Yusuf Serdar Esen

12 Eylül 2018

Bazıları yüz metre bazıları dört yüz metre uzunluğunda, kimi sokak, kimi mahalle kadar büyük, metal yığını ve yüzen ada, gururlu, heybetli, kendinden emin, nazsız, yepelek bir kız silueti gibi, sebat ile sessiz ve kulaklarda tınısız, sükutla, endamlı yüzerler sularda demir mahallesi büyüklüğündeki gros yük gemileri. Kibirsiz öyle soylu, boğazdan geçerken, aça aş, çıplağa giysi, barksıza tuğla-taş ve taşlaşmış kalplere çiçek, yalnız canlara orman taşır sessiz sessiz.

Gros yük gemileri gibi büyük, ağır, sağlam dostlar vardır sessizce hayatımıza dokunan. Sıcak yanlarıyla ısıtan, aydınlık yanlarıyla parlatan, öyle ağır ağır akarlar ömrümüzden güzel dostlarımız. Puslu havalarda sağımızda solumuzda, arkamızda önümüzde oldular ama görünmediler, aslında her yönümüzde hep var oldular.

Ömrümüzün paslı, ağrılı yanlarından yüklenerek bizi sarmalayan naif, asil, katıksız, minnetsiz ve kıymetli dostlarımız!..

Yokluklarında duygulu ve derin ama hengameli, kalabalık yüreğimizde ah vah ederek hatırladık soğuk mühürle işlenmiş adlarını. Boğazdan sessiz, sakin ve bihaber giden gros yük gemileri gibiydi onlar.

Yokluğunda boşluğu bir mahalle insan kadardı. Sarılacağımız bedenleri, sıcaklaşacağımız solukları ve bakacak bir çift gözleri varken belki sarmalamadık gerçek dostlarımızı. Oysa onlar gros yük gemileri gibi usul usul yükümüze ortak olup taşıdılar ömrümüzün parçasını.

Bazıları avuç içi kadar bazıları mezar, bazıları da römork kadar küçük, pervasız, gamsız, kayıtsız, öyle şimşekten beter ve gökten boşalan demir yığınından iğreti, kulak tırmalayan makine sesiyle, arkasında yılan siluetli duman kuyruğu bırakarak, habitatından mutlu tüm gözleri üzerlerine çekerek İstanbul boğazından geçer küçük motorlu tekneler.

Sağımızda, solumuzda; önümüzde arkamızda ruhumuzu çekiştirerek, duygularımızı evirerek, hayatımızı tenya gibi içimizden kemiren, askıntı, gamsız, dost formalı, bir karış yol yürüyemeyeceğimiz yoldaş maskeli ve ömrümüzün sularıyla sürüklenen yosunlar gibidir onlar. Utangaçlığımıza, yolların hatırına, edebimize dişlerini geçirmiş kenelere, engereklere benzer kimileri.

Hayatımızda dostlar vardır birlikte yol aldığımız. Kimi zaman yorgunluğa varırlar. Güçsüz görünmeme çabalarını hissederiz sekerek yürüyüşlerinden. Fark ederiz dost gözlerinden zorluk yaşadıklarını. Bir kolundan tutup omuz verip eş zamanlı yürürken, birlikteliğe, dostluğa kıymet ve anlam yüklemenin hoşluğuyla ruhsal bir doyum yaşarız terlerimizin birbirine karıştığı zorlu yolculuklarda.

Hayatımızda dostlar vardır cisminin yüz katı kadar gürültülü, eski bobinli tekneler gibi, hep yorgun ve acizdirler. Sekerek yürümekten fazlasıdırlar, çakılıp kalırlar bir kolu ve eli açık halde. Yol almanın mecburiyeti, terk etmemenin onuruyla omuz veririz bir koldan. Tam da yürümesini beklerken sırtımıza atlar, kollarını omuzlarımızdan geçirir, ellerini çenemizin altında kenetler ve öylece taşımamızı arzularlar tüm yüklerini. Bulaşıcı bir hastalıktır tembellik, umutsuzluk. Gayretli ruhumuza kene ve engerek gibi dişleriyle kenetlenmiş kamburları söküp bir çırpıda atmalı insan, tilki kadar kurnaz ve tilki kadar aç gezenleri…

Manası, gayesi, hayalleri,onuru ve ütopyası olan insanların hayatınızdan hiç eksik olmaması dileğiyle nice dostluklara…

 

Yusuf Serdar Esen – Özyaşam Öyküsü

1976 yılında Diyarbakır’da doğdu. İlk öğrenimini Diyarbakır, orta öğrenimini Adana’da tamamladı. 1998’ de Dicle Üniversitesi Eğitim Fakültesi Coğrafya Bölümü’nde öğrenciyken, ilk şiirleri ve denemeleri üyesi olduğu DİSED (Diyarbakır Edebiyatçılar ve Sanatçılar Derneği) bünyesinde çıkan Amida dergisinde yayınlandı.

2011 Yılına kadar öğretmenlik yaptı. Daha sonra yarıda bıraktığı hukuk öğrenimini CİU Hukuk Fakültesini bitirerek 2015 yılında tamamladı.

2017 Yılında 20 yılı aşkın süredir üzerinde çalıştığı “Yayın Ağacı Kitabevi” projesini Diyarbakır’da yaşama geçirdi.