-Antoni Casas Ros’un kendiliğine dair bir roman: Almodovar Teoremi-

Yazının başlığındaki bu soru, Ros’a o trafik kazasına kadar olan yaşamı için sorulabilseydi, yanıtı, ‘yüzü olan bir insan’ olurdu mutlaka. Peki sonrasında sorulsaydı? İşte burada işin içine denklemler girmekte. Matematiğin doğurduğu ama edebiyatın daha anlaşılır kıldığı denklemler. Yüz’süzlüğün bireyden aldığı her şey ve bunun sonucunda verdiği her şey: Çok farklı denklemler, bileşkeler, olasılıklar ve seçme özgürlüğüne kaynaklı eden irade.

Olasılığın matematikle ya da matematiğin soyut düzlemleriyle sınırlı olmadığına tanıklık ettiren bir yaşam: Antoni Casas Ros!

O geyik olmasaydı, kaza olmazdı; kaza olmasaydı, Ros yüzünü kaybetmezdi; yüzünü kaybetmeseydi, bu kitap yazılmazdı; bu kitap yazılmasaydı, bu yazı olmazdı… Ne kadar zincirleme değil mi? Hepimize yakın çemberler çizen olasılıklar ve teğet geçmeler. Bir anlığına durup düşündüğümüzde bu o kadar açık ki: Yaşamın, bir sınırsız ihtimaller yumağı olduğu. Öyle ki siz bu yazıyı okurken bir meteor gelip siz tuzla buz da edebilir. İşte belki de devasa döngüyü doğuran bir zerredir. Özetle kelebek etkisi.

İnsan ve insana dair’likler arttıkça yazın türü de bu evrilmeye eşlik etti. Doğaçlama bir oluşumun sonucu. Bu evrim, Almodovar Teoremi gibi melez metin türleri doğurdu: Bir çizgi ile sınırlanamayan esnek, geçişken ve çok renkli metinler.

Bir kitaba, şiire, resme ya da fotoğrafa getirilen tüm dış yorumları oluşturan, bizim kendimizin birleştirdiği parçalar aslında. Yazarın, çizerin ve anı yakalayanın zihin kıvrımlarını kim tam anlamıyla yakaladım diyebilir ki? Kastı, en iyi yazar bilir ve yazar kitapta anne karakterine şunları dedirtmektedir:

“Kanepede yatan bir geyik, fırında kıtır kıtır bir börek, kadın mı erkek mi belli olmayan biri, yaşlı bir kadın, gizemli yüzü olan bir adam… Bunların hiç önemi yok. Önemli olan hepimizin şu an burada olması ve bir şeyin gerçekleşmesi.”

Otobiyografinin okuyucuya sunduğu olanaklara bu kitapta tanık olmaktayız. Yazarın iç sesi, duyguları, olayları kavrayışı ve algılayışı, dünyaya bakışı ve en önemlisi sırları… Ros, bu konuda cömert davranmış. Yüzünü kaybettikten sonra yaşama yönelik keskin değişim ve konumlamasını apaçık yansıtmış melez kitabına. Tıpkı melez cinsiyetli karakter Lisa gibi.

Kitabı bölümlendirmesi ve her bölüme Newton’un birer sözüyle giriş yapması, matematik, bilim ve resim alanlarına ilişkin kavramsal kullanımları, kitabı metinler arası bir kavşak konumuna erdirmiş.

Merkezde kendi; yan açılımlarda anne, baba, geyik ve transseksüel sevgilisi Lisa ile devam eden psikolojik betimlemelerin profesyonelliği oldukça başarılı. Yazarın yüzünün olmaması ve bu durumun doğurduğu toplumsal yalıtılmışlık Ros’un, psikolojik çözümlemelere dayalı metinlerde başarılı bir yazar olmasını sağlamış. İnsanlardan yalıtılmışlık ve eksiklik ama diğer yanda biliş olarak oluşan bir konstrakt yapısı. Bu başarıyı kitap içinde bireylere yönelik kişilik çözümlemelerinde de görebiliyoruz. Bu çözümlemeler, bilindik betimleme kalıplardan farklı olarak yazarın içkinliğini yansıtan özgün ve kapsamlı kullanımlar:

Annesi için:

“Her zamanki gibi beni kollarına aldığı zaman mutlulukla doluyorum, aslında doğduğumdan beri uzakta da olsa beni kollarında tutuyormuş gibi geliyor. Beni evde bir ebeyle doğurmuş… Yapabilseydi, kırda ya da dağda tek başına doğururdu, göbek bağımı dişleriyle kesip, zarı dişi bir kurt gibi yalardı. O tarz bir kadın o. Sert ve yumuşak, atalardan kalma. Onun kollarında sarılmış, korunmuş hisseder insan. Eve bomba düşse beni kucağından bırakmazdı.”

Annesine olan bağlılığın ve aidiyetin yüksek olması kuşkusuz faşist (Babanın Hitler ya da Franco sevgisi metnin ve kopuşun merkezine konumlanmış) olarak belirtilen bir babadan kopmalarıyla da ilgilidir. Babasının Ros’tan sakladığı bu yönünü, Ros’un bir rastlantı sonucu öğrenmesinden sonra, kahramanımız evden ayrılmayı düşünür. Durumu çok önceden bilen ve bunu Ros’a söylemek için uygun zamanı bekleyen anne ise zaten onunla aynı fikirdedir. Ayrılıp İtalya’ya yerleşirler. Nitekim matematikçi olan anne, oğlunun ilgi ve yetenek alanları üzerinde belirleyici olur ve oğlu da matematik eğitimi alır. Anne ile Ros arasında oluşan, soyut matematikten doğan somut bir sevgi ve bağlılıktır. Bu bağlılık, kitap boyunca -yaşam- sürer ve anne oğul için sağlıklı bir anne evlat ilişkisi oluşturur.

Yazarın cümlelerindeki dilsel sağlamlık ve yoğunluğa bakıldığında, söylemin dolandırılmadığı, düşüncenin berrakça anlatıldığı bir anlatım biçimi dikkat çeker:

“Yüzü olmayan bir adam, belgisiz bir zamirdir” gibi kullanımlar hem dilin yapısal hem de anlamın bağlamdaki karşılığını bulmasını sağlamıştır.

Kaza sonrasında yüzünü kaybetmesi, Ros’da derin bir travma yaratmıştır. Örneğin evde ayna dahi bulundurmaması kendinden uzaklaşmanın işareti olarak yorumlanabilir. Yüzsüz olmak bireyin kendine ilişkin aidiyetinin de yitimidir. Yüz, kimliktir ve kimlik yitirilmiştir. Yitirilen bir kimlikle birey toplumda var olamaz ve kendine çekilir. Kendi içine, dünyasına, ruhuna… Bunun sonraki aşaması olan hiçliğe kadar yükselirken, kopuş sürecinde dahi kaçamadığı bir şey vardır: Sevgi ihtiyacı.

Transeksüel Lisa ile başlayan bu ihtiyacın giderimi süreç artıkça daha da yerleşir her iki karaktere. Ros kendini yeniden tanımlayıp yüzsüzlüğün girdabından kurtulurken Lisa toplumdaki bir bireyin koşulsuz kabulune ulaşmıştır. İki farklı birey ve özelliğin birbirini sevgi gereksinimi üzerinden tamamlaması hem Ros hem de Lisa için yenilenmenin basamaklarını oluşturur.

Ros, ödünlenme ile gelişen sanatsal ve düşünsel yönü kitaba izdüşüm olarak hemen hemen tüm bölümlerde düşürüyor. Kazadan ötürü oluşan karamsarlık, yazarın kendi içsel konuşmalarında önümüze kime kez felsefik kimi kez de sanatsal bir üst düzey olarak çıkmaktadır. Yazar, felsefi tartışmaları sade bir anlatım ve kolay anlaşılmasını sağlayacak bir biçimle sunmuş. Ateizme, inancın varlığına, insana ve sosyal yapıya ilişkin çözümlemeler, Ros’un başarılı olduğu bir yön.

Kitap örgüsü boyunca devam eden film, müzik ya da ressamlara ait değinimlerin kitabın akışındaki sindirimi, bunları Lisa ile olan diyaloglarla bütünleştirmesi kitaba, otobiyografik kimliğinin yanına deneme türünün özelliklerini de eklemiştir.

Karamsarlığı kitabın sonlarına kadar devam eden Ros, terasından gemilerin geçişini izler. Hayaller kurar, ama bu hayallerde yüzsüzlüğün onu salt kendisiyle baş başa bırakan gerçekliğini de elden bırakmaz. Gemilerin varlığıysa onu dinginleştirir ve ‘burayı seviyorum,’ der. Onu otonom kılan bir mekandır teras. Kendi karanlığından onu alıp dışarıya götüren.

Ros’un anlatımında dikkatimi en çok çeken yönüyse bizi/insanları/kitleleri çok iyi tanıması:

“Başkalarının sefaletiyle uğraşarak kendi sefaletinden kaçamıyor insan. Kendi acılarını, yalnızlıklarını hissetmemek için meydanları ve kafeleri dolduran gençlerin ilginç bir tarafı yok.” Ve “Beden güzelliği diktatörlüğü, bütüncül ve en üst düzeyde anoreksiktir. Dergilerde boy boy çıkan kızlar hastalık derecesinde zayıflar ama ben onların zayıflığından bahsetmiyorum. Söylemek istediğim, dünyanın üçte biri açlıktan, diğer üçte ikisi bakış yokluğundan ölürken, bu diktatörlükte kendini açlıktan öldüren bir deliliğin olduğudur. Gene de anoreksik biri kendini herhangi birinden daha çok seyreder. Bütün kültürümüz, bütün medeniyetimiz anoreksik.” İnsanı korunaklarından, kalkanlarından mahrum bırakan anlatımlar. İçimizi okuyan ve bunu yüzümüze vuran bir yön. İnsanın düşlerine ilişkin modelleme ise çok daha girift ve karanlık, aynı zamanda korkunç:

“Gezegeni yok edebilir, insanları susuz bırakabilir, canlılara işkence yapabiliriz. En temel haklarda en küçük ayrıntılara gidebilir, cinsel organları kesebilir, yüzleri silebiliriz, kadınlara ve çocuklara tecavüz edebilir, psikiyatri kliniklerini ve rehabilitasyon merkezlerini birleştirip yakabilir, kitapları fikirleri yönetebilir, onların fanatiği olabilir, onları yasaklayıp yakabiliriz. Başkan olabilir, bir yandan insanları acımasızca elektrikli sandalyede öldürebilir, diğer yandan bir hindiyi en şaaşalı bir şekilde affedebiliriz.”

Lisa ile tanışması onun yaşamını anlamlanmasını ya da yaşanır kılınmasını sağlıyor. Lisa’nın cinsel kimliği aracılığıyla açılan cinsel kimlikler ve cinsel kimlikliğin toplumsal karşılığı bu sayede okuyucuya sunuluyor. Bu sunum, teknik bilgiler içerse de bu içeriğin sunuluş tarzı okurun konuyu anlamasını sağlayacak kadar başarılı bir sunumdur.

Lisa’nın yaşamından verdiği örnekler, İstanbul’da kısa bir süre kalması, müşterileri ile olan ilişkisi, kazandığı parayı Ros’un yüz ameliyatı için harcamak istemesi ve Ros’un yaşamına girdikten sonra Ros’a katkıları onu, romanın merkezinde konumlandırıyor. Kitabın sonunda Ros’a iki zarf uzatarak, yaşamının bundan sonrası için birini seçmesini istemesi ve zarflardan birinin Meksika seyahati diğerininse yüz ameliyatı olması ve bu iki seçeneğin her ikisinin de aslında Ros’un kaçındığı şeyler olması, Lisa’nın Ros’un yaşamının yönünü/kitabın olay örgüsündeki ağırlığını belirleyen bir diğer özellik. Ros, Lisa ile varlığının yeniden değerli olduğuna ikna oluyor.

“Namus, cinsellikten eli ayağı çekmek ruhun hapishanesidir,” cümlesi Ros’un Lisa ile olan ilişkisinin ne şekilde yorumlandığına ilişkin bir ifadeyken burada biz diğer insanların aşka bakış açısına da bir eleştiri sunuyor. Tekleşen, benzeşen ve baskılanan yaşam eğilimlerimize bir göndermede bulunuyor. Ros’un kitap boyunca ürettiği dilsel unsurlar insana dairliğin kapsamlı bir görünümü. Ros, kendini özgür bırakmıştır ve bizi eleştirmektedir:

“Alışkanlıkların, topluma uyma zorunluluğunun, aynı savunma mekanizmalarımızın hiç durmadan tekrarlanmasının ağırlığından kurtulacağımızı hayal ederiz. O zaman en saçma soruyla karşılık veririz, neyi savunacağız ki? Buna cevap verebilmek için sanırım ölüm döşeğinde olmak gerekiyor. Savunacak, peşinden gidecek hiçbir şey yok, bütün hayallerimizi terk ettik. Uygunluk ve benzerlik içinde yaşadık. Rahattan başka bir şey aramadık ve tatsız tuzsuz arayışta sevinci ve mutluluğu kaçırdık.”

Romanın diğer ve belki de en önemli kahramanı geyik. Kazaya sebep olan ve sonrasında Ros’un düşsel olarak romanın merkezinde konumlandırdığı bir karakter. Kazaya sebep olması, sevgilisi Sandra’nın ölümüne, kendisinin de yüzünü kaybetmesine rağmen Ros, geyiği suçlamaz. Onu suçluluktan arınık tutar. Bu tutumu, geyiğin kazanın olacağı gece orada olmasının raslantı sonucu olduğunu işaret etmesiyle bağlantılı olabilir. Geyik masumdur ve kazadan sonra Ros’un yaşamına girip ona arkadaşlık etmiştir.

Gerçeğin ve düşün at başı gittiği Almodovar Teoremi, çok yönlü ve derin bir insan çözümlemesi niteliğinde. Olay örgüsüne eşlik eden düşünsel kurgu ve fikir paylaşımı, kitap yayınlandığında İspanya’nın en iyi roman ödülünü almasına yol açmış, okur başlangıçta tamamen dışında görebileceği bir yaşam deneyimine tanık olurken, son sayfayı bitirdiğinde kendi yaşamına dair sorularla kitabın kapağını kapatacaktır.

Yüzü olmayan Ros mu, yoksa biz ‘normal’ insanlar mı?

 

Antoni Casas Ros, Almodovar Teoremi, Özgün Adı: Le theoreme d’Almodovar, Çev: Öncel Naldemirci, Sel Yayıncılık, 1. Baskı: 2009.

 

 

 

Paylaş
Önceki İçerikİtalya Seyahati
Sonraki İçerikTarkovsky’nin Nostalghia Filminde İnanç Ve Şiddet
Avatar
2010 yılında Kocaeli Üniversitesi Türkçe öğretmenliğini bitiren yazar daha sonra Mardin Artuklu Üniversitesi Kürtçe Öğretmenliği Tezsiz Yüksek Lisans (2014), Anadolu Üniversitesi Sosyoloji (2016) ve son olarak 2016’da Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesinde Çocuk Edebiyatı üzerine yüksek lisans yaptı. Daha önce Cins ve Notos dergilerinde birer öyküsü yayınlanan yazar halen bir internet sitesinde eğitim yazıları yazmakla birlikte; şiir, kısa öykü, yazınsal deneme ve dil öğretimi üzerine kitap çalışmaları sürmektedir. Yazar, Türkçe öğretmenliğini sürdürmektedir.