“Öğütler ancak öğüt verene yararlıdır.

O da vicdanındaki yükü hafiflettiği için”

Rodney William Whitaker

 

Şibumi, XX. yüzyılın dünyasını anlatan, yer-zaman çeşitliliği ile zenginleştirilmiş, bazı fantastik ögelerin de yer yer romana daldığı bir “Go” oyunu aslına bakarsanız. Trevanian, batının “Sokrates Etiği” ile doğunun “Sabi” anlayışını ustalıkla harmanlamış kitapta.

Dünya ırklarını, kendilerine has özellikleriyle anlatan bir roman! İnsanın iyilik ve kötülüğünü birlikte ele alarak çok çarpıcı bir şekilde anlatıyor üstelik! Alabildiğine ikiyüzlülüğü anlatıyor! Onur, şehvet, arzu, açgözlülük, sadakat, sadelik, hırs, kibir, en önemlisi saflığın-temiz kalpliliğin ve neredeyse olumlu-olumsuz tüm insan duygularının romanı! Bir kendini terbiye etme (arınma değil) romanı! Tüm bunların sonunda duygularını iyi analiz edebilme ve doğru ifade edebilmenin de romanı!

Aynı zamanda sistem, savaş, terör, silahlanma, kapitalizm, komünizm ve fosil enerji karşıtı bir roman. Mutfağında epey titiz bir çalışma var, hem de bilimsel çalışma. Günümüzden yaklaşık 200 bin yıl önce yaşayan bir insan türü olan Homo Neandertaller’e ve Neandertaller’in kan gruplarına (O Rh-) kadar uzanan hem de. Kitap ayrıca, kurgu ve üslubu sayesinde birinci ve ikinci paylaşım savaşlarının nedenleri ile ülkelerin savaştaki rollerini o kadar iyi irdelemiş ki, bu savaşlara ait kafanızda oluşan soru işaretlerinin çoğuna kolayca yanıt buluyorsunuz.

Şibumi’nin anlamı ile başlayalım incelemeye. Sıradan görünümlerin altında yatan gizli üstünlükleri anlatıyor Japonca’da. Günlük hayatta en kör olduğumuz nokta burası değil mi sizce de? Yazar işte tam buraya dokunuyor. Gözlerimizi fal taşı gibi açmamızı sağlıyor, daha doğrusu yaşama dair panoramik bir pencere aralamaya çalışıyor zihnimizde. Göremediğimiz gizli üstünlüklerimizi somut kılmak tüm çabası.

Şibumi, o kadar doğru bir söz ki, cesaretle söylenmesine gerek yok; o kadar dokunaklı bir olay ki, güzel olmasına gerek yok; o kadar gerçek ki, sahici olmasına gerek yok,” diye açıklanıyor. Şibumi, bilgiden çok anlayış, ifade dolu bir sessizlik, kendini kanıtlama gereği duymayan bir alçakgönüllülük (sabi), pasif olmayan büyük bir ruhsal rahatlık demek. “Bir insanın kişiliğindeyse… nasıl söylemeli… hakimiyet peşinde olmayan otorite mi? Onun gibi bir şey.” İşte roman hakimiyet peşinde olmayan kişisel bir otoritenin romanı gerçekten de.

Kitabın sayfaları arasında ilerlerken yazarın bir antropoloji profesörü olduğuna yemin edebilirsiniz. Yarısından sonraysa bir CIA ajanı olduğuna! Asıl adı Rodney William Whitaker olan yazar, sinema, radyo ve televizyon oyunları için kalem oynatan bir profesör. Bilimsel makalelerini ve kitaplarını gerçek ismiyle yayınlamış. Yazarın birçok mahlası var. Nicholas Seare, Benat LeCagot, Edouard Morin ve tabii Trevanian.

Trevanian, kendini gizleyen de bir yazar aynı zamanda. Romanlarının sinemaya uyarlanması için gelen birçok teklifi geri çevirmiş. Kızı Alexandra Whitaker bir söyleşisinde diyor ki; “Babam uzun yıllar üniversitede hocalık yaptı ve akademik yazılarını, kitaplarını gerçek adıyla yayınladı. Bir karışıklık olmaması için de romanlarında başka isimler kullandı. Babam gerilim, polisiye gibi türlerde Trevanian adını kullandı. Fakat aklında aşk, western, korku gibi başka türlerde de yazmak fikri hep vardı, çünkü belirli bir türün sınırları içinde sıkışıp kalmak ona göre dünyanın en sıkıcı şeyiydi.”[1]

Yazdığı roman çeşidine göre değişik bir mahlas kullanması epey ilginç doğrusu. Yazarken, içine girdiği roman türünün kişiliğine bürünüyor sanki.

Nicholai Hel karakteri, yarı Rus yarı Alman asıllı, Şangay’da doğmuş ve bir Japon general tarafından büyütülmüş, “Go” oyununu çok iyi oynayan, yedi dili anadili gibi konuşabilen, Hoda Korosu’na (çıplak elle öldürme yöntemi) hakim, kalem ve kartla çok basit biçimde insanları öldürebilecek yeteneğe sahip özgün ve karmaşık bir karakter.[2]

Yarı fantastik diyebileceğimiz başkarakter Hel’in vatansız olması, kurgu gereği ve çok güzel bir yere oturtuyor kurguyu. Hel’in en yakın arkadaşı, Cagot ise, Fransa’nın Bask bölgesinde yaşayan bir Neandertal. Neandertaller’in Slav ırkla akrabalıkları bilinen ve bilimsel olarak gösterilen bir durum. Hel’in, Rus asıllı bir annenin çocuğu olması ve yemyeşil derin bakışları, kurgunun da bu bilgi ışığında oluştulduğunu gösteriyor (yıllar yıllar önce Neandertaller’le Homo Sapiensler’in eşleşmeleriyle mavi ve yeşil gözlerle açık ten Neandertaller’den –Kafkaslar’da ve Kuzey Avrupa’da yaşamışlar- Homo Sapiensler’e aktarılmış, böylece kuzey ülkelerinin insanları renkli gözlü ve açık tenli olmuş). [3]

Romanda, Neandertaller’ den bahsetmek mağaracılıkla, mağaracılık da Şibumi öğretisiyle kurguyu zirveye ulaştırıyor. Çünkü mağaracılık bu öğretiye en uygun spor kanımca! Sabır ve sebata ulaşarak kendini terbiye etmeyi başarmanın da yollarından biri! Hel, orada aydınlanıyor ve rakiplerine karşı gizli bir üstünlük sağlıyor. Bununla birlikte mağaracılığı tek başına yapması da mümkün değil. Mutlaka bir eşe gereksinimi var. Bu durumda Hel’in imdadına Cagot yetişiyor. Ayrıca, Eflatun’un Mağara Alegorisi’ne çok güzel bir gönderme olduğunu söylemek yanlış olmaz. Travenian, Cagot’un, Hel ile birlikte mağaraya girmesinde de “Mağara Alegorisi’ni” çok iyi kurgulamış açıkçası.

Romanda, varlık nedenleriyle birlikte tüm bağımsızlık yanlısı örgütlerin (Tamil Gerillaları hariç FKÖ, İRA vs.) isimleri tek tek geçiyor. Birleşmiş milletlerin veto hakkı olan beş daimi üyesi ( ABD, İngiltere, Rusya, Çin ve Fransa) romanın esasını oluşturan ülkeler. Kurgunun özellikle bu beş ülke üzerinden ilerlemesi, yazarın ustaca romana uyarladığı “Go” oyununun bir parçası.

Ana şirketin çekirdeği doğal olarak Amerika’daki petrol zengini, iki aileye çıkıyor.

Yazar kitabında, para için insanlığa sığmayan her türlü pis işin yapıldığını ve yapılabileceğini gözler önüne berrakça seriyor.

Romanda her ulus kendine uygun bir karakter ile tanımlanıyor, böylece kitabın şirazesi de sağlama alınıyor. “Amerika halkı alt tarafı Avrupa’nın istenmeyenlerinden, orada başarı sağlayamayanlardan oluşmuş bir halk. Bunu düşününce onları masum saymamız gerekir. Bir sırtlan kadar, bir çakal kadar masum. Evet tehlikeli, evet hilekar … ama günahkar değil.” gibi.

Şibumi için “Edebi niteliği olmasa da” diye pek çok eleştiri okudum. Bu düşüncelere katılmıyorum. Kurgu kesinlikle çok özel! Çok kapsamlı. Bir duman gibi yayılarak, genişleyerek ve büyüyerek dünyada tüm olanı biteni anlatıyor. Duygu ayrımları ve nitelemeler çok vurucu. Sürükleyici. Serbestlik ve özgürlük vurgusu olağanüstü.

Yazarın, kurguyu “Go” oyununa göre ustalıkla geliştirmesi de hayran bırakıyor okuyucusunu.

Şibumi’ nin, “Go” oyununa göre kurgusu:

1- FUSEKİ: Oyunun açılış bölümüdür, üzerinde oynanan tahtanın tümü göz önüne alınır. Romana uyarlarsak; Hel’in büyümesi tanıtılması tüm dünya (üzerinde oynanan tahta) ülkelerinin ulusal, kültürel ve ırksal ayrıntılı tanımlanması.

2- SABAKİ: Güç bir durumdan çabuk ve esnek bir manevrayla kurtulma çabası. Romana uyarlarsak; mağaracılık yetilerini geliştirme. Sabi’ye ulaşma ve aydınlanma. Etik değerleri tazeleme. Gizli üstünlüklerin keşfi!

3- SEKİ: Nötr bir durum olup taraflardan hiç birinin avantajı yoktur. Romana uyarlarsak; Hel ve Hana’nın, Diamond ve ekibini misafir etmesi. Diamond’ un abisine karşılık Hannah’nın yitirilmesi.

4- UTTEGAE: Bir özveri hamlesidir. Rizikoludur. Romana uyarlarsak; Hel’in ilkelerinden vazgeçerek (özveri), İngiltere’ye gidip “Kara Eylülcüler’e,” karşı hakimiyet peşinde olmadan, usulca üstünlük sağlaması.

5- TSURU NO SUGOMORİ: Taşların yuvalarına çekilmesidir. Rakip taşların zarif bir manevrayla ele geçirilmesidir. Romana uyarlarsak; zarif bir manevrayla, Diamond ve ekibinin halledilmesi ve Hel’in şatosuna dönüşü. Bu bölümde yazar Hel’e, oyunu kazandırmıştır ama oyunu kazanmasını sağlayan birçok önemli taşını da kaybettirmiştir aynı zamanda. Bana göre, tüm kitap kurgusu bu bölüm için oluşturulmuş. Kanımca yazar, bir savaşın kazananı yoktur, kaybedenleri vardır diyor.

Romanın en acı yanı, İngilizlerin uçağı yok etmeyi (para kaybını) göze alamayıp, genç -yaşlı tüm “İşi bitmiş” casusları ortadan kaldırmalarıydı. Yazar bu bölümde, çok gerçekçi ama bir o kadar da distopik şekilde vermek istediğini, en vurucu haliyle kurguya yerleştiriyor.

Geniş bir çerçeveyle baktığımızda, toyluğu, saflığı, temizliği ve gençliği simgeleyen Yahudi kız Hannah. Yine bir ironiyle anlatıyor yazar bu durumu da. Hannah, yaptığı planla teröristleri öldürecek ama hiç kurnaz ve hin değil. Trevanian, Hannah karakteriyle okuyucusuna seslenerek, “İyiyi, kötüyü, güzeli, çirkini, doğruyu, yanlışı ve tüm karşıtlıkları içimizde barındırıyoruz,” diyor ve ekliyor, “İçinizdeki gizli üstünlükleri öne çıkarmak tamamen sizin elinizde.” İnsan ne kadar sade olmaya çalışsa da (Hel gibi sabi eğitimi almış üstün yetenekleri olan ve bu sadeliği uygulamak için en yatkın kişi bile bunu uygulamak için zorlanırken), “Sadelik için ancak çabalayabiliriz ama arzularımız, yaşamın özünü yakalamamızdaki en büyük engeldir diyerek sözü şöyle bitiriyor beşer, şaşar.”

 

Kaynaklar:

[1] egoistokur.com

[2] Artfulliving.com.tr

[3] bbc.com

Trevanian, Şibumi, Çev: Belkıs Çorakçı Dişbudak, E Yayınları, 1999.