Ertelenmiş umutlardır perişan eden insanı.

Samuel Beckett

 

13 Nisan 1906’da, Kutsal Cuma’ya denk gelen günde Leinster bölgesindeki Foxrock’da doğmuştur Beckett, ya da sadece var olmuştur. Beckett için var olmak, başlangıcı ya da sonu gerektirmez. Oradadır, bir yaşam olarak başlamamıştır, fakat yine de oradadır.

Beckett 20.yüzyıl deneysel edebiyatının en büyük öncülerindendir, Joyce’un takipçisi olmakla kalmamış, ilk postmodernistlerden biri de olmuştur. Beckett’ın eserleri hayatıyla paralel ilerlemektedir, özünde sade ve minimalisttir. Önemli olan sözcüklerindeki hiçliği bir bütün olarak anlayabilmektir.

Godot’yu Beklerken 1949 yılında Fransızca olarak yazılmıştır, ilk kez 1953 yılında Paris’de sergilenmiştir. Avangard olarak adlandırılan bu oyun, ülke çapında hızla ün kazanmıştır, 1954 yılında Beckett tarafından İngilizce’ye çevrilmiş ve başka ülkelerde sahnelenmeye başlamıştır.

Peki nedir Godot’yu beklemek? Acımamız gereken Vladimir midir? Yoksa Estragon mudur? Geçmişi hiç olmamış, gelecekleri ise belirsiz kararterlerdir Estragon ve Vladamir, bilinmezliğin ortasında beklemektedirler Godot’yu. Zaman zaman ayrışmalar yaşasalar da varoluş sancıları onları hep bir bütün olarak tutar. Gerçekliğin bütün kesitlerinden uzaklaşmışlar, eylemsizliklerine yenik düşmüşlerdir. Fakat vazgeçmedikleri tek şey vardır; durmak. Çünkü Beckett için durmak, ilerlemenin tek yoludur.

Estragon unutkan biridir, ne yaptıklarını hep unutur, amaçsız gibi görünür, Vladamir’i her dinlediğinde hatırlar bekleyişini ve her gün ilk günmüşcesine beklemeye devam eder Godot’yu. Uyuyakalır Estragon, aklı hep midesinde ya da ayaklarındadır. Varlığı fiziksel bir konuma indirgenmiş haldedir, ayaklarını bir türlü rahat ettiremediği için sürekli şikayet etmektedir. Fakat rahat ettiremediği gerçekten ayakları mıdır?

Vladamir ise Estragon’un tam tersine, düşünsel yanı ağır basan bir karakterdir. Hayalperesttir, umudunu hiç kaybetmez, onuruna ayaklarından daha çok değer vermektedir, arayışları hiç bitmez, bu yüzdendir şapkasının içini sürekli kontrol etmesi.  Varoluşunun özünü aradığından, en büyük gayesi geçmişini hatırlamaktır. Peki varoluşunun bir özü var mıdır? Vladamir’in bu sorusuna Godot bile cevap veremez.

Vladamir ve Estragon’un birbirinden bu kadar farklı resmedilmiş oluşları, ne kadar da aynı olduklarını göstermektedir. Sürekli çatışma halinde olan bu ikili, içten gelen varoluş sancısını iki somut bedene dönüştürmüştür.

Hiçliğin içinden çıkagelen Pozzo ve Lucky ile tanışırlar. Pozzo yaşamındaki her eylemi kutsayan biridir, onun için her eylem bir şölen olmalıdır.

Lucky ise sadece bir köledir, yük taşır. Pozzo ne derse onu yapmak için planlanmıştır. Sistemin içindeki bozuk saattir Lucky, fakat her bozuk saat gibi onun da doğruyu gösterdiği anlar olmuştur,  Pozzo ise onun alarmıdır, çalar durur. Pozzo sürekli saatine bakar, acelesi olduğunu bir yere yetişmesi gerektiğini söyler, fakat bunun ne olduğunu hiçkimse öğrenemez. İkinci yarıda Vladamir ve Estragon’un ağacı yeşermiş, zaman geçmiştir. Pozzo kör, Lucky ise dilsizdir. Değişmeyen şey, beklemektir.

Bildiğimize göre Godot bir çiftlikte yaşamaktadır. Her perdenin sonunda Godot’un gelmeyeceğini bildirmek için bir çocuk seçilmiştir. Koyunlara bakan çocuk Godot tarafından sevilirken, keçilere bakan çocuk sevilmemektedir. Bu hikayeyi biliriz, çünkü Habil öldürmüştür Kabil’i.

Beckett’ın karakterleri ıssız bir yol kenarında bir ağacın altında sıkışıp kalmışlardır. Çünkü varlığın hareket etmesi bir sancıyı dindirmez. Vladamir ve Estragon sürekli bir diyalog halindedir, fakat bu iletişim kurdukları anlamına gelmez. Konuşurlar çünkü konuşmadıklarında varlıklarını hissedemeyeceklerini bilirler. Estragon varlığından vazgeçmek istediği anda bile Vladamir onu “ Godot gelir de bizi bulamazsa?” diyerek vazgeçirmiştir. Estragon, intihar etmek değil, yok olup gitmeyi istemektedir.

Peki gerçekten, kimdir bu Godot? Neden bekleriz onu?

Godot hiç var olmamıştır, çünkü varlığın var olması gerekmemektedir. Godot hiç gelmez, çünkü aslında Godot hep oradadır. Godot, hiçliğin içindeki tek bütündür, Godot sensindir, Godot benimdir.  Yaşama devam edebilmenin tek yolu, içinde bulunduğumuz durum ne denli anlamsız olursa olsun, yaşamın bir anlamı olması gerektiğidir. Godot hiççi bir yaklaşım değil, Godot hiççiliğin bir imkansızlığıdır.

 

“Daima bir şey buluruz, değil mi Didi, bize varolduğumuz izlenimini verecek?”

 

Paylaş
Önceki İçerik“Delirmenin eşiklerinde dolaştım.”
Sonraki İçerikBedii Usta’nın Evlatları
Avatar
5 Eylül 1996’da İstanbul’da dünyaya geldi. Çocukluğu boyunca hep aykırı olarak adlandırıldı. Bu aykırılığın ileride bir hediye olarak ona geri döneceğini biliyordu. Kitapların arasında büyüdü, dayısı sayesinde güzel müzikler dinleme fırsatı oldu. 2014 yılında Sakarya Üniversitesi Almanca Tercümanlık bölümünü bırakarak İstanbul’a geri döndü. Hep hayali olan Amerikan Kültürü ve Edebiyatı bölümünde öğrenim görmeye başladı. Halen devam ediyor. Kalemi eline almaktan çok korkardı çünkü insanın en büyük korkusunun kendisi olduğunu biliyordu. Okudukça yazdı, yazdıkça gelişti. Bu gelişimin hayatının sonuna kadar sürmesini umut ediyor.