Berfin Yavuz

14 Eylül 2018

 

GÜL

Gülün tam ortasında ağlıyorum
Her akşam sokak ortasında öldükçe
Önümü arkamı bilmiyorum
Azaldığını duyup duyup karanlıkta
Beni ayakta tutan gözlerinin

Ellerini alıyorum sabaha kadar seviyorum
Ellerin beyaz tekrar beyaz tekrar beyaz
Ellerinin bu kadar beyaz olmasından korkuyorum
İstasyonda tiren oluyor biraz
Ben bazan istasyonu bulamayan bir adamım

Gülü alıyorum yüzüme sürüyorum
Her nasılsa sokağa düşmüş
Kolumu kanadımı kırıyorum
Bir kan oluyor bir kıyamet bir çalgı
Ve zurnanın ucunda yepyeni bir çingene

Cemal SÜREYA

 

Cemal Süreya 1931’de Erzincan Pülümür’de doğar. Gerçek adı Cemalettin Seber’dir. Cemal Süreya altı yaşındayken aile, Dersim Kürt isyanlarının ertesinde Bilecik’e sürgün edilir. Cemal Süreya o günleri şöyle anlatır: “…Bizi bir kamyona doldurdular. Tüfekli iki erin nezaretinde. Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular. Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar. Tarih öncesi köpekler havlıyordu. Aklımdan hiç çıkmaz o yolculuk, o havlamalar, polisler. Duyarlığım biraz da o çocukluk izlenimleriyle besleniyor belki. Annem sürgünde öldü, babam sürgünde öldü…” (Zuhal Tokkanat’a Mektup, 23/07/1972) Öylesine çok etkilemiştir ki bu yolculuk onu, kimi zaman “Göçebe” olur dizeleri kimi zaman da “İstasyonda tiren oluyor biraz.” Birçok şiirinde “tiren”in olması bundandır belki de. Ayrılığa, uzaklığa gark olup hiçbir yere varamayan bu “tiren”ler Cemal’in çocuk şehrinden mısralarının sürgünlüğüne doğru yola çıkar.

Cemal Süreya İkinci Yeni akımının önde gelen şairlerinden biridir. Gelenekten yenilik yaratan zarif, parıltılı şiirler ortaya koyar. Yeni şiirin modern ressamı olarak karşımıza çıkar. Onun şiirlerinde aşk isyanla bütünleşir. Ona göre şiir kurulu düzene karşıdır. Şiirlerinde sözcüklerin çağrışım güçlerinden yararlanır (Tuncer, 110). Bu doğrultuda Cemal Süreya’nın “Gül” adlı şiirine bakacak olursak, şiirin konusunu bir kadın teşkil ediyor. Mehmet Kaplan, “Gül”deki kadının sokağa düştüğünü ve şairin bu kadını sembollerin en güzeli olan “gül” ve kuvvetli aşkıyla idealize edip yücelttiğini belirtiyor (Kaplan, 238). Ayrıca Mülkiyeliler Birliği ve Bilay- Bilgi Araştırma ve Yönetme Vakfı’nın düzenlediği Bir Cemal Süreya Akşamı’na konuşmacı olarak katılan Mehmet Aydın şöyle açıklamaktadır “Gül” deki kadını: “… Önce bir hayat kadını, akşamüzeri güzel atar; vakit akşamdır, gül atar. Bu simgesel bir şekilde “arkamdan gel” demektir ve arkasından gider şair, beraber olurlar bir gece ve burada hayatın çeşitli safhalarını ve birleşmenin güzelliklerini anlatmaya çalışır…” Bana göreyse “Gül” şiirinde anlatılan iki çeşit kadın vardır: Birincisi herkesçe kabul edilen sokak kadını, diğeriyse şairin kendi annesi, Gülbeyaz’dır. Şair, bir sokak kadınını yani toplum tarafından hor görülen, dışlanan bir kadını “gül” gibi narin ve temiz bir çiçekle sembolize ediyor ve onu şiire sokarak yüceltiyor. Bu da geleneksel şiirin alışık olmadığı bir durum. Hem zaten Cemal Süreya alışılmışın dışındaki konu ve kavramları şiire sokan bir şairdir. Öte yandan belki de şair bu sokak kadının “beyaz” yanında kendi annesini görüyordur. Bilindiği üzere şair, annesini yedi yaşındayken kaybediyor. Annesine çok bağlı olduğundan ona duyduğu aşk birçok şiirinde karşılığını buluyor. Cemal Süreya her kadını biraz annesi gibi seviyor. Annesi, şairin hayatındaki bütün kadınlarda biraz var. Şiire ismini veren “Gül” ve “beyaz eller” belki de annesi “Gülbeyaz”dır. Sokak kadınının attığı gül ve ellerinin beyazlığı bir şekilde şairi annesine götürüyordur belki de.

Şair, şiirin ilk iki dizesinde (Gülün tam ortasında ağlıyorum/ Her akşam sokak ortasında öldükçe) “ölüm” ve “ağlama” kavramlarını iyi ilişkilendiriyor. Ama “Gülün tam ortasında ağlıyorum” derken aslında demek istediği “gün ortası” mı acaba? Ölmek sadece bir kez olur ama ikinci mısradan insan, birkaç kez de ölebilirmiş gibi bir anlam çıkarıyor. Ama tabi ki bu “ölmek” bilindiği anlamıyla kullanılmamış. Her defasında aynı acıyı çekmek ve bu acının tekrar etmesi demek olabilir. Şairi ayakta tutan ve tek ışığı olan gözlerin yavaş yavaş yok olması şairin karanlıklar içinde kalmasına ve kör olmasına sebep oluyor. Bu yüzden de şair önünü, arkasını göremiyor; çaresizlik içinde kayboluyor. Annesini kaybeden çocuk gibi ordan oraya savruluyor.

“Gül” şiirinde ön planda olan uzuvlar, gözler ve ellerdir. İkinci bentte “eller” dört kere tekrarlanan “beyaz” sıfatı ve şaire telkin ettiği güzellik korkusu ile son derece dikkati çeken bir özellik haline geliyor” (Kaplan, 239). “Cemal Süreya’nın diğer şiirlerinde gerek “gül” sözcüğü gerekse de bedenin “gösterilen parçalar”ı erotik çağrışımlarıyla ele alınır. Oysa “Gül” şiirinde böylesi bir çağrışımı yoktur. Gözler ve eller, erotik iletiler verebilen parçalardan çok, duyguyu ileten parçalar olarak betimlenmişlerdir” (Ergül, 61).

“Gül” hassas ve narin bir çiçektir. Kadın da narindir ve her nasılsa sokağa düşmüştür. Kadın ve gül arasında bir ilgi kurulmuş. Ellerin beyazlığının ısrarla dile getirilmesi kadının aklığını ve temizliğini gösteriyor. Ayrıca beyaz çabuk kirlenen bir renktir. Bu yüzden şair korkuyor, çünkü “beyaz” beraberinde kiri ve lekeyi de getirir. Bu da “beyaz”ın yok olmasına yol açar. (Annesi de beyazdı ve erkenden öldü.) Aynı bentte “İstasyonda tiren oluyor biraz” dizesi uzaklaşmayı, ayrılığı ve vedayı çağrıştırıyor. Şairin bazen istasyonu bulamaması da bu elleri (tiren) kaybedip yolunu bulamamasıdır ya da birilerini yitirmesidir. Aslında burada da çocukluğuna bir geri dönüş olabilir; altı yaşındayken trenle yurdundan sürgün edildiğinde bir ara çok sıkışır, trenin durmasıyla birlikte trenden iner ve işemeye başlar. Tam o esnada tren hareket eder ve babası son anda onu kolundan tutup vagona alır. Belki de çocukluğunda yapmış olduğu bu zorunlu ve sıkıntılı tren yolculuğu onun psikolojisi üzerinde derin yaralar bırakmıştır: Terk edilme, yalnız bırakılma korkusu ya da tanıdığı herkes giderken onun bir trenin arkasından kalakalması…

Şairin duyduğu acı son bentte daha çok hissettiriyor kendisini. Sokağa düşen gülü alıp yüzüne sürmesi, yüzünü onunla yunması ve yaşamış olduğu çaresizlik en üst safhadadır artık. Bir de son anda ortaya çıkan zurnanın ucundaki yepyeni bir çingene ona yurtsuzluğunu hatırlatmakta ve yeni bir göçe zorlamaktadır.

Cemal Süreya, bir şairin kişiliğinin şiire yansıması gerektiğini düşünür. Nitekim “Gül” şiirinde de bunu görmek mümkün. Erotik bir şiir gibi görünmesine rağmen bu şiir, şairin çocukluğunda yaşadığı travmaları bir nebze de olsa hissettiriyor bize.

Cemal Süreya her ne kadar halk söyleyişlerini reddediyor gibi görünse de bu şiirde kullandığı “önünü ardını bilmemek, ayakta tutmak, kolunu kanadını kırmak, bir kan bir kıyamet” gibi deyimler günlük dilde de kullanılır.

Cemal Süreya, şiirlerinde şiir dilinin bütün olanaklarını (uyak, ses yinelemeleri, ölçü, ritm gibi) devreye sokarak yoğun bir düzeyde müzikaliteyi yakalar: “tam ortasında, sokak ortasında” ve “ağlıyorum, bilmiyorum, alıyorum, seviyorum, korkuyorum, sürüyorum, kırıyorum” sözcükleri kendi arasında uyaklı. Ayrıca kelimelerin tekrar edilmesi de bir şekilde şiirde bir ahenk oluşturuyor : “ duyup duyup, ellerin beyaz tekrar beyaz tekrar beyaz, bir kan oluyor bir kıyamet bir çalgı…” “kolumu kanadımı kırıyorum /bir kan oluyor bir kıyamet bir çalgı” dizelerinde de “k” sesinin tekrarıyla oluşan aliterasyonu kulak iyice hissediyor.

 

KAYNAKÇA

Aksan, Doğan, Şiir Dili ve Türk Şiir Dili (Dilbilim Açısından Bakış) (5. Baskı), Engin Yayınevi, Ankara, 2005.

Aydın, Mehmet, Bir Cemal Süreya Akşamı, Mülkiyeliler Birliği ve Bilay, Bilgi Araştırma ve Yönetme Vakfı, 2008.

Ergül, Mehmet Selim, Cemal Süreya Şiirinde Bedenin Yazınsallaşması, Bilkent Üniversitesi Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, 2003.

Kaplan, Mehmet, Şiir Tahlilleri 2 (Cumhuriyet Devri Türk Şiiri) (13. baskı), Dergâh Yayınları, İstanbul, 2004.

Tuncer, Hüseyin, İkinci Yeni(ci)ler Sıkı Şairler, Orkun Kitabevi, İzmir, 2005.

 

Berfin Yavuz – Özyaşam Öyküsü

2008 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Türkçe öğretmenliği bölümünü bitirdi. Mardin Artuklu Üniversitesi Kürtçe Öğretmenliği Tezsiz Yüksek Lisans (2012-2013) eğitimi aldı. Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Sosyoloji üçüncü sınıfa devam etmekte.
Türkçe öykü, deneme, lirik yazılar,şiir analizi; Kürtçe öykü ve şiir alanlarında çalışmaları sürüyor. Mardin’de, Türkçe öğretmenliği yapıyor.