Azhar, o zamanlar korkak değildi, çocuktu. (s.11) Kitabın ilk cümlesi çocukluk psikolojisine atıf ve beraberinde III. anlatıcının olayların ne olup ne olmayacağını ben bilirim iması ile başlıyor.

Neresi olduğu bilinen ama kurgu diye yansıtılan bir mekânın içinde yaşananların olay örgüsünü barındıran Koz romanı, okuyucuya ‘neresi olduğumu bul’ çağrısı yapacak kadar gerçeği işlemiştir. Siyasal bağlamı, fiziki konumlanması ve gerçeğe dönük göndermeler romanın kurgunun öteye taşınmasını ve tanıklık ettirici bir metin bütünlüğü olmasını sağlamıştır.

Romanı okuyanların en çok da denk geleceği mekandır …Bin şehri. Hemen hepimizin bileceği ama ismini eksik söyleyeceği ve bu eksikliğin belki de Azhar’ın korkulardan kaynaklanacağı bir eksik bırakma eylemi. Yaşananlar yaşanmıştır ama siz yine de neresi olduğunu dillendirmeyin vurgusu: Karanlık ağır bir külçe olmuş, hiç de yabancılık duymadığı şehre iyice yerleşti. Azhar, telaşsız, üzümlerinin yemekle meşguldü. Birazdan çatışmalar başlayacaktı, uzaktan ya da yakından. Bu kısmı belirsizdi. Çatışmalar her zamanki gibi saatinde başlayacaktı. İşte bu kısmı belirgindi. Bunu artık “… Bin” şehrinde yeni doğan bebekler dahi biliyordu (s. 12).

Mecburlardı. Sanki bir araya gelmezlerse hayat onlara adaletsiz davranmış olacaktı. Sanki bu bir araya geliş ve piniker oyunu ölüme bir çare bulmaydı. Ancak bir ölüm onları oyunlarından edebilirdi ve şimdilik bu ölüm gündemde yoktu. İleride olacak mıydı? (s. 20) Dıştan kopuk bir kendi içindelik yaşayan kahramanlar, bir distopik mekân ve olaylar bütünlüğü içinde kendilerini kendilerinde var eden bir edim içerisindeler. Bu içerisindelik dıştaki baskıcılığı ve yok ediciliğe karşı paralel bir yaşam yolu oluşturmuş ve yaşam sürmektedir.

İki farklı biçemle yazılan romanın ilki o anlatıcı iken diğer bölümde ise ana karaktere dıştan yapılan gözlemle oluşturulan sen anlatıcısıdır. Bu bölümlerde ana karakterin dışsal bir bakışla anlatılması, beraberinde çözümlemeci bir yapı da oluşturmuş ve romana farklı bir boyut kazandırmıştır. Bu iki bölümlülükte bir yandan geniş mekanda …Bin şehri, diğer bölümde ise dar alanda Azhar’ın anlatıldığı bölüm çift akışlı roman özelliğini canlı tutmuştur.

Romanda yer yer, yer alan gözlemler, toplum içinde yaygınlaşmış yanlışlıkların eleştirel imasına değinmekte ve birey-toplum-inanç bağlamına ilişkin işlenişler barındırmaktadır: Kendi kendine Kuran okumaya başlamış, uzun yıllar sonra hatmetmişti ama bunca yıl okumasına rağmen hâlâ tek kelimesini anlayabilmiş değildi. Önemli de değildi onun için, okuyordu ya, yeterdi. Gerisi inanmaktı. (s. 24)

…Bin şehrinin gerek kurgu gerekse gerçeklik yönünden neresi olduğuna ilişkin vurgulayıcı bir imlemenin olmaması, okuyucunun burasının neresi olduğuna ilişkin akıl yürütmelere başvurmasını gerekli kılmış: Sınır kenti, yasak dil, dinlenmesi yasak kasetler… tüm bunlar birleştirildiğinde sanırım mekanın kaba taslak bir şablonu oluşur okuyucuda.

Romandaki anlatımlar salt bir olay akışı şeklinde değil yeri geldiğinde karakterlerin davranışsal yönlerine de değinmiş ve derin yapılı bir yaratım oluşturulmuş: Sabah okula gittiğinde sınıftakiler susarak derse hazırlanırken Saim Öğretmen, Mesude’yi çağırdı ve onu dün kimin dövdüğünü sordu. Mesude, sınıfın bütününe baktı. Kalemiyle oynayanlar, defterinden sayfa yırtanlar, sıraya bir şeyler çiziktirenler ve dayak atanlar da ona baktı. Kimse pis pis sırıtmadı, ağızlarında tükürükle gezinmedi, ağızlar kupkuru kaldı ve beklediler. (s. 47) Mesude’nin çocuk algısıyla yorumladıkları anlarından bir an iken sevişmelere, ağlayışlara ve roman boyunca devam eden masa başı oyunun arka fonu silah sesleridir. Kanıksanan, ötelenen ve sıra bize ne zaman gelecek ikircikliğiyle…

Romanın örgüsüne eşlik eden çatışmalı durum, karakterlerin yaşam eyleminin belirgin belirleyici olmuştur. Evlilikler, öğrencilik, umutlar, amaçlar… savaşlılıkla çizilirken yaşam devam eder ve kişiler ölüme/öldürmeye teğetlikte yaşarlar. Yasaklandığı hissedilen bir dilde ve dayatmaların sertliğine bulanmış bir girdap…

Romanın uzun bir kesitselliğe denk gelmesi, karakterlerin ve olayların sürerliliğini de belirlemiştir. Çocuk karakterlerin akışın sonlarında değişen yaşamları, siyasal ve eylemsel eğilimleri okuyucuya geniş bir skala sunmakta ve dönem sonu doğurguların gerçeğe dair yordamalar sunmasını sağlamıştır. Ve tüm bunlar olurken kaotizmi seyrelten ironik anlatışlar yaşamın kasvetini dağıtmaktadır …Bin şehrindeki …Binlileri.

Ben anlatıcı dilinin kullanıldığı ve her kahramanın kendini kurguladığı ve anlattığı bölümlerde, içsel bakış açısının olanaklarını buluruz biz okuyucular. Bağlamlar, gönderimler ve bunların bütünlüğü roman için köprüler kurma işlevi görür ve tümlük sağlanır. Özellikle Nevaf karakterinin kendini tanıttığı bölüm taşı gediğine oturtan bir yöne sahip. Salt tekillik, salt öz…

Belirsizliklerde, yeniden adlandırışlarda sürdürülen “Sen Anlatıcılı” bölümlerin ana anlatıcının kendine ayna tuttuğu bölümlerden oluşuyor. Dıştan içe bakan bu yöntemin üstün yanıysa dışın iç hakkında bildiklerinin çokluğu… Bu çoklukların anlatışında kullanılan dilin kendineliği, bu bölümlerin kitabın diğer bölümlerden farklılaşmasını ortaya çıkarmıştır. Bu bölümlere yer yer konumlandırılan ütopik düşünüşlerse romanın kurgusuna çeşitlilik katmıştır.

Çatışmalar, faili meçhuller, şehir/dağ olgusu, içine düşülen tetikçilikler, düşler ve kâbuslar, Koz’un içeriğini doldururken dışında okuyucu alımlaması kendini var eder: İnsan, neyliğindir? diye…

Haritaları açıp baktığımızda renklerle ayrıştırılan coğrafyalar görürüz. Kimileri Afrika gibi cetvelle pir û pak çizilirken kimileri çekiştirilmiş kağıtların yırtılışları gibidir… Ancak çok az coğrafya kansız ve çığlıksız atlatmıştır geçmişini.. Var olan ve olmuş olan …Bin şehirlerinin burgacında yitirilmiş düşler ve düşlemcileri ortaklığıdır belki korku….

O korku evrilip de Koz’a misafir olduğunda belki de …Bin şehri uğuldar binaların altından: Ben ölüyüm, ben ölüyüm!

Karanlıkta ve karanlıkta…

 

Koz, Abidin Parıltı, Doğan Kitap, 2019.

Paylaş
Önceki İçerikKirpi Mesafesi
Sonraki İçerikMehmed Uzun Kürt Edebiyatının Diplomatıydı
Avatar
2010 yılında Kocaeli Üniversitesi Türkçe öğretmenliğini bitiren yazar daha sonra Mardin Artuklu Üniversitesi Kürtçe Öğretmenliği Tezsiz Yüksek Lisans (2014), Anadolu Üniversitesi Sosyoloji (2016) ve son olarak 2016’da Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesinde Çocuk Edebiyatı üzerine yüksek lisans yaptı. Daha önce Cins ve Notos dergilerinde birer öyküsü yayınlanan yazar halen bir internet sitesinde eğitim yazıları yazmakla birlikte; şiir, kısa öykü, yazınsal deneme ve dil öğretimi üzerine kitap çalışmaları sürmektedir. Yazar, Türkçe öğretmenliğini sürdürmektedir.