2 Mart 2018

 

Türkiye’de ilk defa kadın edebiyatına odaklanan bir etkinlik düzenleniyor.

İsveç’ten ve Türkiye’den yaklaşık 100 katılımcıyı bir araya getiren festivalin kadın yazarlarla sınırlar ötesi bir ağ oluşturması bekleniyor.  

Ana hedefin Türkiye ve İsveç’teki ‘kadın’ yazarların geçmişten günümüze uzanan sınırsız yaratıcılığını ve çeşitliliğini kutlamak olduğu belirtilen festivalle, her iki ülkenin  tanınmış veya adı yeni duyulmakta olan yazarlarını teşvik etmek, bu sıra dışı yetenekleri tanıtmak için nadir bulunan bir fırsat sağlamak ve Türkiyeli okurların çağdaş İsveç edebiyatını daha yakından tanımaları, daha iyi anlamaları amaçlanıyor.

9-18 Mart tarihleri arasında, İsveç Başkonsolosluğu, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Kadın Araştırmaları ve Uygulama Merkezi ile Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı’nın işbirliğiyle gerçekleştirilecek festivalde “Kadın Yazısı” başlığı altında, edebiyat ve toplumsal cinsiyet farklı yönleriyle ele alınacak, atölyelerde yeni eserler yaratılacak.

Dört farklı mekanda gerçekleştirilecek tüm etkinliklerin ücretsiz olduğu festivalde atölyeler 20 kişiyle sınırlı olduğu için öncesinde kayıt yaptırılması gerekiyor.

 

Kadın Yazısı Festivali’nin program ve detayları:

 


9 Mart 2018 Cuma 


15.00 – 15.30 / Açılış Konuşmaları

Konuşmacılar: Suzi Erşahin, Seval Şahin, Sibel Yardımcı

Mekan: MSGSÜ Fındıklı Sedad Hakkı Eldem Oditoryumu

16.00 – 18.00 / Panel: Çağdaş Türkiye ve İsveç Kadın Yazını

Moderatör: Çimen Günay-Erkol

Konuşmacılar: Jale Parla, Hanna Hallgren, Sibel Irzık

Mekan: MSGSÜ Fındıklı Sedad Hakkı Eldem Oditoryumu

Sibel Irzık, “Çağdaş Türkiye Kadın Yazınında Yas ve Siyaset”

Son dönemlerde tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de edebiyatın toplumsal travma ve kayıpları dillendirme, kaydetme, geleceğe taşıma işlevinin, bu işlevin imkanları ve sınırlarının tartışılması edebiyat eleştirisinde önemli bir yer tutuyor. Ben bu konuşmada yas ve ağıtın geleneksel olarak kadınlar tarafından yüklenilen, kadınlarla ilişkilendirilen etkinlikler olmasından yola çıkarak, Türkiye’nin yakın tarihindeki siyasi kayıpların, hatta bizzat siyasetin kaybının edebiyata yansımasında nasıl bir cinsiyet boyutu gözlemlenebileceğini, kadın yazarların yas tutma işlevini edebi olarak nasıl yüklenip dönüştürdüklerini tartışmayı amaçlıyorum. Bu tartışmayı Ayşegül Devecioğlu, Aslı Erdoğan, Mine Söğüt ve Birgül Oğuz’un yapıtlarından örneklerle yürüteceğim.

Jale Parla, “Bedensiz Ses: Türk Kadın Yazınında Başkalaşım”

İçerdiği kültürel, ekonomik, siyasi ve epistemolojik dönüşümlerle, iki yüzyıl önce başlayan Türk modernleşmesi, ciddi bir dizi ideoloji ve kimlik söylemlerini davet etti. Böyle olunca, Türk romanında da değişim temasının kimlik ve benlik sorgulamalarını içeren bir retorikle buluşması kaçınılmaz oldu. Toplumsal değişimin belirli politikalarla denetlenmesini savunan ve çoğunluğu oluşturan aydınlarla birlikte düşünen romancılar, değişimi kimlik politikalarıyla ilişkilendirdiler. Bu biçimlendirici toplumsal mühendislik retoriğine tepki olarak, başka bir grup romancı, toplumsal değişimi, planlanmamış, spontan, kökten, ve ani dönüşümleri imleyen, kimlik yapılandırmalarından çok benlik sorgulamasında yoğunlaşan başkalaşım retoriğiye göğüslemeyi seçti. Benim “başkalaşım arzusu” dediğim bu yöneliş, planlanmış toplumsal değişime başkaldıran veçhesiyle, Türk romanının daha radikal ve yaratıcı damarını besledi. Başkalaşım imge, izlek ve öyküleri, özellikle de Sevim Burak, Peride Celal, Leyla Erbil, Latife Tekin, Aslı Erdoğan gibi romancıların kullandığı bir retoriği oluşturdu. Bu durumun, Türkiye’de kadının kültürel konumu ve tarihiyle açıklanabileceğini sanıyorum. Bu çalışmada, kadın yazarlarda, özellikle de yokolma, yozlaşma ve çürüme gibi dejeneratif başkalaşım imgelerinde dile gelen dönüşüm retoriğini inceleyeceğim. Örnek metin olarak, Sevim Burak’ın 1963 yılında basılan Yanık Saraylar adlı öykü kitabını kullanacağım.

Hanna Hallgren

“When Our Lips Speak Together. Some Thoughts on the relations between the Women’s Movement and Feminist Writing in Sweden”

18.15 – 19.00 / Açılış Okuması

Konuşmacı: Latife Tekin

Mekan: MSGSÜ Fındıklı Sedad Hakkı Eldem Oditoryumu

19.00 – 20.00 Kokteyl 


10 Mart 2018 Cumartesi 


11.00 – 13.00 / Panel: Suat Derviş Edebiyatı

Moderatör: Ayla Duru Karadağ

Konuşmacılar: Ayşegül Utku Günaydın, Senem Timuroğlu, Sevdagül Kasap ve Emine Hızır

Mekan: MSGSÜ Fındıklı Sedad Hakkı Eldem Oditoryumu

“Ağlasa da gizliyor gözlerinin yaşını;
Bir kere eğemedim bu kadının başını.”
Nazım Hikmet, Gölgesi’nden.

Nazım böyle yazmış Suat Derviş (1905-1972) için. Başı eğilmeyen kadın, Türkiye Komünist Partisi (TKP) Genel Sekreteri Reşat Fuat Baraner ile evliyken ‘Baraner’in karısı’ olarak takdim edildiği bir ortamda “Ben yazar Suat Derviş’im. Kimsenin karısı olarak yâd edilemem” cümlesini kuran, kadınlığa ‘yakıştırılan’ kimliklerle hapsolmayı reddeden, yazarlığıyla iftihar eden, gazeteciliği, seyahatleri ve politik hareket içerisindeki konumuyla dikbaşlı duruşunu her daim koruyan fakat tüm bunlara karşın eril hakimiyetin kuşattığı, hem politik çevrede hem yazın camiasında, yaşadığı yıllar boyunca gözardı edilen bir figür olarak tarihte yerini almıştır. Son yıllarda ise hakkı teslim edilmiş, yaşadığı çağın ilerisinde karakterler inşa ettiği eserleriyle kitlelerce tanınan, daha önce Latin harflerinde yayımlanmamış eserleri yayımlanan, üzerine tez çalışmaları, makaleler, sempozyumlar hazırlanan, tabir-i caizse hayatı ve eserleriyle gün ışığına çıkarılan ve itibarını yeniden kazandırılan bir kadın yazar olarak Türkiye edebiyatı için önemli bir yerde konumlanmıştır.

Çok erken yaşlarda başladığı yazarlık hayatı, 1920’lerin başında gotik atmosfere sahip eserlerinden, 1960’larda yayımlanan toplumcu gerçekçi edebiyatta önemli yer tutan romanlarına bir seyir izlemiştir. Osmanlı aristokrasisinden gelen Derviş, kendi yaşamından yola çıkarak yarattığı karakterlerin yaşamlarını konu eden eserlerinin çoğunda kadının toplumdaki yerini sorgularken, aşk, evlilik, kadın-erkek ilişkileri, ihanet, annelik gibi kavramları merceğe almış; ilerleyen yıllarda Marksizmin etkisiyle ürettiği eserlerinde alt ve orta sınıftan gelen karakterlerin yaşam öykülerine yer verirken, sınıf atlama meselesini, sınıf atlamak için insanların başvurduğu yalan ve hileleri gözler önüne seren, ahlaki çatışma ve sorgulamalara bezeli kurmacalar yaratmıştır. Kapitalist düzenin insan karakterinde yarattığı aşınmayı vurguladığı eserlerinin yanısıra, son dönem eserlerinde karakterleri, yaşadıkları mekanlar odağında ele alış biçimi de ayrıca dikkat çekicidir; İstanbul’un arka sokaklarının atmosferinden romanlarının arkaplanında izlerini sürdüğümüz evsiz karakterlere, kentin ötekilerine, toplumun her katmanına ve şehrin her sokağına ışık tutan bir anlatı hakimdir bu romanlara.

Hayatı boyunca farklı kimlikler inşa etmiş, yazarlık hayatı süresince ise çok çeşitli üsluplarda eserler kaleme almayı başarmış Suat Derviş; bugün hak ettiği güncelliği kazanmakta, pek çok açıdan tartışmaya değer olmayı sürdürmektedir. Kadın yazını festivalinin ilk oturumunda, Derviş’in yazarlığını, kadınlık ve feminist edebiyat çerçevesinde ele almayı ve: Derviş’in kadın karakterleri, hem yazıldıkları dönem hem günümüz Türkiye’sinin kadınlarının toplumdaki konumları hakkında bize neler söylemekte, nasıl bir eleştirel bakış sunmaktadır? Derviş edebiyatında farklı sosyal sınıflardan gelen karakterler, yaşayışları, ilişkileri, ahlaki duruşları açısından nasıl ele alınmıştır? Suat Derviş’in hayatı ve yazarlığı etrafında, yazarların politik tutumları ile yazarlıkları ve ürettikleri eserler arasında doğrudan bir bağ olmalı mıdır? Yazarın kişiliği ile eserleri arasında tutarlı bir duruş aranmalı mıdır? Bugünün Türkiye’sinde Suat Derviş bize ne söylüyor, edebiyatını tartışmayı ve festivale onun adına bir oturumla başlamayı değerli görmemizin arkasında neler yatıyor olabilir? Sorularına konukların ve katılımcıların katkılarıyla cevap arıyoruz.

14.00 – 15.30 / Panel: Korku ve Fantazya Edebiyatında Mitoloji

Moderatör: Hazal Çamur

Konuşmacılar: Işın Beril Tetik, Sacide Fikret Çobanoğlu, Özlem Ertan

Mekan: MSGSÜ Fındıklı Sedad Hakkı Eldem Oditoryumu

Ana akım edebiyatın dışında kalan korku ve fantazya türleri, çoğu platformda hâlâ tartışma gündemine alınmaya değer görülmemektedir. Her ne kadar toplum meselelerinden uzak bir hikaye anlatıcılığının söz konusu olduğu düşünülse de, aslında çoğu fantastik eser tarihteki olaylara ya da güncel meselelere göndermeler içerir, ‘genel’ edebiyata kıyasla daha üst düzeyde bir metafor yaratımı gerektirerek, edebiyatın zor bir kolunu oluşturur. Korku türünün de kültürel farklılıklara ve topluma özgün korkulara odaklandığını, yaşanılan coğrafyanın tarihinden ve mitolojik anlatılarından, efsanelerinden yararlandığını söylemek mümkündür. Sözlü hikaye anlatıcılığının zengin olduğu Anadolu coğrafyasında günümüzde üretilen korku ve fantazya edebiyatı da, bu birikimin ışığında yeniden ele alınmakta ve geçmişin efsane ve inanışlarından, bugünün dünyasındaki gündelik meselelere kapsamlı bir boyutta yorumlanmaktadır. Kadınların kahramanlık öyküleri, güçlü kadın karakterlerin inşası gibi konuların yerel mitolojiden hareketle tartışılacağı panelde, günümüz kadınının gerçek hayatta karşılaştığı şiddet ve baskıya, çağdaş korku ve fantazya yazınında ne kadar ve ne şekilde değinilmekte olduğu konuları, mevcut edebi örnekler çerçevesinde ele alınarak: Kültürel farklılıkların korku ve fantazya türleri üzerindeki etkileri nelerdir?

Mitolojik anlatı ve/ya tarihsel gerçeklerden beslenen eserler, yerellik/evrensellik ikiliğinin hangi kutbunda, ne şekilde yer alır? Fantazya türünün erkek yazarların kaleminden çıkan erkek karakterlerin hakimiyetinde olduğu söylenebilir mi? Korku ve fantazya edebiyatında kadın karakterlerin rolü ve işlevi açısından göze çarpan farklılıklar nedir? Kadın karakterler, güçlü ve önemli role büründükçe ‘erkeksi’ özellikler mi edinir? Sorularına konukların ve katılımcıların katkılarıyla cevap arıyoruz.

16.00 – 17.30 / Yuvarlak Masa: Edebiyat Eğitiminde Toplumsal Cinsiyet

Moderatör: Olcay Akyıldız

Konuşmacılar: Hanna Hallgren, Hazal Halavut, Olcay Akyıldız

Mekan: MSGSÜ Fındıklı Sedad Hakkı Eldem Oditoryumu

Bu oturum üniversitelerdeki, lisans ve lisansüstü düzeylerde verilen edebiyat eğitimine odaklanarak, toplumsal cinsiyet tartışmalarının bu eğitime nasıl dahil edilebileceği, bu eğitim dahilinde nasıl ele alınabileceği üzerinde duruyor.

17.45 – 18.45 / Okuma ve Söyleşi

Katılımcılar: Amanda Svensson, Tuğba Doğan

Mekan: MSGSÜ Fındıklı Sedad Hakkı Eldem Oditoryumu


11 Mart 2018 Pazar 


12.00 – 14.00 / Yuvarlak Masa: Öyküde Biçim ve Dil

Moderatör : Seval Şahin

Konuşmacılar: Amanda Svensson, Fatih Altuğ, Fatma Barbarosoğlu, Menekşe Toprak, Mukadder Gemici, Pelin Buzluk

Mekan: Kadın Eserleri Kütüphanesi

80’ler sonrasında öykünün başat meselesi kurguyken, günümüzde biçim ve dilin de önem kazandığını görüyoruz. Az okunan öykü, yenilikçi, deneyci ve keşifçi yazı eylemine olanak tanıması açısından, yazarın belki de en bağımsız olduğu ve kaleminin sınırlarını zorladığı devingen bir tür olarak öne çıkıyor. Günümüzde görsel olana biçilen paha yazarı dilde imge-yoğun biçime yöneltiyor. Çabuk tüketilmeyen, fotoğraf ve videonun gösteremeyeceğini özünde bir resim olan harfle söylemeye meylediyor yazar. Basımdaki teknik olanaklar bile onu yazım ve noktalamayı sorgulayabilen, alfabeyi dönüştürebilen, yazısının anlaşılan olmanın yanında görünen; saf kelimeyle bile ‘bakılan’ olduğunu iddia eden yeni bir edebiyata yaklaştırıyor. Öykünün kaderi; romana sıçramada bir basamak olarak görülmesi, onu bir tür yazı laboratuvarı haline de getiriyor. Yazarın vedası sonucunda öykülerin hep daha devrimci kaldığını gözlemliyoruz. Bununla birlikte, güncel edebiyat eleştirisinde sadelik, hikâye bütünlüğü, kemikli anlatım arayışı, Amerikan öykücülüğü övgüsü altında pek çok şablona da maruz kalıyor öykücü.

Yazar yaratımda bu denli özgürken cinsiyeti onu nasıl bir biçime zorunlu kılıyor? Erkekler ve kadınlar birbirinden farklı öykü dili mi kullanıyorlar? Türsel olarak roman kadar cinsiyet sesine zemin vermese de neden kadın yazarlardan Sait Faik gibi ‘portre öykücülüğü’; tek tip, flanör anlatıcının gözünden, deneyiminden mekân ve insanlar çıkmıyor? Kadın yazar daha çok omurgalı, biçim ve dille uğraşan, deneme de içeren ve zengin sözcük kullanımıyla ‘atmosfer öykücülüğüne’ daha yatkın duruyor sözgelimi. Cinsiyetten ayrışma, dil ve biçim olanaklarıyla yazıda özgürleşme, ya da cinsiyet temelli mağduriyetini fazla örnekle dillendirebileceği; tanıklığını yansıtabileceği geniş olanaklar bulabiliyor öyküde. Ancak öykü, sanıldığı gibi yazar kadının, erkek egemen şiirden, zorlu romandan kaçıp geldiği bir saklanma alanı değil. Kadınların son zamanlarda daha çok öykü yazıyor olması, onların bu türe zorunlu atanmalarından değil, dil ve biçim özgürlüğünü öyküde daha rahat bulabilmelerinden kaynaklanıyor.  Bu oturumda, öykünün kadının ve erkeğin cinsiyetsiz bir dili biçimsel yeniliklerle kurarak çıplak bireyi anlatabileceği merkezkaç bir sanat olduğu varsayımıyla; Hikâyesiz öykü olabilir mi; tamamlanmış hikâye öykünün sorumluluğunda mıdır? Öyküde teknik olarak biçimi, mesele, kurgu, olay ve karakterin önüne koymak mümkün müdür? Biçim ve dili belirleyen sadece üslup mudur? Öyküde biçim bir eylem/hamle olabilir mi? Şiir ve romanın arasında kendine yer arayan öyküde kelime ve ses nasıl değer kazanıyor?  Romansı öykü veya şiirsel öykü tanımları öyküyü dil ve biçim olanakları becerisinden alıkoyar mı? Kelime seçen öyküde, anlatım kapalılığı bir eleştiri unsuru olarak dile getirilebilir mi; kapalı öykü, açık öykü ne demektir? Parçalı anlatım öyküde nasıl yer buluyor? Tür dışına çıkabilecek en esnek tür öykü olabilir mi? Sorularına konuşmacıların ve katılımcıların katkılarıyla cevap arıyoruz.

15.00 – 18.00 / Panel ve Okuma: Şiir, Dil, Cinsiyet

Moderatör: Ruken Alp

Konuşmacılar: Anita Sezgener, Asuman Susam, Elif Sofya, Gonca Özmen, Hanna Hallgren, Nilay Özer

Mekan: Kadın Eserleri Kütüphanesi

Türkiye edebiyatında ve edebiyat eleştirisinde erkek egemen bir anlayış hâkimdir. “Kadın” şairlerin şiirlerine yönelik eleştirel değerlendirmeler söz konusu olduğunda bu belirleme net bir biçimde ortaya çıkar. Şiirlerin analizinden ziyade, şairlerin öz yaşam öyküleri, kadın olmalarına “rağmen” edebiyatta varlık göstermeleri öne çıkarılır; kadın yazını toplumsal ve tarihsel koşullar göz ardı edilerek değerlendilir. Bu oturumda sözü edilen edebiyat anlayışı tartışmaya açılacak, “kadın” şairlerin şiirleri edebiyatın kendi araçlarıyla incelenerek poetik açıdan değerlendirilecek, ataerkil anlayışın etkisiyle biçimlenen eril söylemin şiirlerin inşasındaki etkilerine bakılacaktır. Türkiye şiirinde “kadın” şairlere ait bir poetikadan söz edilip edilmeyeceği ve şairlerin şiirlerinde eril söylemin hâkimiyetini sürdürüp sürdürmediği tartışılacaktır.

11-16 Mart 2018 / Kadın Yazarlar Belleği Sergisi

Mekan: Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı

Bu sergi bugün aramızda olmayan edebiyatçı, dergici, gazeteci, çevirmen, felsefeci, kütüphaneci  kadınların siyah beyaz fotoğraflarından bir seçki olacak. 26 ‘yazan kadın’ kitap raflarından bizi izleyecekler, seslerimize karışacak sesleri, yazıları… 1862 doğumlu Fatma Aliye hanımdan 1885’li Hayganuş Mark’a ve 1897’li Maria Yordanidu’dan 1970 doğumlu Didem Madak’a bellek tazeleyeceğiz.


12 Mart 2018 Pazartesi


18.00 – 19.45 / Panel: Çocuk ve Gençlik Edebiyatında Toplumsal Cinsiyet

Moderatör: Zarife Biliz

Konuşmacılar: Fatih Erdoğan, Melek Özlem Sezer, Sassa Buregren, Süleyman Bulut, Zarife Biliz

Mekan: MSGSÜ Bomonti Konferans Salonu

Çocuk kitapları belirli yaş gruplarına göre sınıflandırılmanın yanı sıra, zaman zaman cinsiyete bağlı olarak da ayrıştırılmaktadır. Kızlar ve erkeklere yönelik üretilip pazarlanan kitaplar bir yana, türler açısından da kız ve erkek çocukların ilgileri konusunda çeşitli önyargılar söz konusudur. Kızların erkeklere nazaran daha çok okuduğu ve toplumsal meselelere odaklanan kitaplara daha fazla ilgi duydukları düşünülmektedir. Erkek çocuklarsa daha çok macera kitaplarına eğilim duymakta, bununla birlikte çizgi roman, bilgisayar oyunları gibi konularda kızlardan daha önemli bir tüketim kitlesi olarak görülmektedirler. Cinsiyet fikri çocuklukta inşa edildiği gibi, kız ve erkek çocukların toplumda kabul gören rollerini benimsemeleri konusunda da bu dönemde okudukları kitapların, izledikleri filmlerin etkisi büyüktür. Bu nedenle çocuk edebiyatı alanında bir eserin belli bir cinsiyete yönelik üretilmesi sakınca taşımakta, bu alanda üretilen eserlerin içeriği, kadın ve erkek karakterlerin davranış biçimlerinin, geleneksel cinsiyet rollerini nasıl yeniden ürettiği konusuysa tartışmaya değer gözükmektedir. Kadın ve erkeğe özgü olduğu kabul gören konuşma, yürüme, davranış biçimleri, kadın ve erkeğe ‘uygunluğuna’ göre ayrılmış olan meslekler ve çocukların cinsiyetlerine göre bu mesleklere yönlendirilmesi, kızların ve erkeklerin başarılı olduğu alanların ayrışması gibi pek çok konuda çocuk edebiyatında mevcut eserler kabulleri yeniden üretmektedir. Oturumda bir yandan mevcut eserlerin cinsiyet rolleri açısından değerlendirilmesi yapılırken, diğer yandan edebiyat aracılığıyla çocuk ve gençlerin halihazırda varolan kabullerden nasıl özgürleşebileceği sorunu ele alınarak öneriler gündeme getirilirken: Kız ve erkek çocuklar eşit koşullarda yetiştirilebilseydi, kitap seçimleri günümüzden farklı olur muydu? Çocuk kitaplarında cinsiyet rollerinde kuşaklar arası farklılıklara nasıl değiniliyor? Kadınların toplumdaki rolü, kadınlara ve erkeklere uygun bulunan meslekler konusunda günümüz kitaplarında farklılaşma var mı? Çocuk edebiyatında kötü üvey anne ve temsiliyeti? LGBTİ karakterlerin çocuk kitaplarında hiç yer almaması ya da az yer almasının nedenleri dini-politik baskı unsurlarının dışında neler olabilir? Çocuk kitapları “ilk cinsel eğitim” için bir zemin oluşturmalı mıdır? Tekil ebeveyn, eşcinsel ebeveyn, koruyucu ebeveyn karakterler yeterince yer alıyor mu? Çocuk edebiyatında “mesele” sansüre veya filtrelemeye maruz kalıyor, bir tür mutluluk edebiyatı da diyebileceğimiz bu edebiyat türünde cinsel taciz, ensest gibi meseleler nasıl işleniyor? Yankıları nasıl oluyor? Pinokyo, Kimsesiz Çocuk Remi, Define Adası, Tom Sawyer, Oliver Twist, Harry Potter vb. üzerinden klasik çocuk edebiyatında “kimsesiz” kalıp hayatla mücadele eden çocuk karakter neden hep erkek cinsiyet üzerinden tekrar ediliyor? Bu bağlamda Uzun Çoraplı Pippi’nin başarısı ilk olmasından mı kaynaklanıyor? Sorularına konuşmacı ve katılımcıların katkılarıyla cevaplar aranacaktır.

20.00 – 21.00 /  Forum: Peki Kendine Ait Odanın Dışında Neler Oluyor?

Moderatör: Ayşe Düzkan

Söyleşi Ortağı: Marjaneh Bakhtiari

Mekan: MSGSÜ Bomonti Konferans Salonu

Virginia Woolf kadınlara yazmak için kendilerine ait bir odanın ve kendilerine ait bir gelirin ne kadar önemli olduğunu hatırlattı. Ama o odanın içinde bulunduğu ülkenin koşulları ve o gelirin nasıl kazanıldığı kadınların hayatlarını, zihinleri ve yazma pratiklerini şekillendiriyor. Coğrafya gerçekten kader mi? Yaşadıkları ülkenin siyasal toplumsal koşulları kadınların edebiyatını nasıl etkiliyor? Kadınların edebiyatı coğrafyanın kaderini değiştirmenin yollarından biri olabilir mi? Bu forumda (panelde?) bunları tartışacağız.


13 Mart 2018 Salı


18.00 – 19.45 / Yuvarlak Masa: Edebiyatta Annelik

Moderatör: Aylın Dikmen

Konuşmacılar: Aylın Dikmen, Cilla Naumann, Helena von Zweigbergk, Sema Aslan, Tülin Kozikoğlu

Mekan: Kadın Eserleri Kütüphanesi

Yetişkin ve çocuk edebiyatına annelik kavramı üzerinden yaklaşmak amacındaki yuvarlak masa toplantısı, kadın yazı-sında anne karakterler ve annelik durumlarının nasıl işlendiğini merkeze alarak, anneliğin özgür bir seçim olup olmadığı sorusu içinden, annelik-fedakârlık ilişkisi, tek anne, başka anne öznelerini konuk ve katılımcıların katkısıyla tartışacaktır.

18.30 – 21:00 / Atölye: “Tuhaf” Çocuk Öyküleri

Yürütücü: Sassa Buregren

Mekan: İsveç Araştırma Enstitüsü

(Atölye 20 kişiyle sınırlıdır, lütfen bilgi@kadinyazisi.com adresinden kayıt olunuz.)

Çocuk edebiyatında “öteki”nin gündeme alınacağı atölye çalışmasında, son yıllarda örnekleri sayıca artmakta olan “tuhaf” çocuklar ya da gelenekselin dışındaki aile ve yaşam biçimlerinin öykülerini yazmayı amaçlıyoruz.

20.00 – 21.00 / Söyleşi

Moderatör: Tülin Ural

Katılımcılar: Cilla Naumann, Helena von Zweigbergk

Mekan: Kadın Eserleri Kütüphanesi 


14 Mart 2018 Çarşamba


18.00 – 19.45 /  Panel: Grafik Romanda Kadın Karakterler

Moderatör: Gülcan Yıldız

Konuşmacılar: Buket Akgün, Karolina Bång

Mekan: Kadın Eserleri Kütüphanesi

Kendisini feminist bir çizgi roman sanatçısı, illüstratör ve müzisyen olaran tanımlayan İsveçli sanatçı Karolina Bång, ürettiği eserlerde cinsiyet kavramını tersyüz ediyor. Çizgi roman, manga ve animeler üzerine araştırmalar yapan Buket Akgün ise, derslerinde kurmaca eserlerde cadılara yer veriyor. Biri sanatçı, diğeri akademisyen olan bu iki isim Japonya’dan İsveç’e farklı kültürlerde çizgi roman, grafik roman, manga gibi farklı türlerdeki eserler üzerine konuşacak. Onlara sohbetlerinde eşlik edecek isim ise çalışmalarını ağırlıkla çizgi roman ve çocuk kitapları alanında yürüten editör Gülcan Yıldız.

20.00 – 21.00 / Performans

Katılımcılar: Didem Erk & Şafak Çatalbaş- İstanbul Performance Arts; Esen Kunt- İstanbul Performance Arts

Mekan: Kadın Eserleri Kütüphanesi


15 Mart 2018 Perşembe


18.30 – 21.00 /  Atölye: Grafik Roman I

Yürütücü: Karolina Bång

Mekan: İsveç Araştırma Enstitüsü

(Atölye 20 kişiyle sınırlıdır, lütfen bilgi@kadinyazisi.com adresinden kayıt olunuz.)

İsveçli grafik roman sanatçısı Karolina Bång yürütücülüğünde gerçekleştirilecek iki günlük atölye çalışmasında, karakter kimliklerini oluşturan normativenin sorgulanmasıyla, karakterlerin alışıldık tiplemelerden nasıl arındırılabileceği yönünde giriş uygulamaları yapılacaktır.

1. Gün: Öykü ve çizgi romanlar anlatılarındaki normların feminist eleştirisi. Feminist çizgi roman ya da grafik roman senaryosu nasıl geliştirilebilir? Katılımcıların eleştirileri ışığında bu soruyla ilişki kuran ortak çalışmalar yapılacak ve ardından katılımcılar bu egzersizleri öykü ve çizgi romanlarına dönüştürecekler.


16 Mart 2018 Cuma


10.00 – 14.00 / Cins Adımlar: Toplumsal Cinsiyet ve Hafıza Yürüyüşleri

Mekan: Balat

(Atölye 25 kişiyle sınırlıdır, lütfen bilgi@kadinyazisi.com adresinden kayıt olunuz.)

Yaşadığımız şehri ne kadar tanıyoruz? Önünden onlarca kez geçtiğimiz binaların, sokakların, parkların ve meydanların nelere tanıklık ettiğini, kimlerin hikayelerine kucak açtığını biliyor muyuz? Toplumsal hafızadaki suskunlukların şehrin mekanlarına, sokaklarına, parklarına nasıl yansıdığını görebiliyor muyuz? Bizler Cins Adımlar: Toplumsal Cinsiyet ve Hafıza Yürüyüşleri ekibi olarak toplumsal cinsiyet odaklı hafıza yürüyüşleriyle hem bu ilişkileri daha iyi anlamayı hem de şehrin görünür olmayan hafızalarının izini sürerken şehre ve kendimize dair yeni pencereler açmayı umuyoruz.

Gezi alanı: Balat, Fatih, İstanbul

http://cinsadimlar.org/

16.45 – 17.45 / Okuma ve Söyleşi

Konuşmacılar: Ayşe Düzkan, Jessica Schiefauer

Mekan: Kadın Eserleri Kütüphanesi

Jessica Schiefauer, cinsiyet değiştiren bir karakteri anlatan romanı “Oğlanlar / The Boys” üzerine, kitabı Türkçe’ye kazandıran Ayşe Düzkan ile söyleşecek. Söyleşi esnasında, her ikisi de, romandan çeşitli bölümleri hem İngilizce hem Türkçe’de okuyacaklar.

18.00 – 19.45 / Forum: Yayıncılık

Moderatör: Aksu Bora

Konuşmacılar: Aksu Bora – Ayizi, Aylime Aslı Demir – KaosGL, Ayşe Düzkan – Güldünya, Eda Ağca – Delikadın, Meryem Selva İnce – Reçel Blog, Müge Gürsoy Sökmen – Metis, Nalan Çelik – Türkiye Yazarlar Sendikası, Öykü Özçinik – Sel, Tülay Ferah – Yazarlar Sendikası, Yonca Cingöz – Türkiye Yayıncılar Birliği

Mekan: Kadın Eserleri Kütüphanesi
 
Yayıncılık politikalarını belirleyen saikler yalnızca içeriden değil aynı zamanda dışarıdan, dünya ve ülke şartları tarafından oluşmaktadır. Yayın kurulunun kararları kadar, siyasi ve kültürel atmosfer de metinler üzerinde/içerisinde belirleyicidir. Metinlerin maruz kaldığı sansür hatta ilk aşamada kişinin kendine uyguladığı otosansür, bu dış belirleyicilerin ilk sonuçlarıdır. Ardından içeriden, erkek editör ve yazarların başat olduğu dergiler, diziler, kurullar, derlemeler, bu kişilerin kişisel kararları, dayatmaları ve editoryal müdahaleleri doğrultusunda eserler etkilenmektedir. Bu kişisel kararlarla oluşan yayınlarda kadın ve lgbti bireyler dışarıda bırakılmakta, ayrıca bu minvaldeki yayınevlerinin “cadı kazanını kaynatan” feminist ve queer eserlere yer vermemektedir. Bu çerçevede bu oturumda heteronorm karşıtı ve feminist yayınevlerinden, dergilerden davetimizi kabul eden kişilerle Türkiye’deki yayıncılık politikaları, üretim ve denetleme üzerine konuşup tartışmayı planlıyoruz.

18.30 – 21.00 / Atölye: Grafik Roman II

Yürütücü: Karolina Bång

Mekan: İsveç Araştırma Enstitüsü

(Atölye 20 kişiyle sınırlıdır, lütfen bilgi@kadinyazisi.com adresinden kayıt olunuz.)

İsveçli grafik roman sanatçısı Karolina Bång yürütücülüğünde gerçekleştirilecek iki günlük atölye çalışmalarında, karakter kimliklerini oluşturan normativitenin sorgulanmasıyla, geleneksel tiplerden nasıl arınılacağının uygulamalarına giriş yapılacaktır.

2. Gün: Öykü ve çizgi roman anlatılarındaki mevcut normların cinsiyetler açısından eleştirel perspektiflerle ele alınması.

Karakterin normal görünmesini sağlayan normu, öykü nasıl büker, karaktere bakış açılarının değişimi nasıl gerçekleşir? Karakterler, bedenler ve öyküleri üzerine normları eleştiren bir gözle çalışma sürdürülecek.

20.00 – 21.00 / Forum: Edebiyatta Aşk ve Cinsellik 

Moderatör: Sevgi Hilton

Söyleşi Ortağı: Elisabeth Hjorth

Mekan: Kadın Eserleri Kütüphanesi

Aşkla kastedilen ille kadın ve erkeğin aşkı mı? Eşcinsel aşkın toplumda yeri var mı? Kadın ve erkeğin, homoseksüel ya da heteroseksüel bireylerin aşk deneyimleri toplumsal olarak nasıl farklılık göstermekte? Evlilik cinselliğin yasallaşması için bir zorunluluk mu? Bekaret kavramı, evlilik cinselliğin tabu olarak görülmesi yaşadığımız dünyanın halihazırda süren sorunları mı? Bütün bu sorular içinde bulunduğumuz toplumun kabulleri çerçevesinde tartışılmaya açıkken, Türkiye ve İsveç gibi iki başka ülkenin edebiyatında kendilerine nasıl cevaplar bulmaktalar? Bu forumda, sorduğumuz sorular ışığında, edebiyat tarihlerimizde üretilen eserlerde aşkın ve cinselliğin, cinsiyetlerin ve cinsel yönelimlerin nasıl bir çerçevede ele alındığını tartışmaya açacağız. Edebiyat toplumsal cinsiyet rollerini ve heteronormativiteyi eleştiriyor mu, yoksa mevcut normları yeniden mi üretiyor? Bu soru ekseninde edebiyatın toplumsal dönüştürücülüğünü de merceğe almayı tasavvur etmekteyiz.


17 Mart 2018 Cumartesi


11.00 – 13.00 / Panel: Ekofeminist Yazı

Moderatör: Feryal Saygılıgil

Konuşmacılar: İpek Şahbenderoğlı, Sevcan Tiftik, Simlâ Sunay

Mekan: MSGSÜ Bomonti Konferans Salonu

1960’larda Hindistan’da Çipko Hareketi sırasında kadınlar korunmak/korumak için ağaçlara sarıldılar ve 1974 yılında akademi ilan etti; ekofeminizm. Egemen ataerkil yaşam modelinde, kadın doğaya (eve), erkek ise kültüre (dışarıya-kamusal alana) ait olarak kabul edilir. Doğa, kültürden, kadın da erkekten aşağı görülmektedir. Kadınların ezilmesi, ikinci plana itilmesi ve doğanın sömürülmesi arasında bağlantı kuran, bu nedenle, kadınların yeşil hareket içinde üretici ve uygulayıcı (kentte eylem ve söylem, kırsalda tarım araştırmaları, çiftçilik) olmalarını amaçlayan ekolojik feminist düşünce hareketi, 3.Dünya’da özellikle Asya’da etkin rol üslenmektedir. Günümüzde, doğa hareketlerinin çoğunun başını kırsalda yerel kadınlar çekerken, kadın edebiyatı kentte bu söylemi 17. yüzyıldan bu yana gizli ve alçak sesle konuşuyordu. Şiir ve felsefede başlayan bu fısıltı 1970’lerden sonra romanda gittikçe güçlendi ve kadın ‘doğa adına konuşma’ sorumluluğunu bilinçli/bilinçsiz üstlendi. Feminizm farklı adalet savunularına eklemlenebilen doğurgan bir direniş fikri olarak genişlerken, bu direnişin içinden ekofeminizm güçlü bir damar olarak capcanlı akıyor. Bütün devrimlerdeki gibi, edebiyatın ekolojik devrim için de öncül ses olduğunu varsayarak, bu oturumda ekofeminist yazının izleğinde şu sorulara cevap arıyoruz: Doğanın dişil adlandırmalar eşliğinde tahakkümüne karşıt kadın yazar öncelikle ‘erkek yapısı doğa-kadın imge özdeşliğini’ ayırmayı mı hedefliyor? Kadın yeryüzündeki tüm canlı türler adına konuşma gücünü yalnızca ezilen bir cins olmasından mı alıyor? Kurgu metinde ‘Doğa Adına Konuşmak’ ve ‘Doğayı Yazmak’  nasıl bir biçim ve dil örgüsü doğuruyor? Ekofeminist mesele kadın yazarlarda daha yenilikçi ve deneysel bir dil cesaretini de beraberinde getiriyor mu? Akımın Hindistan’daki hareketler sonrası edebiyata yansımaları düşünülürse, aktivizm-edebiyat-politika ilişkisi günümüzde nasıl yönleniyor? Ekofeminist yazı, edebiyatta insanmerkezciliğinin sonunu getirebilir mi? Eko-queer anlatım yolun neresinde? Doğaya kaçan kadın hangi kadın?

14.00 – 16.00 / Panel: Romanda Sesler, Diller, Kimlikler 

Moderatör: Müge Gürsoy Sökmen

Konuşmacılar: Ayşegül Devecioğlu, Elisabeth Hjorth, Gaye Boralıoğlu, Oya Baydar

Mekan: MSGSÜ Bomonti Konferans Salonu

Yazarlığını başkalarının paltosundan çıkmadan, egemenin geleneğini devam ettirmeden ve bir toplumun edebiyatının Kafka’sı olmadan sürdürenlerin yazın damarları farkındalıklarla beslenir. Türkçede türün ilk nüvelerini verdiği Osmanlı romanından günümüze, alternatif kurmaca evreni, sırtını ötekine dönmeden dayanışmayla yaratılır. Türkçe romanın ilk örneklerinde bir yandan kadınların yaşam tarzları, giyimi, davranışları modernleşme penceresinden sunulurken diğer yandan kadınların hak arayışları ve onlara biçilen anne, eş rollerini aşma çabaları, kadınların oturtuldukları kimliğin dışına çıkmak için uğraşları, kadınların roman birikiminin başlangıcını oluşturur. Fatma Aliye’nin Ahmet Midhat Efendi ile yazdığı kitapta isimsiz, sadece “Bir Kadın” olarak anılmasından bu yana çok zaman geçti. Artık kadınların anlatıları her geçen gün yeni çığlıklara, yeni seslenmelere ve suskunluklara açılıyor. Bu oturumda dilin, kadınların kendilerini ifade edebilmelerine dair hangi imkânları ortaya koyduğunu, bugün kadın yazarların keşfettiği ve peşine düştüğü seslerin nerelere açıldığını, açılabileceğini konuşmacı ve katılımcılarımızın katkılarıyla tartışmak istiyoruz.

16.15 – 17.30 / Söyleşi: Edebiyatın Kuşkusu

Katılımcı: Sema Kaygusuz

Mekan: MSGSÜ Bomonti Konferans Salonu

Genel olarak, bir kavrayış ya da bir edim olarak edebiyat üstüne düşündüğümüzde onu daima bir uyanıklık hali, huzursuzluk uyandıran bir karşı söz, hakikatle en yakın ilişkiyi kuran üstün gerçeklik alanı olarak ele alırız. Edebiyatı bu şekilde tanımak, tanımlamak hayatımızı kolaylaştırır da. Peki ya edebiyat kendi üstüne düşünür mü? Edebiyat ne zaman kendinden kuşkulanır ya da? Hezeyan ve acıdan geriye kalan söz ve estetik edebiyatın bozguncu yüreğinden mi çıkar, yoksa insanlığa tutunmaya çalışan işbirlikçi huyundan mı? Edebiyat kendinden kuşkulandığında, yazar bu kuşkunun vaizi (kurtarıcısı) mı olur, yoksa kuşkunun celladı mı? Edebiyat okurun ve yazarın en dürüst yanı mıdır sahiden? Beraberce soralım.


18 Mart 2018 Pazar


12.00 – 14.00 / Panel: Kadın Yazınında Başkalaşan Bedenler, Cinsiyetler, Türler 

Moderatör: Sibel Yardımcı

Konuşmacılar: Gülkan Noir, Irmak Zileli, Jessica Schiefauer, Zeynep Kaçar

Mekan: MSGSÜ Bomonti Konferans Salonu

Toplumsal cinsiyet, beden kurgularını inşa eden ve besleyen normlar, bir yandan edebiyat metinlerini şekillendirip cinsiyetlendirme, sağlamlık gibi mekanizmaları ayakta tutarken, diğer taraftan kimi metinler bu mekanizmaların işleyişini altüst etmektedir. Heteronormatifliğin şekillendirdiği beden, cinsiyet, cinsellik, ilişkilenme kurgularının dışında, insan merkezciliğinden uzak, melez ve sakat beden yaratımları sabitlenmiş algıların yeniden düşünülmesini sağlamaktadır. Bu içeriklere sahip metinler, stereotipleştirilen temsil özelliklerini aşarak beden ve türleri başka formlarda yaratırlar. Bu bağlamda; metinlerin ne şekilde beden, cinsiyet ve tür normlarından saptığını, sınırları belirlenmiş beden ve cinsellikleri nasıl yeniden ürettiklerini, özcü, kurucu, normatif yaklaşımların hegemonyasını nasıl reddettiklerini tartışacağız.

15.00 – 17.00 / Panel: Bilimkurgu, Siborg, İnsansonrası

Moderatör: Dijan Özkurt

Konuşmacılar: Jessica Schiefauer, Karun Çekem, Kutlukhan Kutlu, Nihan Sarı, Seran Demiral

Mekan: MSGSÜ Bomonti Konferans Salonu

Bilimkurgunun, tanımı gereği, bilim, felsefe, politika gibi kurgu dışı alanlardan en fazla beslenen edebiyat türü olduğu söylenebilir. Mevcut teknolojiyle gelecek dünyanın olası durumları hakkında bir çeşit beyin fırtınasının sonucu olarak üretilmesi gereği, akademik mecraların da ilgisinin arttığı yapay zeka, insan ve makine ilişkileri, robot, android veya siborg oluşların gündelik hayatı nasıl etkileyeceği, güncel bilimkurgunun üzerinde durduğu konular arasındadır. 1980’lerde Donna Haraway’in yazdığı “siborg manifesto”, bir yandan sosyal bilimler alanındaki tartışmaları genel bilim dünyası gündemlerine eklemlerken, diğer yandan kurgu ile kurgu-dışı, bilimkurgu pratiğiyle insan-sahnesi arasında köprü işlevi görmüştür. Ursula K. LeGuin, Margaret Atwood gibi isimlerin öncülüğünde kadınların bilimkurgu edebiyatı, üretilen eserlerin sosyal ve politik meselelerle bir arada tartışmasına olanak tanıyan bir bütüncüllük oluşturmasının yanısıra, son yıllarda popüler kültürde kendisine büyük yer bulmaktadır. Android karakterlerin sanal-gerçeklik kurmacası Westworld’den klonlar arası işbirliğini şirketler arası bir mücadele üzerinden anlatan Orphan Black’e, çağdaş kültürel tüketimin en popüler alanı olan dizilerde bilimkurgu güncelliğini korumaktadır. Hatta Atwood’un Damızlık Kızın Öyküsü’nün ardından LeGuin’in Karanlığın Sol Eli kitabının da diziye uyarlanacağı haberi, bu güncelliğin süreceğine bir işarettir. Cinsiyet farklılıklarından ekolojik krize, makinelerin toplumsal hayat üzerindeki etkisinden üreme ve nüfus politikalarına; çok geniş bir çerçevede güncel meseleleri odağına alan bilimkurgunun yol göstericiliğinde, kadınlık, insanlık, insanlığın geleceği, insan-sonrası tartışmalarının her biri bu oturumu şekillendirecek başlıklar arasındadır. LeGuin ve Atwood başta, kadın bilimkurgu yazarlarının bilimkurgunun gelişiminde etkisini odağa alacağımız panelin, şu sorularla zenginleşmesi amaçlanmaktadır: Bilimkurgunun ortaya çıkışından 20. yy’ın ikinci yarısına, uzay savaşları, insanın diğer türlere karşı mücadelesi gibi konuları işleyen bilimkurguda; bugünün gündeminde hangi konular yer almaktadır? Bugünün bilimkurgusunu şekillendiren alt başlıkları kadın yazarlar nasıl etkilemektedir? Makineler, yapay zeka, siborg gibi kavramlar cinsiyetler ötesi bir alan sunmakta mıdır? İnsansonrası kavramını, cinsiyet, cinsellik ve üreme açısından nasıl tartışmalı?

17.15-17.45 / Performans

Katılımcılar: Ayşe Lebriz Berkem, Başak Özdoğan

Mekan: MSGSÜ Bomonti Konferans Salonu

18.00 – 18.45 / Kapanış Okuması

Katılımcı: Ayfer Tunç

Mekan: MSGSÜ Bomonti Konferans Salonu