Yazar Lavinia Petti ile İrem Uzunhasanoğlu Söyleşisi

4 Mayıs 2018

 

Lavinia Petti’nin tüm Avrupa’da yankı uyandıran romanı Sis Hırsızı Timaş Yayınevi tarafından Türkçeleştirildi, ITEF kapsamında Türkiye’de bulunan yazarımızla Mevzu Edebiyat adına bir söyleşi gerçekleştirdik.

 

Sıcak bir merhaba sevgili Lavinia Petti. Başlamadan önce seni biraz tanıyabilir miyiz? Lavinia neler yapar? Meşguliyeti nedir?

Merhaba, ben henüz otuz yaşıma girdim, Balık burcuyum ki bu da gayet önemli bir detay. Napoli’nin merkezinde, tarihi bir evde altı kişiyle birlikte yaşıyorum. Büyük bir terasımız var buradan şehrimin çatılarını seyrediyor ve o çatıların altında neler olduğuna dair hikâyeler hayal ediyorum. Bazıları harika, bazıları da trajik hikâyeler ve çoğu inanılmaz. Küçük çocuklara İngilizce öğretmenliği yapıyorum, zamanımın neredeyse çoğunu okuyarak ve yazarak geçiriyorum ki bu da benim birçok farklı hayatı yaşamama olanak tanıyor ve bunu çok seviyorum.

 

Kitabın Türkçe ‘ye Sis Hırsızı olarak çevrildi ve büyük bir yayınevi tarafından basıldı (Timaş Yayınları). Yaygın bir şekilde okundu ve çok beğenildi. Peki hiç konuşmadığın dillerde kitabının okunuyor olması hakkında ne düşünüyorsun?

Bilemiyorum… Sanırım hâlâ İtalyanca basılmış olmasının şaşkınlığıyla uğraşıyorum. Çünkü bana hâlâ çok sürreal geliyor. İstanbul’a geliyor olmam bile bir rüya gibi… Bu arada, harika bir his, her yazarın isteyeceği bir şey. Yaşamak için hikâyeleri okunacak.

 

Doktora çalışmalarının çoğu Anglo-Sakson Edebiyatı üzerine yoğunlaşıyor, özellikle de Alice Harikalar Diyarında kitabına. Fantastik detayları ve merak unsurlarını işlerken bu metinden ilham aldığını düşünüyor musun?

Buna hiç şüphe yok. Carroll’un yaratıcılığına her zaman hayran olmuşumdur. Harikalar Diyarı, paralel bir gerçeklikten çok daha fazlasını barındırıyor hatta sanki gerçekliğin bir kopyası. Alis, tavşan deliğinden içeri yuvarlanmaya başladığında aslında farklı bir dünyaya girmiyor, kendi içine düşüyor. Hiçbir şey mantık sınırları içerisinde değil; ama yine de her şey çok mantıklı! Burada Carroll’un bir matematikçi olduğunu da unutmayalım. Bu da tam olarak Sis Hırsızı kitabımın baş karakteri Antonio Fonte’nin başına gelenlere benziyor.

 

Alis’e biraz daha derinlemesine bir bakış açısından bakarsak, kaybolmuş çocukluk ve hayatın karmaşıklığı hakkında neler söyleyebiliriz?

Çocuklarla çalıştığım için çocukluğun insan hayatının en önemli kısmı olduğunu söyleyebilirim. O yıllarda farklı basamaklardan geçerek ilişkilerimizi geliştiriyoruz; insanlarla, dünyayla ve gerçeklikle. Hepimiz hayatlarımızı çocukluğumuzdan kalma anıların üzerine inşa ediyoruz; acıyla, kayıpla ve mutlulukla başa çıkmaya çalışıyoruz. Burada beni en çok etkileyen şeyse küçükken etrafımızda olan biteni tamamıyla anlamıyor, sonradan yaratıcılık süzgecinden geçiriyoruz. Yani bir şekilde anılarımız da sahte. Her şey bize çok büyük ve gizemli geliyor. Büyüdüğümüzde ise o yıllara tekrar dönüp bakıyoruz, hâlâ biraz olsun sihir hissedebiliyoruz; ama anılarımız ağırlıklı olarak gördüğümüz ve duyduğumuz şeyler üzerine kuruluyor. Ve bir insan, duygularının üzerine evrenler inşa edebilir. İşte gördüğünüz üzere birçok hikâye de böyle doğuyor.

 

Aynı zamanda İslam çalışmaları da yapıyorsun. Seni Doğu’ya çeken şey nedir? James Joyce’un “Araby” isimli kısa hikâyesindeki büyülü oryantalizm midir yoksa sadece bir edebi merak mıdır?

İtiraf etmem gerekirse, şansa oldu. Dilleri çok seviyordum, seyahat etme fikri beni cezbediyordu. Egzotik bir şeyler çalışmak istiyordum, anneannemin diploması Türkçe ve Arapça üzerineydi. Sonrasında yıllarca üniversitede ders vermişti. Ben de ikisi arasında gidip geliyordum. Sonunda Micheal Ende’nin bir kısa hikâyesini okuyup Arapça’da karar kıldım. Savaştan önce uzun süre Şam’da yaşadım. Oralara aşık oldum ve İslam çalışmalarına devam etme kararı aldım. Ama savaş birçok şeyi değiştirdi.

 

Romanındaki ana temalardan biri de “hatırlamak ve unutmak”. Bu çağdaş yazarların arasında da çok popüler bir tema. Acaba büyük katliamların ve soykırımların ardından yazdığımız için mi? Unutmak insanlık için bir kaçış noktası mı?

Buna şu açıdan katılmıyorum. Bu, aslında çok eski bir tema. Mağarada yaşayan insanları düşünelim. Sadece hatırlamak değil aynı zamanda hatırlanmak da istediler. Hikâyeleri, korkuları, alışkanlıkları… Bu, başlangıçtan beri insanoğlunun o kadar temel bir ihtiyacı ki, belki de bizi diğerlerinden ayıran en temel özelliğimiz. Hayatlarımızın –biz gittikten sonra bile- devam edeceğine inanmak istiyoruz. Biz de daha derin bir şey yapıyor ve geçmişimizi onurlandırıyoruz, anlatıyoruz, çalışıyoruz, ders alıyoruz böylece hatalar bir daha yapılmıyor ve değerleniyor. Ama yine de her birimize baktığımızda, hatırlamak ne kadar da korkunç değil mi? Anılar içimize kazınıyor ve bizi karmakarışık hale getiriyor. Artık mutluluğu bulamadığımızda, bizi neyin mutlu ettiğini de unutmaya çalışıyoruz. Ama yine de hatırlamadan edemiyoruz, bir zamanlar bizi mutlu edenin sonra nasıl olup da acılara sebep olduğunu öğrenmeye çalışıyoruz. Hepimiz çok tuhafız değil mi?

 

Türkçe edebiyatın önemli yazarlarından biri romanlarından birinde şöyle diyor “Hafıza insanoğlunun üzerindeki en büyük lanettir”. Peki Lavinia Petti unutmayı mı tercih ediyor hatırlamayı mı?

 

Kesinlikle bir denge bulmalı. Hatırlaman gerekeni hatırla ve gerisini serbest bırak.

 

Orman, Ölüm Şehri, Kayıp Eşya Ofisi, Koleksiyoncu… Romanında birçok sembol kullanıyorsun. Sembollerin gücüne inanıyor musun –tıpkı Lewis Carroll gibi?

Evet. Hikâyelerimin biraz karmaşık olduğunu biliyorum; ama ben yavaş yazan biriyim ve sembolleri kurmak için çokça vakte ihtiyaç oluyor. Hiçbir şey lalettayin değil. Semboller sadece insanlara rastgelmekle kalmıyor aynı zamanda anlayamadığımız bir şekilde kalıcı da oluyor.

 

Romanında birçok fantastik unsur var. Tam da burada sormak istiyorum, dünyadaki fantastik edebiyatı nerede görüyorsun? Kimleri okuyorsun? Ve fantastik edebiyatın bir tür olarak etkisine inanıyor musun?

Fantastik edebiyatın B sınıfı (alt sınıf edebiyat) olduğuna dair hiç bitmeyen bir tartışma var. Bundan nefret ediyorum. İyi hikâye iyi hikâyedir, o kadar. Trollerden ya da Samuray’lardan bahsediyor olabilir, insanların sihir ve teknolojiyle olan sorunları çözüp çözmediğinden bahsedebilir. Eğer yazar beni birkaç saatliğine bile olsa gerçek dünyamdan sıyırabiliyorsa, kime ne… Bu türün ana amacı insanları eğlendirmektir ve bunda kötü bir şey göremiyorum.  Fantazya, insanların bazı şeyleri farklı görmesine yardımcı olur. Bu özellikle de çocukları için çok önemlidir; çünkü bu hikâyeler çocuklara aslında korkmanın normal olduğunu öğretir. Korkmak, cesur olmanın tek yoludur. Çocuklara empati kurmayı öğretir. Ben yazdığım zaman, bu tarz hikâyeler anlatmaya çalışıyorum; ama büyükler için. Kişisel olarak sürreal hikâyeler okumayı tercih ediyorum, aynı zamanda şehir efsanelerini ve fantastik öyküleri ama en çok da Orta Dünya ve Yerdeniz hikâyelerinde kaybolmayı… Neil Gaiman’ı çok seviyorum, hatta ondan baya hoşlanıyorum. Aynı zamanda Italo Calvino ve Michael Ende okuyorum.

Sorularımı yanıtladığın için İTEF ve Mevzu Edebiyat adına çok teşekkür ederim.

Greetings and a warm hello dear Lavinia Petti. To start with, can we get to know Lavinia Petti a little bit? What does she do? What are her occupations?

 

 Hello! Well, I have just turned thirty, and I am Pisces, which is a pretty relevant detail in any cv. I live in Naples, in an old house in the historical center, with six people and a big terrace where I can see the roofs of my city and imagine the lives going under those roofs. Some of them are wonderful, some other tragic; most of them are unbelievable. I work as an English teacher with very young children. I love travelling and talking with cats. I spend most of my time reading and writing, which makes me live an enormous variety of lives, and of that I am glad.

 

Your book is translated into Turkish as “Sis Hırsızı” and was published by a famous Publishing House. It was widely read and liked. So how does it make you feel to be read in languages you don’t even speak?

 

I don’t know… I am still trying to deal with the fact that it was actually published in Italian. It still feels surreal to me. I doubt I am coming to Istanbul in a week time, maybe it’s just a dream.

By the way, it feels great. That’s what a writer wants. In order to live, his or her stories shall be read.

 

Your PhD studies mostly revolve around Anglo-Saxon literature, especially Alice’s Adventures in Wonderland. Do you think you are inspired from it – by means of using fantastic details and curiosity?

 

No doubt about that. I have always admired Carroll’s inventiveness. Wonderland is more than a parallel reality: it’s reality’s counterpart. When Alice slips down into the rabbit hole she doesn’t enter another world, she falls into herself. Nothing seems to be logical, and yet everything is. Let’s not forget Carroll was a mathematical. And that is very much what happens to Antonio Fonte, the protagonist of Sis Hirsizi.

 

Looking Alice from an in-depth perspective, what can we say about the loss of childhood and the puzzles of life?

 

Working with children, I can tell you how fundamental that part of life is. In those years, through various steps, we all develop our relation: towards the people, the world, the sense of real. We build our lives on what’s left of those years, dealing with pain, loss, joy. What attracts me the most is that when we are so young we don’t fully understand what surrounds us, so we filter it through imagination. Somehow, our memories are fake. Everything seems to be big and mysterious. When we get older and we look back at those year, we can still feel a sense of magic: our memories are mainly based on what we felt rather than on what we actually saw or heard. And a man can build universes, on feelings. So, you can see now: many stories are born like that.

 

You are also doing Islamic studies. What attracts you to East? Is it James Joycean magical orientalism like in his short story “The Araby” or is it a literary curiosity that pulled you to East?

 

I must admit it started almost by chance. I loved languages, because I loved the idea of travelling. I wanted to study something more exotic, and since my grandma had a degree in Turkish and Arabic, and taught them for many years at the university, I was undecided between the two. In the end, I picked up Arabic, after reading a short story by Michael Ende.  I lived in Damascus before the war. I fell in love with it and decided to keep on with Islamic studies.  The war changed everything.

 

One of the main themes in your novel is “remembering and forgetting”. It’s also a very popular theme among contemporary writers, is it because we are writing after huge massacres? Is forgetting simply a get-away for humanity?

 

I disagree. I think it’s a pretty old theme, actually. Think about the men in the caves: they left drawings. Why that? They didn’t want just to remember: they wanted to be remembered. Their stories, their fears, their habits… This need is so part of the human being, since the very beginning, that maybe it is one of the characteristics that makes us different from all the other species. We want to believe our lives will go on even after we are gone. And we do something deeper: we honor our past, we tell it, we study it, we learn from it, so mistakes can be worth and not repeated. And yet, when coming down to each of us, isn’t remembering a painful act? Memories scrap inside us, they keep us tangled. We want to forget what made us happy, when happiness is no longer there. And yet we can’t help but remembering, always looking for what caused pleasure and now causes sufferings. We are so peculiar, aren’t we?

 

“Memory is the biggest curse on humanity?” says an author from Turkish Literature, in one his novels. Would Lavinia Petti herself prefer to remember or to forget?

To find a balance, definitely. Remember what is necessary, let go of the rest.

 

The forest, city of death, lost and found office, the collector… You have many symbols. Do you believe in the strength of the symbols- just like Lewis Carroll?

I do. I know my stories are complex and that I am slow writer: they require a lot of time because of this symbol building. Nothing is casual. Symbols not only arrive to people: they stay in a way we can’t understand.

 

You have many fantasy elements in your book. At this point I would like to ask, where do you see fantasy literature in the World? Who do you read? And do you believe effectiveness of it as a genre?

 

There is an eternal debate about fantasy as B series genre. I hate that. A good story is a good story, and that’s all. Whether it talks about trolls or samurai, whether people solve problems with magic or technology, if a writer is able to draw me out of my reality for some hours, who cares? The main goal of this genre is to entertain, and I can’t see anything bad with it. But that’s not all. Fantasy helps people to see things differently. It is fundamental, especially for children: these stories teach them that it’s ok to be afraid, because fear is the only way to be brave. They teach them empathy. Whenever I write, I try to write this sort of stories, but for an adult public. Personally, I prefer surreal stories and urban fantasy to high fantasy, but I loved getting lost in the Middle Earth or in Earthsea. I love Neil Gaiman, I guess I have a crush on him, and also Italo Calvino and Michael Ende.

Thank you for answering our questions on behalf of Itef and Mevzu Edebiyat.