Son günlerde “İnsan beynini etkileyen 10 roman”[1] başlıklı yazı ve liste sürekli dikkatimizi çekiyor. Çünkü listenin en başında Goethe’nin[2] “Genç Werther’in Acıları” var. Bu kitabı Edebiyat Klubünde sunmaktan nasıl keyif aldığımızı ve daha sonra bu sunumları bir kitap projesi kapsamında 1000 kelimeyle anlatabilmek için nasıl da çabaladığımızı hatırlattı bu bize. Dehası ciltler dolduran Goethe’yi ve en ünlü eserlerinden biri olan “Genç Werther’in Acıları”nı 1001 değil sadece 1000 kelime ile anlatmaya çalışmanın bu anlamda bize oldukça katkısı olduğu su götürmez.

1001 demişken, Goethe daha 10 yaşında Aesop, Homeros, Vergilius ve Ovidius’u tanır ve “Binbir Gece Masalları”nı okur. Çocukluk döneminde etkilendiği eserler arasında Alman halk efsaneleri de vardır. Edebiyatla erken yaşta ilgilenmeye başlamasının, annesinin gece anlattığı hikâyeler ve neşeli bir Luther – Protestan aileden aldığı İncil derslerinden ileri geldiği de söyleniyor bazı kaynaklarda. Goethe henüz 25 yaşındayken çoktan “Genç Werther’in Acıları” ile şöhretinin doruğuna ulaşıyor, ve sonrasında ne yayınlarsa yayınlasın nerdeyse ömrünün sonuna kadar, Faust’u yazana dek, Werther’in yazarı olarak tanınıyor. Diğer yandan, “mektup roman” türünde yazılan “Genç Werther’in Acıları”nda Goethe’nin hayatından izler var. “Coşku” var “Fırtına” var. Goethe’nin coşkulu anlatımı ile bir fırtına gibi intihara sürüklenmiş Werther var. “Genç Werther’in Acıları” “Fırtına ve Coşku” döneminin eseri ve Goethe de bu dönemin en önde gelen temsilcisi.

Alman edebiyatının ilk olarak Werther ile Avrupa edebiyatı roman sahnesinde yerini aldığı söyleniyor. Bu eserle uluslararası Werther kültü baş gösterir. Kitap bir ateş yakarak daha önce hiçbir Alman kitabının ona kadar ve ondan sonra da vermediği zararı verir. “Werther epidemisi”, “Werther ateşi”, “Werther modası” baş gösterir. Genç beyler kitapta tarif edilen mavi frak ve sarı gömlek giyerler. Werther kolanyası üretilir (Buradaki ticari zekaya da dikkat lütfen!). Genç kızlar Werther’in uğruna intihar ettiği Lotte olmak isterler. Dahası, ne yazık ki, Werther tarzı intiharlar olur. Goethe’nin aşk uğruna intihar eden arkadaşı Jerusalem’in mezarı hac yerine dönüşür. Bu durum bir yıl değil onlarca yıl Almanya, İngiltere, Fransa, Hollanda ve İskandinavya’da devam eder. Goethe kendisi hayattayken Çinlilerin dahi Werther ve Lotte’yi resmettikleri porselenler ürettiklerinden bahsedilir. Ama Goethe’nin asıl  kıvanç duyduğu Napoleon ile karşılaştıklarında Napoleon’un kitabı birçok kere okuduğunu söylemesi olur.[3] Werther’in etkisi sadece bir moda olarak kalmaz elbette. Örneğin, Steinbeck’in “Tatlı Perşembe”sinde Genç Werther’le karşılaşırız. Thomas Mann Goethe’ye karşı yoğun sempati duymuş ve “Genç Werther’in Acıları”nın bir devamı olarak görülen “Lotte in Weimar” (Lotte Weimar’da) isimli romanında Goethe’yi yaşatmıştır.[4]

Goethe’nin romanı üç ayda tamamlamış olmasına ve doğaçlama yazılmış izlenimi bırakmasına rağmen aslında roman oldukça düşünülerek yazılmış bir eser. Son trajik olaya kadar bütün olaylar, Werther’in dostu Wilhelm’e yazmış olduğu mektuplar, daha doğrusu mektuplardan alıntılar üzerinden aktarılmaktadır.  Alıntılar diyoruz, çünkü paylaşılan mektuplarda selamlama ve veda bölümleri yoktur. Bu nedenle mektuptan ziyade günlük izlenimi verir. Werther’in duygularını analiz etmesi, yaşama dair düşüncelerini paylaşması, olaylardan çıkardığı derslere değinmesi de günlük etkisini güçlendirir. Öte yandan mektupların hayali bir yayıncının derlemesi olduğunu daha da inandırıcı kılmak için yer yer dipnotlarda kasıtlı olarak mektuptan çıkarmalar yapıldığı belirtilir. Romanın etkisini öncelikle diline bağlamak lazım. Görünürde herşey günlük  olaylar, karşılaşmalar üzerine. Yine de kullanılan dil adeta ateşli bir dil. Sorular, ünlemler, ters çevrilmiş ve yarım bırakılmış cümleler söz konusu. Tasvirler çoğunlukla doğayı betimliyor ve çiçek açan ya da ölen, kesilen ağaçlar Werther’in farklı ruh hallerinin yansımasıdır.

Peki kimdir bu Werther? Aşkı uğruna intihar ettiği Lotte, Lotte’nin nişanlısı Albert kimdir?

Werther hayatta ne istediğini henüz anlayamamış genç bir adamdır. Genç Werther doğaya tutkundur, Goethe gibi. Zaten W. şehrine annesi tarafına ait bir miras işini halletmek, biraz da alışılmış çevresinin dışına çıkmış olmak için gelir. Burada doğada vakit geçirir ve çizim yapar. Günün birinde yargıcın kızı Lotte’ye eşlik edeceği bir baloya davet edilir. Werther, Albert’le nişanlı Lotte’ye ilk görüşte aşık olur. Balo sırasında çıkan fırtına, Werther ve Lotte’ye aynı anda Klopstock isimli şairin aynı şiirini düşündürür. O an pencereden dışarıdaki doğa olayını seyrederken derin ruh uyumlarının farkına varırlar.  Ama Albert’in varlığı Werher’i, aşkının umutsuz olduğunun bilincine vardırır ve olay Albert’in silahıyla intihara kadar gider.[5]

Romanın temeli, Werther’in Wilhelm’e yazdığı mektuplardan oluştuğundan, okuyucu Werther’in görünüşü, yaşı ve geçmişi ile ilgili ön bilgiye sahip değildir. Diğer yandan, romandan Werther’in Yunanca bildiğini, tanınmış sanat kuramcılarını ve zamanının önde gelen ilahiyatçılarını tanıdığını anlıyoruz. Düşüncelere dalmayı sever. Bilime karşı şüpheci durur, mantığından ziyade duygularına güvenir. Sanata özel ilgisi vardır; resim yapar, edebiyatı sever, Homeros ve Ossian’ı çevirir. Aslında Werther tartışmasız Goethe’nin kendisidir.

Werther’in sanata ve doğaya olan tutkusu, topluma ve insanların birbiriyle ilişkisine karşı eleştirel bazı yaklaşımlarında yatar. Sadece aşk acısı çekmez. Aynı zamanda sosyal çatışmalara da işaret eder. Werther üst tabakanın halktan uzaklaşmasını eleştirmektedir. İnsanların hiyerarşide bir basamak yükselmek ve prense bir sandalye daha yakın oturabilmek için çabalamalarıyla dalga geçer. Werther, soyun karakter, eğitim ve beceriden daha önemli olduğunu kabul etmez. Tanrısını doğa ve edebiyatta arar. Bununla birlikte dini ve dini pratikleri reddetmez, ateist değildir. Sorun Werther’in kendini hıristiyanlık geleneğine körü körüne adamak için zamanının ötesinde fazla modern olmasında yatar.

Werther’i tarif etmeyen Goethe, Lotte’nin güzelliğini Werther aracılığıyla tarif eder.  Müzik ve dansa tutkundur Lotte. İçinde kendinden bir parça bulacağı romanları okumayı sever (gerçek hayattaki Lotte’nin Goethe’nin romanında birebir kendini bulması da bu açıdan ilginçtir.) Werther bağımsız ve yalnız iken, Lotte yaşadığı topluma güçlü sosyal bağlarla bağlıdır. Goethe, Albert’i Werther’in karşıtı olarak yaratır. Karşıtlık hayata karşı duruşlarında ve kariyerlerinde yatar. Werther görevinde başarısız olmuştur, Albert’in ise iyi bir kariyeri vardır. Werther intiharı onaylarken Albert reddeder.  Werther tutkulu bir kişi iken Albert mantığı temsil eder. Werther’in ruh hali iniş çıkışlar (aynı Goethe gibi) sergilerken Albert hep kendisi kalır. İyi özelliklere sahip olmasına rağmen Albert okuyucuya biraz fazla mükemmel gelir. Albert rasyonel ve tuttuğunu koparandır ancak onda Werther’in coşkusu ve hayal gücü yoktur. Öte yandan, güvenilir ve sakin Albert aile kurmak için daha uygun olan karakterdir. Dengesiz Werther’i bu rolde düşünmek zordur.[6]

Goethe’nin neredeyse 250 yıl öncesi çözümlediği insan davranışları, aradaki köklü ve çok boyutlu değişimlere rağmen güncelliğini korumaktadır. Gerçekten de son derece kişisel bir hikayeden yola çıkmakla birlikte, belki de insan doğasına eğilmesinden, Werther’in hikayesi her an her yerde hepimizin hikayesi olabilir. Kitabın ve Goethe’nin başarısı belki de zamanın ve mekanın üstünde olmasında yatmaktadır ve bunu Goethe’den daha iyi kim ifade edebilir ki:  

“Engellenen mutluluk, sıkılgan davranışlar, yerine getirilemeyen arzular, bunlar sadece bir döneme ait acılar değildir, fakat her insanın yaşayabileceği acılardır. Dahası, herkesin hayatında Werther’in sadece kendisi için yazılmış olduğunu düşündürtecek bir dönemi olmaması kötü olurdu.”[7]

 

[1] http://cadde.milliyet.com.tr/2015/05/25/YazarDetay/1570082/zihin-acan-10

     http://www.edebiyathaber.net/insan-beynini-etkileyen-10-roman/

[2] http://www.edebiyathaber.net/goethenin-hayati-ve-eserleri-sultan-sari/

[3] http://www.goethehaus-frankfurt.de/bildung-und-vermittlung/museum-und-schule/wechselausstellungen/materialsammlung-werther.pdf (erişim: 26.09.2015)

[4] Doğumunun 250.Yılında Goethe, haz. Gürsel Aytaç, yazı: M. Osman Toklu: 161.

[5] http://www.klassiker-der-weltliteratur.de/die_leiden_des_jungen_werther.htm (erişim: 26.09.2015)

[6] http://www.e-hausaufgaben.de/Hausaufgaben/D287-Goethe-Johann-Wolfgang-Die-Leiden-des-jungen-Werther-Analyse-Interpretation.php (erişim: 26.09.2015)

[7] Johann Peter Eckerman: Goethe ile hayatının son yıllarında söyleşiler – Bölüm 244 (http://gutenberg.spiegel.de/buch/-1912/244; erişim: 26.09.2015)

 

Johann Wolfgang Von Goethe, Genç Werther’in Acıları, Can Yayınları, 2007.

 

 

 

 

Paylaş
Önceki İçerikTohum Çatladı; “Akıl Deliği: Anadipsi”
Sonraki İçerikNâzım Hikmet’in “Memleketimden İnsan Manzaraları”nı Yeniden Okurken – 3
Avatar
Fatma Gül Öztürk - Özyaşam Öyküsü 1975’de Ankara’da doğdu. 1993-2000 yılları arasında Stuttgart Üniversitesi’nde  mimarlık eğitimi aldı. İki yılı Almanya’da olmak üzere 2000-2006 yılları arasında mimar olarak çalıştı. 2006-2009 yılları arasında Başkent Üniversitesi, Güzel Sanatlar Tasarım ve Mimarlık Fakültesi’nde Araştırma Görevlisi olarak çalıştı. Doktora derecesini Haziran 2010’da ODTÜ, Mimarlık Tarihi Programından aldı. Eylül 2011’den bu yana çalışmakta olduğu Çankaya Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi’nde Doçent olarak görevine devam etmektedir. Kapadokya, Bizans ve kaya mimarisi üzerine araştırmaları ve yayınları vardır.  Arkeoloji ve Sanat Yayınları tarafından çıkarılan "Kapadokya’da Dünden Bugüne Kaya Oymacılığı" adlı kitabın yazarıdır. Sultan Sarı - Özyaşam Öyküsü 1970 yılında Erdemli'de doğdu. Ortaöğrenimini Silifke Lisesi’nde, yüksek öğrenimini Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde tamamladı. Yüksek lisansını (2004) Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisat programında yaptı. Halen aynı enstitünün doktora programına kayıtlı. Ayrıca ODTÜ Sosyoloji öğrencisi. Gezmek ve fotoğraf çekmek hobileri… Ama asıl tutkusu edebiyat. İyi bir okur olduğunu düşünmekte. "Gezgin Gözüyle Mısır ve Ortadoğu" (2010), "Gezgin Gözüyle Afrika" (2012), "Gezgin Gözüyle Hindistan ve Yakın Asya" (2012) ve "Unutulmaz Gezi Anıları" (2016) adlı çok yazarlı kitaplara yazıları ile katkıda bulundu. Ayrıca edebiyathaber.net  sitesinde yazıları yayınlandı.