Hep Sondan Başlar, Taçlı Yazıcıoğlu’nun ilk romanı. Kierkegaard’ın “Yaşam, yalnızca geriye doğru anlaşılır ama ileriye doğru yaşanmak zorundadır.” sözü romanın omurgasını oluşturuyor.

Bugünü anlamak, geleceği kurmak, geçmişi anlamakla mı mümkündür? Geçmişte, sular seller gibi gözyaşı döktüğümüz, yere göğe sığdıramadığımız insanlar bir zaman sonra aynı kalır mı? Hayat bir tesadüfler yumağı mı? Tesadüfler mi bizi başka kalplere, ülkelere, düşüncelere götüren? Zaman mı değişir, biz mi zamana uyarız? Hayatımızda iz bırakmış insanlar, olaylar mıdır bizi şekillendiren? Geçmişe takılıp kalmak, iyileşememenin önündeki en büyük engel mi? Yazar, geçmişle şimdi arasında bağ kurarak roman kahramanı Ece üzerinden bu sorulara cevaplar arıyor.

1970’lerde başlayıp 1980’lere, oradan da günümüze uzanan, her zaman dilimi farklı mekanlarda geçen, iç içe geçmiş hikayelerin romanı Hep Sondan Başlar. Kitabın adı gibi, romanın beş karakteri -biri hariç- yaşamlarından kesitleri hep sondan başlayarak anlatıyor.

Roman kahramanlarından Ece, geçmişle ve bugünle derdi olan bir kadındır. Otobiyografik bir roman yazmak ister. Önceliği de anlaşılmak. Geçmişini iyi anlarsa geleceğini daha iyi kuracağını düşünür. Hayatında derin iz bırakmış insanları anlamaya, olayları irdelemeye çalışır. Ona göre hayat, parçalara ayrılmış, hareket eden bir tren gibidir.

“Bern-Paris-Büyükada-Milano-Londra-İstanbul, kafamda bir sürü mekan komparıtmanı var. Her birinde ayrı bir film oynuyor, ancak bazı yolcular aynı. Her bir film farklı bir hikayeyi anlatıyor ‘gibi’ görünüyor. Bazen kompartıman değiştirmesi gereken bir yolcuyum ben….” (s.276)

Okul yılları, eski aşkları, annesi bu trenin kompartımanlarından bazılarıdır. Tren hareket ederken nostaljinin izini ve zehrini silmeye çalışır Ece. “Oysa geçmişin yad edildiği her durum mutsuz bir andır. Çok mutlu bir anın anımsanması bile o anla şimdiki zamanın karşılaştırmasıdır, yine mutsuz eder.”(s.278)

Hep Sondan Başlar, aynı zamanda aşkların da romanı. Aşk; mektuplarla, şiirlerle, günlüklerle dile gelir. Aşkın coşkusunu, acısını yaşarız yeniden; o mektupları, günlükleri, şiirleri okurken.

“O vakte kadar çoktan sabah çaldırdığın telefon zilinin sesiyle hayata başlayan Pavlov’un köpeği gibi olmuştum ben. Seninle hayatına başlayan. Kendi vücudumun başkasının olduğunu düşündüğüm… Kendi vücudumu sana verdiğim… O zille uyanan vücudum…İşte o zilin birdenbire kesilmesi… Ben kafesteyim, zil sesi bekliyorum dışarı çıkmak için ve zil çalmıyor. O kafesten dışarı çıkıp hayatıma başlayamıyorum.”(s.61)

Ece’nin, Zerrin’in, Serap’ın, Tunç’un, Suat’ın, Timur’un hikayeleri, okuru zaman tünelinde bir yolculuğa çıkarıyor adeta.

Dokuz bölümden oluşan eser; mektup, günlük, anı gibi farklı türlerde kaleme alınmış. Her bölümde anlatıcı değişirken, metinlerarası geçişlerle üslup farklılaşıyor, dil yazınsal türe göre şekil alıyor. Ahmet Mithat tarzı didaktik cümleler, Tevfik Fikret’ ten dizeler, Zweigvari anlatılar esere farklı bir renk katıyor.

Her bölümün farklı bir zamanda geçmesi, zamanın ve anlatıcının değişmesi, hikayeler arasında bağ kurmayı zorlaştırıyor. Matematiksel bir kurguyla mı karşı karşıyayız sorusu zihnimizde dolanıp duruyor.

Taçlı Yazıcıoğlu, ilk romanında iç içe geçmiş hayatları, geçmişi ve şimdiyi farklı bir kurguyla anlatırken dikkatli okura selam göndermeyi de unutmuyor.

 

Taçlı Yazıcıoğlu, Hep Sondan Başlar, İletişim Yayınları, 1. baskı: Eylül 2019.