Header Reklam

İtalya Seyahati

 

Gezgin Dostlar, Edebiyat Dostları, Hem Gezen Hem Okuyan Dostlar,

Bugün size keyifle okuduğum bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Kitap İtalya’yı anlatıyor.

İtalya işte… Yüzyıllardır yazılıp çizilip duruyor dediğinizi duyar gibiyim. Kitaptan alıntılar aşağıda.

Bakalım kitabı ve yazarını tanıyabilecek misiniz? Yarışma yapmıyoruz,  herhangi bir ödül de yok. Ama bence kitap zaten başlı başına bir ödül. Kim bilir görmeyenler için erken rezervasyon bir İtalya seyahati de ödül olur.

Sözü uzattım galiba. Hemen kitaptan alıntılara geçeyim:

“Önümdeki manzaranın tadına varmaları için dostlarımın yanımda olmasını ne çok isterdim!

Bu akşam Verona’da olabilirdim, ama yanımda harika bir doğa duygusu, doyumsuz bir göz ziyafeti sunan Garda Gölü vardı ve ben yolumu uzatmanın mükâfatını görmüş oldum.”

“Birçok seyyah sırf harabelerin hatırına İtalya’ya geliyordu; Roma, dünyanın başkentiydi, barbarca talan edilmiş harabelerle doluydu, bu harabelerin ise yüzlerce kez resmi yapılmıştı, antik dünyadan kalan yalnızca Verona’daki amfi tiyatro idi ki bunu da yakında göreceğimi umuyordum.”

“Dağların yalçın olmaya son verdiği ve manzaranın göle doğru daha düzleştiği yerde art arda aşağı yukarı bir buçuk saat boyunca Gargnano, Boiacco, Cecina, Toscolan, Moderno, Verdom, Salo sıralanıyor. Bu çok nüfuslu bölgenin zarafetini hiçbir söz dile getiremez.”

“…verimli, hayat dolu bir dünyada ilerleniyor.”

Yazar Venedik hakkında “Şehir her ne kadar kanallar ve kanalcıklarla örülü olsa da, köprülerle ve köprücüklerle tekrar birleştirilmişti. Bütün bunların sıkışıklığını ve iç içeliğini anlamak için görmüş olmak gerekir.” Diye düşünüyor ve gondoluna binerken “ gondoluna uzanan her Venedikli gibi kendini Adriyatik Denizi’nin yarı efendisi gibi hissettiğini” belirtiyor. Venedik’i görenlere sormak lazım. Haksız mı?

Ya şu serzeniş size de tanıdık geldi mi?

“Eğer şehirlerini yalnızca biraz daha temiz tutsalar ki bu kolay olduğu kadar gereklidir de, sonucu yüzyıllar sonrasına kalacak kadar önemli olacak.” (!)

Yazar Bologna’da bakın ne diyor:

“Günümü elden geldiğince iyi değerlendirmeye çalışmak, görmek, tekrar görmek istedim. Ama sanat da hayat gibi: İçine girdikçe genişliyor. Bu gökyüzünde yine, benim hesaba katamadığım ve beni şaşırtan yıldızlarla karşılaşıyorum: Daha sonraki verimli sanat dönemlerinde parlamış Carracciler, Guidolar, Dominichinler. Ama bunların tam manasıyla tadına varmak için bilgi ve kanaat gerekir, bunlar da ben de yok ve ancak zamanla kazanabilirim” (Son söylediklerine aldanmayın, kendisi çok mütevazi).

İnanç ve sanat hakkında söylediklerine bakın: “Tarihi düşününce şöyle diyesim geliyor: İnanç, sanatları yeniden yükseltti, ama buna karşılık boş inanç onlara hakim oldu ve onları defalarca berbat etti.”

Toskana’da mutlu görünüyor ve “kamu binalarının, yolların, köprülerin görünüşünün güzelliğinden ve şaşasından” söz ediyor.

Kitap, yazarın gördüğü yerlerden, “ruhuna kazıdığı manzaralardan”, meydanlardan, sanat eserlerinden bahsederek ilerliyor ve bazen tanıdık şikâyetlere rastlıyorsunuz:

“Bu ülkeye hazırlıksız ve tek başına gelmekteki yanlışlığı şimdi anlıyorum. Farklı parayla, arabalarla, fiyatlarla, köhne otellerle uğraşmak, günlük dert.”

Kitabı okurken hem yazarın dertlerine ortak oluyor hem de sevinci ile coşuyorsunuz.

Evet, Roma’ya geldi: “Evet, nihayet dünyanın bu başkentine ulaştım!

… Şimdi rahatım ve galiba hayatımdan memnunum. Çünkü denebilir ki, insan kısmen içini dışını ezbere bildiği şeyi bütünüyle bizzat görünce yeni bir hayat başlıyor. Gençliğimin bütün rüyalarını şimdi canlı olarak görüyorum.”

“İnsan yalnızca Roma’da kendini Roma’ya hazırlayabilir” sözünü (aforizma) nasıl buluyorsunuz? Ya itirafı?

“Yine de itiraf edelim: Eski Roma’yı yenisinden çıkarıp anlamak tatsız ve üzücü bir iş. Ama bunu yine de yapmak ve sonucunda akıl almaz bir doyuma ulaşacağını ümit etmek gerekir. İnsan bir muazzamlığın ve bir yıkımın izlerine rastlıyor, bunların ikisi de bizi aşan şeyler.”

“Kaderin büyük takdiri ilahisinin çağdaşı oluyor, böylece de Roma’nın nasıl Roma üstüne kurulurken yalnızca yeninin eski üzerine değil, eskinin ve yeninin çeşitli dönemlerinin birbirinin üzerine kurulduğunu anlamak seyirci için baştan güç oluyor.”

“Başka yerlerde önemli olanı anlamak gerekir, burada ise bunlara gark oluyoruz. Gezdikçe ve durdukça çeşit çeşit tarzda saraylar, harabeler, bahçeler ve kırlar, uzaklar, yakınlar, evceğizler, ahırlar, zafer takları ve sütunlar, çoğu zaman da hepsi bir arada ve öylesine yakın ki bir sayfaya sığdırılabilir. Burada tek kalem yeter mi, bin tanesiyle yazmak gerekir!”

Önsöz ve son söz dahil 369 sayfa tutan bu kitabı size daha fazla özetleyecek değilim. Zaten çoğunu yazdın diyebilirsiniz. Hayır, sadece size tanıtmak için örnekler verdim. Kitap, İletişim yayınlarından çıkmış. İlk olarak 1816 yılında yayınlanan bu kitap yetkin bir isim olan Prof. Dr. Gürsel AYTAÇ tarafından Türkçe ’ye çevrilmiş. Ben çeviriyi beğendim. Kitap mı? Çok söze ne hacet?

Gerçi bilen biliyordur. Ama sizleri daha fazla merakta bırakmayayım. Efendim Kitap Johann Wolfgang Von Goethe tarafından kaleme alınan “İtalya Seyahati”.

Gezgince kalın, kitaplarda ve coğrafyalarda gezginliğiniz hiç bitmesin,

 

 

 

Johann Wolfgang von Goethe, İtalya Seyahati, Çev: Dr. Gürsel Aytaç, İletişim Yayınları, 2014.