında değerlendirilmeli. Nasıl ki insan, yaratılmışların en donanımlısı en üstünü ise, bir yazarın / sanatçının da o kapsama giren bir eseri olabilir. James Joyce’un Finnegan Uyanması, böyle de düşünülebilir. Buradan hareketle belirtmek istediğim önemli bir nokta daha var. Bir yazar her eserini okurunu memnun etmek üzere veya onun anlayacağı seviyede yazmak zorunda değildir bana göre. Kimi eserini / eserlerini de sanatını konuşturmak ve benzersiz bir yapıt ortaya koymak için de yazabilir ve yazmalıdır da. Çünkü yazmak, yaratmak ise bu davranışın yadırganacak bir yönü yoktur. FU Joyce’un kişisel olarak da amacını ve kaygısını yansıtan bir eser. Nasıl ki Picasso’nun savaş karşıtı ünlü tablosu Guernica’nın her bir parçasını anlamaya çabalarken aslında tek bir mesaj verdiğini “bütününe” baktığımızda çıkarıyorsak, Joyce’un bu kitabına da böyle yaklaşmak doğru olur kanısındayım.

Bu kitabı, ancak ve ancak sabırla tecrübe etmeye gönüllü okurlara önerebilirim. Aksi, okuru kandırmak olur. Sebebini başta da söylediğim gibi, normal edebiyat kurgusu taşımıyor. Zamanınızı alıyor. Eğlendiriyor. Düşündürüyor. Didişiyor. Bendeniz bu tecrübeyi yaşadığım için mutluyum. Neden? Çünkü bu eserle ilgili afaki değil bilerek fikir beyan edebileceğim için. Çünkü her kitap, onu okuyana, okuyanın donanımından sebeple başka şeyler hissettirir veya düşündürür. F/U, okurken size ne çağrıştırıyorsa O’dur.

 

Kişisel düşüncelerimin yanı sıra verdiğim kimi bilgilerin kaynakları; 1- Kitabı olabildiği ölçüde başarılı çeviren ve bu kitap özelinde iki ödüllü çevirmeni Sevgili Fuat Sevimay’ın Finnegan Uyanması Atölyesi 2– YKY den çıkan Andrew Gibson’ın kaleme aldığı James Joyce biyografi kitabıdır. Bu kitabı, Joyce’u ve eserlerini tanımak için çok rahat okuyabilirsiniz. Kabalcı Yayınları’ndan çıkan Richard Ellmann’ın yazdığı biyografi ise çok daha kapsamlıdır.

Daha önce Joyce okumamış olanlar için ise ana eserlerinin okunma sırasını şöyle verebilirim ki bu, sizi bir sonraki eserine hazırlamaktadır: 1- Dublinliler (Öykü ) 2- Sanatçının Portresi (Otobiyografik Roman) 3- Ulysses (Roman) 4- Finnegan Uyanması (Roman)

 

Bu eseri dilimize ciddi bir emekle çeviren Fuat Sevimay’a ve kaliteli basarak bizlere ulaştıran Sel Yayınlarına içten teşekkürler.

 

Finnegan Uyanması, James Joyce, Çev: Fuat Sevimay, Sel Yayıncılık, 2016.

 

Paylaş
Önceki İçerikThomas Bernhard’in “Yürümek” ve “Evet” Anlatıları Üzerine Kıvranışlar…
Sonraki İçerikAşkın Mektup Hali
Avatar
1966 İstanbul doğumluyum. Kandilli Kız Lisesi mezuniyetimden sonra 7 yıl Osmanlı Bankası Şişli Şubesi'nin Türk Lirası ve İhracat bölümlerinde çalıştım. 1992 yılında evlendim, işimden istifa edip üniversite sınavlarına hazırlandım. 1994 yılında Marmara Üniversitesi İngiliz Dili ve Eğitimi (İngilizce Öğretmenliği) Bölümünü kazanıp 1998 yılında mezun oldum. Aynı yıl kendi isteğimle Beşiktaş'ta devlete ait bir İlköğretim okulunda 13 yıl kadrolu öğretmenlik yaptım. Çalıştığım bu sürede Bahçeşehir Üniversitesi'nde Eğitim Yönetimi yüksek lisansımı tamamladım. 2011 yılında yine kendi isteğimle emekli oldum. O yıldan beri çok sevdiğim okuma eylemime tam zamanlı vakit ayırmaktayım. Seyahat etmek, fotoğraf çekmek, okuduğum kitaplara yorumlar yazmak diğer ilgi alanlarımdır.